Geçtiğimiz günlerde TCG Anadolu Deniz Kuvvetleri'ne teslim edilirken hemen ardından Milli Muharip Uçak (MMU) piste indi. Bu iki olay bütün dünyada ilgiyle karşılanırken Türkiye’de pek fazla gündem olmadı. Sanki sıradan olaylar gibi algılandı. Bu algının oluşmasında başta deprem olmak üzere günlük olayların etkisi olmakla birlikte asıl nedenin AK Parti tarafından yapılmış olmasından kaynaklandığı biliniyor.
Savunma Sanayi, enerji gibi Türkiye’nin yumuşak karnı. Mayınlı bir alan. Siyasi iktidar olarak; Savunma Sanayini güçlendirmeyi düşündüğünüz anda uluslararası güç merkezlerinin hedefi olmayı, her türlü saldırıya maruz kalmayı göz almak zorundasınız. Çünkü bu mayınlı alan, istihbarattan ekonomiye, teknolojiden teröre kadar birçok olayla yakından ilişkili. Başka bir ifade ile Savunma Sanayi ülkelerin gerçek gücünün göstergesi. Yıllar önce PKK terörüne karşı İsrail’den bir İHA alınmasıyla ilgili süreci yakından bilenler bu satırların anlamını daha iyi anlayacaklardır. Yapılan her türlü diplomatik girişimler sonuç vermemiş ve o İHA ne yazık ki verilmemişti. Şimdi Türkiye İHA ve SİHA konusunda küresel bir güç haline geldiğini düşünülünce gelinen noktanın önemi daha iyi anlaşılacaktır.
2000’lerin başında Türkiye’nin savunma sanayinin ancak yüzde 20’si yerli ve milli idi. O yapısıyla bölgesel bir güç olmaktan uzaktı. Şimdi bu oran tersine dönmüş durumda yani savunma sanayimizin yerli ve millilik oranı 80’lere ulaşmış durumdadır.
2002'lerin başında savunma sanayii alanında 56 firma faaliyet gösteriyordu. Bugün 2 binin üzerinde firma savunma sanayiinde faaliyet gösteriyor. Keza aynı tarihlerde savunma sanayimizde proje sayımız 62 iken bugün proje sayımız 800’e yaklaşmakta. Bu kapsamda bir çok yeni buluş ve unsurun yanında; 232 metrelik uzunluğu ve 32 metrelik genişliği ile “Yüzen Kale” olarak adlandırılan TCG ANADOLU, BAYRAKTAR TB2, 87 metre uzunluk ve 23 metre genişliğe sahip sismik araştırma gemisi MTA Oruç Reis, 14 metre kanat açıklığı ve 21 metre uzunluğa sahip MMU, 5 saat havada kalış süresine sahip Kızılelma ve 456 saniyede 561 kilometreye ulaşan uzun menzilli balistik füzesi Tayfun öne çıkmaktadır.
Savunma sanayinde gelinen nokta elbette bunlarla sınırlı değildir. Bunlar öne çıkan gelişmelerden sadece küçük bir paketidir. Gelinen noktayı yazmak bu yazının sınırlarını çok fazlasıyla aşar.
Şimdi, bütün bunları görmezden gelmek ve yok saymak ancak komprodor anlayışın ve düşüncenin ürünüdür. Bu işbirlikçi yaklaşımın nihai hedefi, ayakları üzerinde duramayan ve sürekli Batıya, sürekli ABD’ye muhtaç bir Türkiye’dir. Bu zavallı güruha göre, bunu bozacak, güçlü bir Türkiye ortaya koyacak her türlü oluşum bertaraf edilmesi gereken bir harekettir. Ve bu güruh, güçlü Türkiye’yi yok etmek için her türlü işbirliğine hazır ve nazırdır. Bu anlamda savunma Sanayi Başkanımız sayın İsmail Demir’in ABD tarafında NGP (istenmeyen personel) olarak ilan edildiği ve ülkeye girişinin yasaklandığı gerçeğinin yanında, muhalefetimizin bir ABD’li danışman tarafından dizayn edilerek ABD Başkanı J. Biden’le birlikte AK Parti’yi iktidardan uzaklaştırma projesi içinde olması tesadüfi değildir tersine son derece anlamlıdır. Rahmetli Abdurrahim Karakoç’un:
“Beden ölür, çürür, cana bakın siz.
Kim kiminle yürür, ona bakın siz.
Bırakın dönsün dönme dolaplar.
Haktan hakikatten yana bakın siz” dizeleri, birçok gerçeği çok açık bir şekilde ortaya koyuyor.
14 Mayıs seçimi, aslında bunun seçimidir. 14 Mayıs seçimi, Türkiye’nin savunma sanayiini şaha kaldıran ve bunu daha da yükseğe çıkarmak isteyen sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’la, Türkiye’nin savunma sanayiini durdurup yok etmek isteyenler arasındadır. Altı’lı, yedili masalarda döndürülen dolaplar bunun içindir. 14 Mayıs seçiminde, Haktan hakikatten yana bakmak ve savunma sanayiini şahlandırmaya devam etmek boynumuzun borcudur.
Savunma Sanayi, enerji gibi Türkiye’nin yumuşak karnı. Mayınlı bir alan. Siyasi iktidar olarak; Savunma Sanayini güçlendirmeyi düşündüğünüz anda uluslararası güç merkezlerinin hedefi olmayı, her türlü saldırıya maruz kalmayı göz almak zorundasınız. Çünkü bu mayınlı alan, istihbarattan ekonomiye, teknolojiden teröre kadar birçok olayla yakından ilişkili. Başka bir ifade ile Savunma Sanayi ülkelerin gerçek gücünün göstergesi. Yıllar önce PKK terörüne karşı İsrail’den bir İHA alınmasıyla ilgili süreci yakından bilenler bu satırların anlamını daha iyi anlayacaklardır. Yapılan her türlü diplomatik girişimler sonuç vermemiş ve o İHA ne yazık ki verilmemişti. Şimdi Türkiye İHA ve SİHA konusunda küresel bir güç haline geldiğini düşünülünce gelinen noktanın önemi daha iyi anlaşılacaktır.
2000’lerin başında Türkiye’nin savunma sanayinin ancak yüzde 20’si yerli ve milli idi. O yapısıyla bölgesel bir güç olmaktan uzaktı. Şimdi bu oran tersine dönmüş durumda yani savunma sanayimizin yerli ve millilik oranı 80’lere ulaşmış durumdadır.
2002'lerin başında savunma sanayii alanında 56 firma faaliyet gösteriyordu. Bugün 2 binin üzerinde firma savunma sanayiinde faaliyet gösteriyor. Keza aynı tarihlerde savunma sanayimizde proje sayımız 62 iken bugün proje sayımız 800’e yaklaşmakta. Bu kapsamda bir çok yeni buluş ve unsurun yanında; 232 metrelik uzunluğu ve 32 metrelik genişliği ile “Yüzen Kale” olarak adlandırılan TCG ANADOLU, BAYRAKTAR TB2, 87 metre uzunluk ve 23 metre genişliğe sahip sismik araştırma gemisi MTA Oruç Reis, 14 metre kanat açıklığı ve 21 metre uzunluğa sahip MMU, 5 saat havada kalış süresine sahip Kızılelma ve 456 saniyede 561 kilometreye ulaşan uzun menzilli balistik füzesi Tayfun öne çıkmaktadır.
Savunma sanayinde gelinen nokta elbette bunlarla sınırlı değildir. Bunlar öne çıkan gelişmelerden sadece küçük bir paketidir. Gelinen noktayı yazmak bu yazının sınırlarını çok fazlasıyla aşar.
Şimdi, bütün bunları görmezden gelmek ve yok saymak ancak komprodor anlayışın ve düşüncenin ürünüdür. Bu işbirlikçi yaklaşımın nihai hedefi, ayakları üzerinde duramayan ve sürekli Batıya, sürekli ABD’ye muhtaç bir Türkiye’dir. Bu zavallı güruha göre, bunu bozacak, güçlü bir Türkiye ortaya koyacak her türlü oluşum bertaraf edilmesi gereken bir harekettir. Ve bu güruh, güçlü Türkiye’yi yok etmek için her türlü işbirliğine hazır ve nazırdır. Bu anlamda savunma Sanayi Başkanımız sayın İsmail Demir’in ABD tarafında NGP (istenmeyen personel) olarak ilan edildiği ve ülkeye girişinin yasaklandığı gerçeğinin yanında, muhalefetimizin bir ABD’li danışman tarafından dizayn edilerek ABD Başkanı J. Biden’le birlikte AK Parti’yi iktidardan uzaklaştırma projesi içinde olması tesadüfi değildir tersine son derece anlamlıdır. Rahmetli Abdurrahim Karakoç’un:
“Beden ölür, çürür, cana bakın siz.
Kim kiminle yürür, ona bakın siz.
Bırakın dönsün dönme dolaplar.
Haktan hakikatten yana bakın siz” dizeleri, birçok gerçeği çok açık bir şekilde ortaya koyuyor.
14 Mayıs seçimi, aslında bunun seçimidir. 14 Mayıs seçimi, Türkiye’nin savunma sanayiini şaha kaldıran ve bunu daha da yükseğe çıkarmak isteyen sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’la, Türkiye’nin savunma sanayiini durdurup yok etmek isteyenler arasındadır. Altı’lı, yedili masalarda döndürülen dolaplar bunun içindir. 14 Mayıs seçiminde, Haktan hakikatten yana bakmak ve savunma sanayiini şahlandırmaya devam etmek boynumuzun borcudur.
Etiketler: