Son dönemde Türkiye'de spor dünyasını sarsan bahis skandalları ve ünlü isimlerin karıştığı uyuşturucu soruşturmaları, toplumumuzun karşı karşıya kaldığı derin riskleri bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bu olaylar, özellikle çocuklar ve gençlerimiz için alarm verici: Rol modellerin bağımlılıklara kapılması, gençleri taklit etme riskini artırıyor.
Bahis ve uyuşturucu bağımlılığı, bireysel ve toplumsal yıkımlara yol açan en büyük tehditlerden. Türkiye'de yasa dışı bahis pazarının yıllık hacmi milyarlarca doları bulurken, 8-10 milyon kişinin düzenli bahis oynadığı tahmin ediliyor.
Yeşilay'ın 2025 raporlarına göre, kumar ve sanal bahise başlama yaşı 15'e kadar düşmüş durumda; 15 yaş üstü her 10 kişiden biri hayatında en az bir kez kumar oynamış. Uyuşturucu kullanımında ise başlama yaşı 12-13'lere inmiş; madde bağımlılığı tedavisi görenlerin önemli kısmı gençlerden oluşuyor. Bu bağımlılıklar, finansal çöküş, aile parçalanması, psikolojik sorunlar ve suç oranlarında artışa neden oluyor. Teknoloji bağımlılığıyla birleşince, çocuklar tablet ve telefon başında saatler geçirirken boşlukta kalıyor; bu da madde ve bahise yönelmeyi kolaylaştırıyor.
Ancak karanlık tablonun ortasında güçlü bir umut ışığı var: Spor
Spor, bağımlılıkla mücadelede en etkili araçlardan biri olarak kabul ediliyor. Yeşilay ve AMATEM gibi merkezlerde spor aktiviteleri, tedavi programlarının ayrılmaz parçası haline geldi. Düzenli egzersiz, dopamin salınımını doğal yollardan artırarak bağımlılığın yarattığı haz arayışını dengeliyor; stresi azaltıyor, özgüveni yükseltiyor, sosyalleşmeyi sağlıyor. Araştırmalar, spor yapan gençlerin bağımlılık riskinin önemli ölçüde düştüğünü gösteriyor.
Türkiye'den ilham verici örnekler de var. Zeytinburnu Belediyesi'nin 2010'da başlattığı proje, mobil buz pistine zarar veren madde bağımlısı gençleri buz hokeyi takımına dönüştürdü. Başlangıçta maçları farklı bu gençler, zamanla profesyonelleşti; Türkiye şampiyonlukları kazandı ve Avrupa'da Continental Kupası'nda grup ikincisi oldu. Sokaktan şampiyonluğa uzanan bu hikaye, boşlukta kalan gençlerin sporla nasıl yeniden hayata bağlandığını gösteriyor. Benzer şekilde, Çocuk Esirgeme Kurumu'nda yetişen bir gencin ragbi sporuna yöneltilmesiyle milli takıma seçilmesi, el uzatmanın ne kadar dönüştürücü olabileceğini kanıtlıyor.
Çocuklarımızı spora teşvik ederken odak noktamız kupa veya başarı değil; sosyalleşme, fiziksel gelişim ve disiplin olmalı. Aileler, okullar ve toplum olarak üzerimize düşeni yapmalıyız: "Aman bana ne" veya "Serseri olacak bu çocuk" gibi umursamaz tavırlar yerine, çevremizdeki gençlere ilgi göstermeliyiz. Eğitimsizlik ve ilgisizlik, bağımlılığın en büyük besleyicisi; spor ise en güçlü kalkanı.
Bağımlılık karanlık bir tünel gibi görünse de sporla aydınlatılabilir. Çocuklarımızı teknoloji ve madde tuzağından korumak için bugün spora sarılalım. Onlara el uzatırsak, yarınlar daha sağlıklı ve umut dolu olacak. Yeşilay gibi kurumların çalışmalarıyla birlikte, toplumun her kesimi bu mücadeleye katılmalı. Sporla dolu bir hayat, bağımlılıksız bir gelecek demektir.