Sokakta oynayan çocuk sayısı azalırken, spor nasıl gelişecek?
Can Kaan SAĞLAM
Bir zamanlar mahalle aralarında top sesleri yankılanırdı. Akşam ezanı okunana kadar süren maçlar, kaldırım taşlarından yapılan kaleler, boş arsalarda oynanan futbol karşılaşmaları ve sayısını kimsenin bilmediği basketler... Çocuklar sadece oyun oynamazdı; paylaşmayı, mücadele etmeyi, kaybetmeyi ve yeniden ayağa kalkmayı da öğrenirdi.
Mahalle kültürünün en önemli parçalarından biri olan sokak oyunları, aynı zamanda sporun ilk basamağıydı. Bugün profesyonel sporcuların çocukluk hikâyelerine baktığımızda büyük çoğunluğunun ortak bir noktası olduğunu görürüz: Sokakta geçen saatler. Ancak günümüzde aynı sokaklar artık sessiz.
Çocuklar artık bilgisayar ekranlarının, tabletlerin ve cep telefonlarının başında büyüyor. Hareket eden bedenlerin yerini hareket eden parmaklar aldı. Mahalle maçlarının yerini çevrim içi oyunlar, arkadaş buluşmalarının yerini ise sosyal medya aldı. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken, çocuklarımızın hareket alanlarını da daraltmış durumda.
Peki böyle bir ortamda spor nasıl gelişecek?
Başarılı bir sporcu yetiştirmenin yolu yalnızca modern tesislerden, son teknoloji ekipmanlardan veya profesyonel antrenman programlarından geçmez. Sporun temeli çocukların özgürce hareket edebilmesi, koşabilmesi, düşebilmesi ve yeniden ayağa kalkabilmesidir. Çünkü her profesyonel sporcu önce sokakta mücadele etmeyi öğrenmiştir.
Bugün birçok antrenörün ortak şikâyeti aynı noktada birleşiyor. Çocuklar temel koordinasyon becerilerinden yoksun olarak spor salonlarına geliyor. Koşarken zorlanan, denge kurmakta güçlük çeken, top hakimiyeti konusunda sıkıntı yaşayan bir nesille karşı karşıyayız. Bunun sebebi yetenek eksikliği değil, hareket eksikliğidir.
Çocukların fiziksel gelişimi kadar sosyal gelişimleri de bu durumdan etkileniyor. Eskiden sokakta oynanan oyunlar sayesinde çocuklar takım olmayı, paylaşmayı, liderlik etmeyi ve kurallara uymayı öğreniyordu. Bugün ise bireyselleşen yaşam tarzı nedeniyle çocuklar bu deneyimlerden giderek uzaklaşıyor.
Elbette ailelerin kaygıları haklı. Trafik yoğunluğu, güvenlik endişeleri ve şehirleşmenin getirdiği olumsuzluklar nedeniyle sokaklar eskisi kadar güvenli değil. Ancak çocukları korumaya çalışırken onların hareket etme özgürlüğünü tamamen ellerinden almak da başka sorunları beraberinde getiriyor. Obezite, duruş bozuklukları, dikkat eksikliği ve sosyal iletişim problemleri günümüz çocuklarında daha sık görülmeye başladı.
Unutmayalım ki bir ülkenin spor kültürü sadece kazandığı kupalarla, madalyalarla veya şampiyonluklarla ölçülmez. O kültür, parklarda koşan çocuklarla, mahalle aralarında top peşinde koşan gençlerle ve spor yapmayı yaşam biçimi haline getirmiş bireylerle ölçülür.
Belki de geleceğin milli futbolcusu, basketbolcusu, voleybolcusu ya da olimpiyat şampiyonu bugün evinde bir ekranın karşısında oturuyor. Oysa ona biraz alan, biraz fırsat ve biraz cesaret verildiğinde hayallerinin peşinden koşmaya başlayacak.
Sporu geliştirmek istiyorsak önce çocukları yeniden sokağa, parka ve sahaya döndürmeliyiz. Çünkü topun yerde sektiği yerde umut vardır. Çocuk kahkahalarının yükseldiği yerde ise geleceğin şampiyonları yetişir.
Ve unutmayalım; şampiyonlar önce sokakta yetişir, sonra sahalarda tarih yazar.