Zilden sonra hayat: Okul yorgunluğu ve evdeki akşam rutinleri
Behram SANCAKLI
Eylül ayının o tatlı telaşı geride kalırken, artık okullarda ziller çalmaya, sınıflar dolmaya başladı. Ağustos ayındaki yazımda, anaokulunun temel bir ihtyaç olduğundan ve okula ilk adımda yaşanan o sancılı vedalaşma süreçlerinden bahsetmiştim. Şimdi ise sahada, işin mutfağında çokça karşılaştığımız ve velilerimiz sıkça şaşırtan yepyeni bir evreye girdik: Kapalı kapılar ardındaki okul yorgunluğu.
İster anaokuluna ister ilkokul birinici sınıfa başlasın, tüm gün okulda kurallara uyan, arkadaşlarıyla sırasını paylaşan ve öğretmenini dinleyen o "uyumlu" çocuk; akşam eve geldiğinde aniden hırçınlaşan, en ufak şeye ağlayan ya da inatlaşan bambaşka bir çocuğa dönüşebiliyor. Velilerimizden sıkça, "Okulda melek gibiymiş ama eve gelince bizi çok zorluyor, okulda bir sorun mu var?" endişesini duyuyorum. Aslında ortada bir sorun yok; tam aksine, son derece sağlıklı işleyen bir "sosyal yorgunluk" tablosu var.
Bir çocuğun tüm gün boyunca dürtülerini kontrol etmesi, yeni sosyal kurallara adapte olması ve akademik veya sosyal beklentileri karşılaması devasa br enerji gerektirir. Biz yetişkinler bile yoğun ve stresli bir mesai gününün ardından evimize döndüğümüzde kravatımızı çözüp, ayakkabılarımızı çıkarıp kendi kabuğumuza çekilmek istemez miyiz? İşte çocuklarımız da tam olarak bunu yapıyor. Ev, onların güvenli limanıdır. Sizi gördüklerinde, tüm gün taktıkları o uyumlu öğrenci zırhını çıkarır ve biriken streslerini en güvendikleri kişilere, yani size yansıtırlar. Hem bir eğtimci hem de iki kız çocuğu babası olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki; eve geldiklerinde yaşadıkları bu duygu patlamaları, aslında size duydukları güvenin ve hissettikleri adiyetin en masum ispatıdır.
Peki, bu zorlu Eylül akşamlarını nasıl daha huzurlu geçirebiliriz?
Öncelikle "sorgu melekliği" yapmaktan vazgeçmeliyiz. Çocuk eve adım atar atmaz "Bugün ne yaptın?", "Yemeğini yedin mi?", "Öğretmenin ne dedi?" gibi peş peşe sorular sıralamak, onların zaten yorgun olan zihinlerini daha da bunaltır. Bunun yerine ona sadece şefkatle sarılın. "Seni çok özledm, gününün nasıl geçtiğini dinlemek için sabırsızlanıyorum ama önce biraz dinlenelim" diyerek ona bir nefes alma payı bırakın. İnanın, o kendi hazır hissettiğinde gününün detaylarını sizinle paylaşacaktır.
İkinci önemli adım ise akşamları evi ikinci bir okula çevrmemektir. Özellkle birence sınıfa başlayan çocuklarımız için ödev saati ile dinlenme saati arasındaki dengeyi iyi kurmak şart. Çocuğun zilden sonra tamamen kuralsız kalıp "deşarj olmaya" ve serbest oyuna çok büyük ihtiyacı vardır. Onlara hiçbir yönlendirmenin olmadığı, kuralsız, kendi başlarına oyun kurabilecekleri boş zamanlar tanıyın.
Unutmayalım ki eğitim, sadece okul duvarları arasında gerçekleşmez; okulda atılan tohumlar, evdeki huzurlu akşam rutinleriyle yeşerir. Okul çantasını br kenara bıraktıktan sonra, çocuklarımızın sadece "çocuk" olmaya ihtiyaçları var. Zilden sonra evde sevgiyle, şefkatle ve sabırla örülen her rutin, onların ertesi sabah okul kapısından çok daha güçlü, özgüvenli ve mutlu girmesini sağlayacaktır.
Yeni eğitim-öğretim yılının tüm alelerimiz için keyifli ve huzurlu akşamlarla taçlanmasını dilerim.