23 Mayıs 2026 Cumartesi
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 20.02.2025

Ülke ve beslenme güvenliği

1486 4 dk 0 yorum
Paylaş:
Merhabalar saygıdeğer Paşavizyon okurlarım; Bu yazımda Türkiye’nin çevresindeki savaş ortamı, ekonomik stratejileri ve tarımda karşılaşan sorunlar ile ilgili olacak.
Türkiye, jeopolitik konumu nedeniyle tarih boyunca savaşların, krizlerin ve güç mücadelelerinin ortasında yer almıştır. Bugün de durum farklı değil. Ukrayna, Rusya savaşı, İsrail, Filistin çatışması, Suriye ve Irak’taki istikrarsızlık, Libya’daki iç savaş Güney Kafkasya’daki gerilimler ve İran’daki iç huzursuzluklar Türkiye’nin çevresindeki savaş ve kriz ortamını daha da derinleştirmektedir. Böylesine kararmış bir ortamda Türkiye, bir yandan güvenliğini sağlamak, diğer yandan da ekonomik çıkarlarını korumak adına çeşitli adımlar atmaktadır. Özellikle savunma sanayi ve enerji politikaları, Türkiye’nin bu süreçte dikkatle yönettiği iki ana unsurdur. SİHA ve savunma sistemleri ihracatı, kriz bölgelerinde Türkiye’ye ekonomik ve stratejik avantaj sağlarken enerji hatları üzerindeki hakimiyet çabaları da ülkenin küresel pazardaki yerini güçlendirmektedir. Ancak krizlerden fayda sağlamaya çalışırken uzun vadeli istikrarı göz ardı etmek tehlikeli olabilir. Türkiye bölgesindeki savaşlardan ekonomik kazanç elde etmeye çalışsa da kalıcı refahın ancak güçlü üretim ve sürdürülebilir ekonomiyle mümkün olduğunu unutmamalıdır.
Türkiye’nin dış politikası kadar iç ekonomisi de kritik sorunlarla karşı karşıyadır. Özelikle tarım sektörü hem üretim hem de ihracat süreçlerinde ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Tarım ürünleri ihracatı Türkiye ekonomisi için önemli bir gelir kaynağıdır. Ancak son yıllarda kimyasal ilaç kullanımı ve denetim eksikleri nedeniyle birçok tarım ürünü uluslararası gümrüklerde takılmakta, hatta geri çevrilmektedir. Avrupa birliği ve diğer büyük pazarlarda uygulanan gıda güvenliği standartları, ilaç kalıntısı ve pestisit oranları konusunda son derece katıdır. Bu yüzden Türkiye’den ihraç edilen bazı ürünler, belirlenen sınırları aştığı için gümrükten geri dönmektedir. Bu ürünler, ihracat şansı bulamayınca iç piyasaya daha düşük fiyatlarla sürdürülmektedir. Ancak burada büyük bir tehlike yatmaktadır. Eğer Avrupa için güvensiz kabul edilen bu ürünler Türkiye de satılıyorsa, halk sağlığı açısından büyük bir tehdit söz konusudur. Özelikle meyve ve sebze ihracatında yaşanan bu sorunlar hem çiftçiyi hem de tüketiciyi mağdur etmektedir. Çiftçiler, üretim süreçlerinde daha fazla pestisit ve kimyasal kullanarak verimi artırmaya çalışmakta, ancak bu durum uzun vadede Türk tarımının kalitesini düşürmektedir. İhracatta güvenirliği azalan bir ülkenin uluslararası pazardaki payı daralır ve dış ticaret dengesi olumsuz etkilenir. Bu noktada tarım politikalarının ciddi şekilde gözden geçirilmesi gerekmektedir. Türkiye’nin gıda güvenliği konusunda AB ve dünya standartlarına uygun üretim yapması, denetimleri sıklaştırması ve çiftçileri bilinçlendirmesi gerekir.
Türkiye’nin çevresindeki savaş ortamı ve ekonomik dalgalanmalar, fırsatlar kadar riskleri de beraberinde getiriyor. Kısa vadeli çıkarlar uğruna uzun vadeli stratejilerin göz ardı edilmesi, ülke ekonomisini kırılgan hale getirebilir.
Savunma sanayi, enerji ve lojistik alanlarda bölgesel avantajlar sağlanırken, aynı zamanda iç üretimi güçlendirecek ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyecek politikalar geliştirilmelidir. Tarımda ilaç kullanımına dair sıkı denetimler getirilmeli, ihracat için uygun olmayan ürünlerin iç piyasada satışına yönelik daha net düzenlemeler oluşturulmalıdır. Dünya sağlık örgütlerinin yasakladığı tarım ilaçlarının ithalatı acilen yasaklanmalıdır. Türkiye’nin tarım ihracatında dünya standartlarını yakalaması için çiftçiye eğitimler verilmeli, organik ve sağlıklı üretime teşvik sağlanmalıdır. Eğer bu adımlar atılmazsa Türkiye kısa vadeli kazançlar elde eden ancak uzun vadede tarımda ve ekonomide büyük sorunlarla karşılaşan bir ülke konumuna sürüklenebilir. Bugünün krizlerini fırsata çevirmek değil, istikrarlı ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek Türkiye’nin öncelikli hedefi olmalıdır. Hastalıklı nesiller yetiştirmek istemiyorsak sağlığımızı ilgilendiren konularda acil önlemler almalıyız. Bunun çözümü özel sağlık kurumları ile değil devlet kurumları ile olmalıdır. Bu kadar ciddi bir konu ticarethane mantığına göre çalışan özel hastaneler ile çözülmez.
Geleceğimizden emin sağlıklı günlerde görüşmek ümidi ile hoşça kalın, sağlıkla kalın Allaha emanet olun.
Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.