Türkiye’de uzun süredir siyasetin aktör yetiştiremediği tartışmaları yapıla durur. Ben aktörden vazgeçtim çözüm de üretemediği ve üretemeyeceği konusunda büyük bir karamsarlığa kapılmış durumdayım. Kendimi bilmeye başladığım ilk günden bu yana envaiçeşit kriz, darbe, terör olayı, siyasi ve hukuki tartışma, kapışma ve gerginlikleri bizzat yaşamış, tanık olmuş bir neslin mensubu olarak daha önce hiç böyle bir duygu ya da düşünce durumuna düşmemiştim. Kenan Evren’in ‘bir sağdan bir soldan’ söylemiyle hukuku, kerrat cetveline , adaleti abaküs boncuklarına indirgediği darbe ve sonrası dönemde bile ülkenin içinde bulunduğu kaos ortamından mutlaka kurtulacağına dair güçlü duygularımız vardı. Bugün böyle mi?
Toplumun adalet sistemine olan inancı günden güne eriyor. Adalet siyasetin elinde sıradanlaşıyor ve muktedirler yeni bir dönem ve koltuk güvenliklerinin tesisini sağlamak amacıyla toplum nezdinde itibarı olmayan bir iki fügüranı “gambit” kontenjanından hakimlerin önüne atıyorlar. Yıllardır aydınlığa kavuşmamış, yarım bırakılmış dosyalar raflardan indiriliyor. Sözüm onlara ülkede “yargılanmayacak” ayrıcalıklı hiçbir sınıf, grup, partili, gazeteci vs yok havası yaratarak yeni ikna kampanyalarında kullanılmak üzere “broşürlerini süsleyecek” malzemeleri tedarik ediyorlar. Vatandaşın mutfağa, sağlığa, eğitime, geleceğine ayırması gereken bütçe, kazancını katlamaya başlarken muktedirler her şeyden uzak kendi gündemleriyle koltuklarını, makamlarını, saraylarını cilalıyorlar. Her geçen gün yeni bir oyun sahneye konuyor. Her geçen gün her şey daha da kötüye gidiyor.
Son olarak yıllar önce birinci sınıf Temel Hukuk derslerinde “iyi ya da kötü niyetin korunduğu haller” bahsinde varlığından haberdar olduğumuz “butlan” kavramı, ülkenin geleceğini riske atmak, milletin istikbalini karartmak pahasına siyasi çekişmelerin masasına meze yapılıyor. Seçmen iradesinin hiçe sayılarak seçilmişlerin yargı sopasıyla tek taraflı olarak terbiye edilmesi çalışmaları yetmiyormuş gibi şimdi de siyasi rakiplerini aynı sopayla ve şeytanı emekliye ayıracak yöntemlerle bertaraf etme gayretleri hiçbir utanç ya da sıkılma belirtisi taşımadan toplumun gözünün içine baka baka sergileniyor.
Siyasi kariyerindeki en büyük başarısı Kemal Kılıçdaroğlu’nu yenmek olan, bunun üstüne de yeni bir hedef koyamayan Akp Genel Başkanı Erdoğan, İmamoğlu’na karşı aldığı 3-0’lık mağlubiyetin acısını CHP’den çıkarmanın yolunu “mutlak butlan” aracılığıyla bulmuş olduğunu düşünüyor. Ayrıcalıklarla donattığı iş, aş, ekmek, koltuk, makam dağıttığı ve bunlar karşılığında da “mutlak itaatlerini” sağladığı biatçılarıyla Kılıçdaroğlu’na karşı bir zaferi daha kendisine hak görüyor. Elbette ki bu yolla millete de zulmü.
İki yıl önceki bir konuşmasında herkese mavi boncuk dağıtırken CHP’nin devletçilik okunu yeşil ve morlarla şenlendireceğini söyleyen Özgür Özel’in rekor denemesine Kılıçdaroğlu el yükselterek yedinci oku, “Ampulcülüğü” eklemek üzere partiye geri dönüyor. Gerekçe “mutlak butlan”. Hedef “mutlak sultan”. Milletin hiçbir sorununu çözemeyen, çözmeye becerisi olduğu da görülmeyen, aksine tüm bu sorunların müsebbibi olan iktidara “can suyu projesi” olacağı geri ödemesiz siyasi krediyi tanımlamak pahasına geri dönüyor. İktidar için artık “Asayiş Bay Kemal”. Fakat unuttukları bir şey var. Bir düşünürün dediği gibi “Bazıları itaat etmek için doğar. Bazıları ise görmekle lanetlenmiştir.”
Bu gidişat lanetli bir geleceğin hattı üzerinde ilerlese de bizim için hatrı olan, mübarek ve kutsal olan satıhtır.