İlyas ÇAĞLAYAN / Tiyatrocu / Oyuncu / Kültür - Sanat
KULİS IŞIKLARI ALTINDA GÖRÜNMEYEN EMEK
Işıklar yanar. Perde açılır. Alkışlar yükselir.
Seyirci, sahnedeki oyuncuya bakar; alkış ona gider.
Oysa sahnenin arkasında, alkışsız bir dünya vardır.
Kulis, sanatın en sessiz ama en gerçek mekânıdır.
Orada ter vardır, telaş vardır, sabır vardır.
Heyecanını bastırmaya çalışan bir oyuncu, son kez metnine göz atan bir reji asistanı, ışığı bir saniye geç yakmamak için nefesini tutan bir teknik emekçi…
Hiçbiri görünmez; ama hepsi olmazsa olmazdır.
Kültür ve sanat çoğu zaman “sahne” ile ölçülür.
Oysa sahne, buzdağının yalnızca görünen kısmıdır.
Bir oyunun dakikalar süren alkışı, aylarca süren emeğin kısa bir özetidir.
Kulis, yalnızca fiziksel bir alan değildir; aynı zamanda sanatın vicdanıdır.
Orada ego değil, dayanışma vardır.
Orada yıldız olmak değil, işini doğru yapmak önemlidir.
Kulis aynı zamanda bir sınav alanıdır.
İnsanın kendisiyle yüzleştiği yerdir.
Sahne önünde güçlü görünmek zorunda olanlar, kuliste kırılganlıklarını saklamaz.
Kimi sessizleşir, kimi dua eder, kimi aynaya bakıp cesaret toplar.
Çünkü sanat, cesaret işidir; bu cesaret ise çoğu zaman kuliste filizlenir.
Bir oyunun kaderi bazen bir repliğe değil, bir saniyelik ışığa, bir sesin doğru anda açılıp kapanmasına, bir dekorun sağlam durmasına bağlıdır.
Bu yüzden kulis, detayların kutsal alanıdır.
Orada “idare eder” yoktur; ya doğru yapılır ya da yapılmaz.
Ne yazık ki kültür-sanat emekçisinin görünmeyen yüzü çoğu zaman unutulur.
Afişlerde isimleri yazmaz, röportajlarda söz verilmez, alkışlar onların adını bilmez.
Ama onlar bilir.
Yaptıkları işin, bir çocuğun ilk tiyatro anısını, bir gencin hayata bakışını, bir yetişkinin iç dünyasındaki kilidi açabileceğini bilirler.
Kulis, sabrın da okuludur.
Bazen aylarca hazırlanan bir oyun,
bir akşamda kaldırılır.
Ama emek çöpe gitmez.
O emek, bir sonraki oyuna taşınır.
Çünkü sanatçı bilir; emek kaybolmaz, yalnızca biçim değiştirir.
Belki de bu yüzden sanatla uğraşan insanlar hayata başka bakar.