2025’i; felaketleriyle, krizleriyle, tartışmalarıyla, kayıpları ve kazanımlarıyla, türlü türlü skandallarıyla geride bıraktık. Terörsüz Türkiye misyonu adına atılan adımlar, “yapılamaz” denilen deprem konutları ve yeniden inşa edilen şehirler, Meclis’teki yumruklu kavgalar, ateşkes ilanına rağmen saldırılarına devam eden İsrail’in bitmek bilmeyen alçaklıkları, belediyelere yönelik yolsuzluk operasyonları ve son olarak medyadaki yozlaşmış düzene karşı yürütülen soruşturmalar…
Trump’ın akıl almaz hamlelerini de eklediğimizde, memleketimiz ve İslam âlemi adına son derece karmaşık, üzücü, sarsıcı ve öğretici bir yılı geride bıraktığımızı söylemek yanlış olmaz.
Özellikle gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un vitrinde yer aldığı, medyadaki düzene dair ortaya saçılan haberler; kanaatimce okuyanı da izleyeni de derin bir şaşkınlığa sürüklemiştir. “Artık alıştık” zannettiğimiz tüm çürümüşlükler, “buna da şaşırmayız” dediğimiz bütün bozulmalar bir bir yüzümüze çarpmaktadır.
İnsanın ikircikli yapısı, yanıltıcılığı ve iç içe geçmiş hesapları; kısacası o meşhur alacası tam da burada kendini gösteriyor. Bir kez yoldan çıkan, o mozaiğin içinde kaybolan için geri dönüş hiç de kolay olmuyor. Boşuna denmemiş:
“Bozulduğu zaman insandan daha korkunç bir yaratık yoktur.”
*
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, hükümeti Avrupa’ya şikâyet etmeye devam edeceğini açıklaması ise başlı başına bir akıl tutulmasıdır.
Bir yandan balıkları bahane edip füze testleri üzerinden tuhaf açıklamalar yapmak, diğer yandan Türkiye’yi Avrupa kapılarında şikâyet konusu hâline getirmek artık eleştirinin değil, doğrudan milletin aklıyla alay etmenin karşılığıdır.
İsrail’in kuklası hâline gelmiş, insan hakları ve medeniyet konusunda bırakın ders vermeyi, bizim vereceğimiz dersten dahi nasiplenemeyecek bir Avrupa’ya gidip hükümeti şikâyet etmek hangi mantığın ürünüdür?
Netanyahu’nun ağzından çıkacak iki kelimeye kendi halklarını rehin vermiş, Trump’ın son hamleleriyle iyice kendi derdine düşmüş bir yapı; hak, hukuk, adalet ve insanlık adına Türkiye’ye ne söyleyebilir?
Diyelim ki söylediler…
Bundan mutluluk mu duyacağız?
Açık konuşmak gerekirse, anlamak gerçekten çok zor. Oysa Avrupa’dan bir “uyarı” gelirse söylenmesi gereken söz bellidir:
“Bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye.”
*
Trump’ın son hamleleri derken; elbette Maduro’nun başına gelenleri ve Danimarka’ya savurduğu tehditleri kastediyorum.
Maduro’nun, hiçbir direnişle karşılaşılmadan, uyuduğu odadan alınıp helikoptere bindirilmesi de; Trump’ın Grönland üzerinden Danimarka’yla alay edercesine konuşması da Amerika’nın “gücün sahibi benim” mesajını Rusya-Çin bloğuna karşı verdiği bir şovdur.
İran’daki sokak olaylarını gören, İsrail’in pervasızlığına şahit olan herkes için artık şu soru daha yüksek sesle sorulmaktadır:
Rusya–Çin ortaklığına yatırım yapılmalı mı?
Avrupa her ne kadar Trump’a karşı duruyormuş gibi görünse de, yarın Amerika’ya karşı birlik gösterebilecek bir gücü olmadığı da ortadadır. Bugün için oyunun galibi Amerika’dır.
Maduro hem petrol meselesi hem de İsrail karşıtı söylemleri sebebiyle zaten hedefteydi. Grönland ise yıllardır ABD için Rusya’ya karşı stratejik bir alan; küresel ısınmayla birlikte ticaret yollarının ve doğal zenginliklerin merkezine dönüşmesi de cabasıdır.
*
Ancak unutulmamalıdır ki, son gülen iyi güler.
Bizim için esas olan; Türkiye’nin refahı, yükselişi ve Türkiye üzerinden oynanmak istenen oyunların boşa çıkarılmasıdır. Terörsüz Suriye hedefini uzatmalara taşımaya çalışanların çabası beyhudedir.
İçimizde fonlanan İsrail yanlılarının, Venezuela haydutluğundan umut devşirmeye çalışması ise ayrıca ibretliktir.
Türkiye’nin meselesi zamandır; sonucu ise nettir.
Terörsüz bir bölge ve büyük Türkiye hedefinin önü fırsatlarla doludur.
Suriye üzerinden saz çalıp söz söyleyenlere kulak asmadan yolumuza devam edeceğiz.