Yazılarımı gazeteye göndermem için beş gün önceden haberdar ediliyorum. Haber gelir gelmez yazacaklarım üzerinde karar vermeye çalışıyorum. Ayda bir değil de her gün yazsam böyle bir derdim olmayacak. “Analı kızlı bir şeyler yapar ısmarlarım” derken gündem bir değişiyor. Tüm yazacaklarım iptal. Bu ay da böyle oldu. Nasıl olmasın ki?
Bennu Gerede adlı bir ünlümüz katıldığı internet programında, koyu renkli kıyafetinin altında hiçte gözümüze çarpmayan kolyesiyle gündemin üzerinde mastürbasyon yaptı. Sunucunun ısrarlarıyla ikizlerinin arasından çıkardığı kolyenin marifetlerini “ürün tanıtımı” tadında anlattığı için gözaltına alındı. Bennu’nun suç aleti bir portatif vibratördü. Canı istediğinde ki (herkes öyle yapar) aleti kendisine çektiğini ve kendisini tatmin ettiğini söyledi. Neyse ki kendisi için alınan yasal önlem, gözaltına alınması kadar komikti de güldüm biraz. Bennu “yurtdışı çıkış yasağı” tahdidi almıştı. Yurtdışında mastürbasyon yapması engellenmişti ve ne yapacaksa güzel yurdumun sınırları içerisinde yapabilirdi. Bizi ele güne rezil etmesindi. Bütün bunlar, küçücük kızlarımızla evlenen, erkek çocuklarımıza tecavüz edenlerin yargılanmaları sırasında adliye önlerinde kendilerini destekleyen “hominidleri” bulabildiği mekan ve zamanlarda oldu.
Bir başka mesele Terörsüz Türkiye mavalıydı ve çerçeve yasası hafta içinde yayınlandı. 12 maddelik metni çıkar çıkmaz inceledim. 7.maddede yasanın sahibi olmadığını, 10.maddesinde yürütülmesi için görev alacakların gelecekte “vatana ihanet” suçundan yargılanmamaları için önlem alınmaya çalışıldığını gördüm. Kalan maddeler içinse infazın ertelenmesi, kapsam ve sınırları ile itiraz esasları düzenlenmişti. Daha fazlasından da komisyon başkanı dahil, kimsenin haberi olduğu izlenimi pek edinilmiyor. Terörsüz Türkiye markası ile önümüze konan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi ünvanlı bu projenin Tom BarRack’ın kafasının tası altından çıktığına olan inancım sonsuz. İnancın dışında bir kere millete anlatılmadan, seçimlerde parti programlarına alınmadan, usülü-esası tartışılmadan sözüm ona “bilge kadrosundan siyasi figürümüzün” rüyasını yorumlamaya çalışarak başladı bu süreç. Kılıçdaroğlu ülkeyi Pkk’ya teslim edecek kampanyasıyla montaj görüntülerle seçmeni kandıranlar, seçimlerden hemen sonra “Kurucu liderleri, ulu önderleri Apo”nun etrafında kenetlendi. Oysa daha güzel ve demokratik yöntemlerle, tabandan başlatılarak ülkenin sokak aralarına kadar işletilen bir yapı tasarladığı için sözüm ona “bilge lider” bugünün Cumhurbaşkanı’na demediğini bırakmamıştı.
Şimdi ise yasa diye önümüze Barrack’ın (Abd-İsrail) projesi, Apo’nun direktifleriyle bir garabet dizisi çıkardılar. Pkk yandaşları ve kanallarını izliyorum. Onlar da memnun değil. Fakat kanaat önderleri, memnuniyetsizleri aynen şu mealde ifadelerle ikna ediyorlar; “Evet haklısınız yeterli değil. Fakat başlangıç için hiç fena sayılmaz.” Bence de onlar için hiç fena sayılmaz. Hayatları boyunca kimin hıyarı varsa, tuzu alıp koşmuş tuzluklar şimdi de Ortadoğu’da İran üzerine sürülecekleri sırada Türkiye’den hiçbir tehdit gör(e)meyecekleri bir güvence altına alınıyor olmasınlar. Suriye üzerindeki “hak” düşünceleri bakiye olarak dururken bölgede yeni bir fitne figürasyonu almak onlar için yük değil. Varlıkları Abd-İsrail konsorsiyimuna armağan.
Bizi ilgilendiren bir başka gariplik ise taraflardan birinin sorunu “terör” diğerinin ”etnik” olarak tanımlaması. Yolda düzülmesi hedeflenen kervanın kervanbaşının bu konuda fikri yok. Kaç deve olursa o kadar yük olur kafasında.
Bir de yazımın geç kalmasına sebep olan “Mekke Savunma Anlaşması” var. Harika bir dümen. İyimser bakarak “ekonomik kaygılarla” imzaladığımızı düşündüğümüz anlaşmanın diğer yanı için hiç yormak istemiyorum kafamı bugün. Soğuk savaş dönemlerinin sonu fos çıkan paktlarının bir benzeri gibi olsun istiyorum. Askeri ve savunma işbirliği adı altında biraz “mali güç” edinip pisti boşaltacaksak sorun yok. Bağdat Paktı, Bağlantısızlar (bize karşı)Arap Ortak Savunma Paktı gibi eski örnekleri var. İlgilenenler biraz baksın. Sonuncusuna karşı İsrail, canı sıkıldıkça dayak atmış. Dediğim gibi aksini hiç düşünmek istemiyorum. Hatta anlaşma imzalandıktan bu saate kadar özellikle ‘ampul medyada’ yapılan değerlendirmelere bakacak olursak seneye “akbillen” Şam’dan Pekin’e metro ile metrobüsle gidebileceğiz. Seçim bizim..