BERAT Albayrak'ın Ekonomi Bakanı olduğu andan itibaren, seçimden önce olduğu gibi seçim ertesinde dolar bir nebze düşmesine rağmen tekrar yükselmeye başladı. Yani, Albayrak piyasaya güven vermedi, desek yanlış olmaz. Fakat Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik savaş da gözönünde bulundurulmalı. Toplumun bir kesimi tarafından "kötü" kabul edilse de artık işin rengi değişti. ABD'nin "Saat 18.00'e kadar Papaz Brunson'u serbest bırakın, yoksa sonuçlarına katlanırsınız" tehdidi, Trump'ın Türk lirasını doğrudan hedef alan sosyal medya paylaşımları, sadece hükümete veya Erdoğan'a karşı söylenen sözler değil. Dış müdahele, operasyon gibi kavramlar komplo teorisi gibi lanse edilse de bu yaşananların normal algılanması mümkün değil. Bunlar tamamıyla Türk Milletini tehdit eden ifadelerdir. Dünyanın gözleri önünde ülkemiz tehdit edilirken düşüneceğimiz son şey sahip olduğumuz ideolojiler olmalıdır. Erdoğan'ın "Aynı gemideyiz." açıklaması bu açıdan çok önemli. Ne yazık ki, bu ifadeye on binlerce insanın karşı çıkışını gördük bugün. Sosyal medyada "Aynı gemide değiliz." söylemi yayıldı ve maalesef yayılmaya devam ediyor. Halbuki muhalif olmakla buralı olmamak arasında çok büyük bir fark olmalıydı. Bundan 5 sene önce Gezi Parkı platformunun Kanal İstanbul, 3. Köprü ve 3. Havalimanı projelerinin durdurulmasını istemesinden beri bu farkı yavaş yavaş kaybediyoruz ama sanki. Sanki artık muhaliflik kavramını doğru kullanamıyoruz. Çünkü ne zaman böyle kritik bir süreçten geçsek muhalif kesimin bizim gemiden taraf olduğunu göremiyoruz.
Bugün papazın verilmesi tavsiyesinde bulunanlar, "Papazı verin kurtulalım." diyenler dün 15 Temmuz'da da sokağa çıkmayın diye evinde kanepesinin arkasına saklanıp tweet atanlardı. Bunlar Musul’u, Kerkük’ü, 12 Adaları veren zihniyet ile aynı. Bu insanlar devleti teröristlikle suçlayanlarla aynı, bu insanlar Türkiye ve IŞİD'in işbirliği yaptığını söyleyenlerle; yurt dışına dışişlerinin gizli görüşmelerini servis edenleri savunanlarla aynı, bu insanlar ağaç adı altında sokakları savaş alanına çevirenlerle, teröristler öldürülürken piknikteki siviller öldürülüyor diyenlerle aynı insanlar. Bu noktada artık söylenecek daha fazla bir şey yok. Ancak rahatlıkla söyleyebilirim; evet biz aynı gemide değiliz. Hiçbir zaman olmadık. Cemil Meriç bu ülke'de "Bu ülkede sağcı-solcu, ilerici-gerici yoktur. Namuslular ve namussuzlar vardır." der. Ne mutlu ki biz kendi devletinin tarafında olan namuslu vatandaşlardanız. Gerisini namussuzlar düşünsün.
***
Öte yandan CHP'deki yangın beklediğimiz şekilde sönmek üzere. Muharrem İnce elbette Kılıçdaroğlu'yla koltuk savaşını kazanamadı. Kılıçdaroğlu ise MYK değişikliğiyle şirin gözüküp kendini garantiye almanın peşinde. Ancak partililerden hiç destek görmüyor. "Kurultay isteyeni partiden atarım." minvalindeki açıklamaları da iyice kendisini iticileştirdi. Sonu ne olur bilinmez fakat İnce yeni parti yoluna girecek gibi görünüyor. Buradaki büyük çelişki ve haftanın zeka sorusu niteliğindeki sorumuz ise şu; Kılıçdaroğlu'nu Erdoğan'a 8 kere kaybettiği için suçlayan Muharrem İnce, Kılıçdaroğlu'na 5 kere kaybetti. Bu denklemde, Erdoğan'a kaç kere kaybeder?
Etiketler: