27 Ocak 2026 Salı   

Bekir Taner ATEŞ / BATİAD Yön. Kur. Bşk. / Üretimin Sesi

SESSİZ BİR ÇÖKÜŞÜN EŞİĞİNDEYİZ!

 

Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri olan tekstil ve hazır giyim, bugün belki de son 30 yılın en ağır krizinden geçiyor. Bu yalnızca dönemsel bir daralma ya da konjonktürel bir yavaşlama değildir. Yaşadığımız tablo, yapısal sorunların birikimiyle ortaya çıkan, derin ve çok boyutlu bir krizin açık göstergesidir.
Rakamlar durumun vahametini net biçimde ortaya koyuyor. 2025 yılının ilk yarısında tekstil sektöründe 3 binden fazla şirket kapandı, yaklaşık 56 bin emekçi işini kaybetti. Bu rakamlar, sadece istatistik değil; her biri kapanan bir atölye, sönen bir ocak, dağılan bir aile düzeni demektir. Anadolu’nun birçok kentinde tekstil, yalnızca bir sektör değil; sosyal hayatın ve yerel ekonominin omurgasıdır. Bu omurganın kırılması, zincirleme bir ekonomik ve sosyal tahribat yaratmaktadır.
Son dönemde krizle ilgili haberlerde dikkat çeken bir başka kritik detay ise, çok sayıda Türk tekstil firmasının üretimini Mısır’a kaydırmasıdır. Yüzlerce şirket, Türkiye’deki fabrikalarını kapatarak üretimlerini yurt dışına taşımak zorunda kalmıştır. Bunun temel nedeni elbette firmaların ülkesine olan bağlılığını yitirmesi değil; artan maliyetler karşısında rekabet edemez hale gelmeleridir.
Enerji fiyatları, işçilik maliyetleri, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve kur politikalarının ihracatçı üzerindeki baskısı, tekstilcinin belini bükmüştür. Buna karşılık Mısır gibi ülkeler; düşük iş gücü maliyetleri, cazip teşvik paketleri, vergi avantajları ve Avrupa pazarına yakınlık gibi unsurlarla Türk yatırımcılar için alternatif üretim merkezleri haline gelmiştir. 
Burada altını çizmemiz gereken önemli bir nokta var: Sermaye giderse, istihdam gider; istihdam giderse, bilgi birikimi ve tecrübe de gider. Tekstil sektörü, Türkiye’nin en fazla istihdam yaratan alanlarından biridir. Kadın istihdamının yüksek olduğu, gençlere iş imkânı sunan bu sektörün zayıflaması, yalnızca ekonomik değil, toplumsal bir sorun olarak da ele alınmalıdır.
Ne yazık ki son yıllarda sektörün uyarıları yeterince dikkate alınmamıştır. Oysa tekstilci uzun süredir “rekabet gücümüz eriyor” diye haykırmaktadır. Bugün yaşanan şirket kapanmaları, dün duyulmayan bu seslerin doğal sonucudur.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle, tekstil ve hazır giyim sektörüne yönelik acil bir destek ve yeniden yapılanma programı hayata geçirilmelidir. İhracatçının kur politikalarıyla cezalandırılmadığı, enerji ve işçilik maliyetlerinde dengeleyici mekanizmaların devreye alındığı bir sistem kurulmalıdır. Finansmana erişim kolaylaştırılmalı, KOBİ’ler için uzun vadeli ve düşük faizli kredi imkanları sağlanmalıdır. Ayrıca yeşil dönüşüm ve dijitalleşme yatırımları için özel teşvikler sunulmalıdır.
Unutulmamalıdır ki tekstil sektörü ayakta kalırsa, Türkiye ayakta kalır. Bu sektör sadece üretim değil; istihdam, ihracat, sosyal denge ve bölgesel kalkınma demektir. Bugün atılacak doğru adımlar, yarın kaybettiğimiz fabrikaların, iş gücünün ve pazarların geri kazanılmasını mümkün kılabilir.
Aksi halde, üretimini bir bir yurt dışına taşıyan firmalarla birlikte, “Made in Türkiye” etiketinin gücünü de sessizce kaybetme riskiyle karşı karşıyayız. Bu sessiz çöküşe dur demek hâlâ mümkün. Yeter ki sektörü duyalım, anlayalım ve birlikte çözüm üretelim.

Tarih: 20 Ocak 2026 Salı    Hit: 1370




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol