11 Temmuz 2026 Cumartesi
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 10.07.2026

Bir buçuk üst, iki buçuk alt

Mustafa SÖNMEZ

Mustafa SÖNMEZ

918 6 dk 0 yorum
Paylaş:

Yerimiz dar. Gündemimiz yoğun. Ayda bir yazmak günlük yazmaya hiç benzemeyince iki ayak bir pabuca misali, bin meramı bir paragrafa sığdırmak zorunda kaldığım da oluyor.

Türkiye’de gündem yumurta haşlanana kadar değil rafadan kıvamına gelmeden değişiyor artık. Yarın Nato zirvesi başlıyor. Nato zırvası demeyelim fakat onların da bu kez gündemleri daha enteresan olacak gibi. Batı Asya ya da Ortadoğu Nato’su gibi yeni bir versiyonun lansmanına dönüşeceği konuşuluyor ilgili çevrelerde. İran’a saldırıların üçüncü televizyon molası öncesi ilginç kararlar alınabilir. Benim en çok çekindiğim yanı ise Türkiye’ye iki beden büyük kıyafet giydirip bol gelen elbiseye harici kollarla, takma göbeklerle, çıkma omuzlarla   takviyeler yapıp “fit” bir görüntü kazandırma girişimlerinin başlatılması tehlikesi Bakacak ama görecek miyiz? Çıkacak gümbürtüden duyacak mıyız? Bilmem.

Geçtiğimiz günlere Deniz Göktaş adında bir komedyenin stand-up gösterisi damgasını vurdu. Bir hafta boyunca konuşulan gösterinin sonunda komedyen  “dini değerleri aşağıladığı ve cumhurbaşkanına hakaret ettiği” gerekçesiyle yurda dönüş yaptığı havaalanında gözaltına alındı ve tutuklandı. Açıkçası gösteriyi izledim ve Deniz Göktaş’ın dini değerleri aşağılama konusunda “milli maçlı sabahlara” sabah namazı kılma alışkanlığı olmayanların uyanamadığı iddiasında bulunan Abdurrahman Uzun’un (Doğalgaz Abdurrahman) gölgesine basamayacağını izlenimi edindim. Hakaretten daha çok saygısızlık sezdim ve  sonucu baştan kestirilen bir sürecin kasten işleme alındığını düşüncesine kapıldım. 

“Tanrı göğe, yer krala” deyimi ve yarattığı tarih bizim topraklarımızın bir ürünü değil. Kraldan aldığı yetkilerle yetinmeyip vergi toplamaktan, kendi ordusuna sahip olma isteğine uzanan doymazlık İslam dünyasının değil “Kilise”’nin icadı. Kilise’nin sarayla başlayan iktidar savaşı, özellikle Avrupa’da halkı da aç ve susuz bırakınca gittikçe tabansızlaştı ve topuklara çentik takma iddiasını yitirdi. Bu sefer lostracılar yeni pabuçlarıyla Paris caddelerini arşınlarken, papaz tayfasını da desteden çıkarmayı başardılar. 

Hristiyan dinbaz dünyasının tahrif yükü de sırtlarındayken, düzenledikleri 20’ye yakın konsile, doğu ve batı zıtlaşmalarına da mal olan kutuplaşmalara rağmen bir türlü elde edemediği iktidar, 18 yüzyıl sonlarında “laiklik” yoluyla atriyumların da dışına taşındı. Anayasalar artık yeni kavramın suflesiyle daha gür tirat atıyordu. “Tanrı göğe.”.

Deniz Göktaş’ın doğduğu yıl İstanbul’a başkan seçtiğimiz Erdoğan, İstanbul’u yaşanabilir bir şehre dönüştürmenin karşılığını Türkiye’nin başına geçerek alırken Deniz, daha abaküslere fiske atmaktan, tahtaya fiş asmaktan mezun olamamıştı bi’ihtimal. Onun hiç sevmeme şansına sahip olduğu Erdoğan’ı bize sevdiren koşullar da bugünkünün aynısının tıpkısıydı. Erdoğan benim gençlik yıllarımda gençliğin kahramanıydı, benim için de öyleydi. Şimdi ise hayal kırıklığının ta kendisi.  

Kendi deyimiyle “seküler” çevrelerin yeni yüzü olmak Deniz için getirisi bol bir gelecek taahhüdü barındırabilir ancak tarih başka bablar açmakta eskisinden daha mahir olacaktır. Dine dair mizah üretmek tanrısız dinlerin mahallerinde dahi riskler taşırken  takdire yakışır zekası, mizahın yıpratan, yıkan virajlarını alması için her zaman gerekli güvenliği sağlayamayabilir. Savurabilir kendisini, savrulabilir.   

Kendisinin de hoşnut olmayıp şikayet ettiği bu zulüm nehrini debisiz bırakmayan sakilliğin, 1200’e kadar sabredemediğini gerçekten bilmiş olsaydı, sorunun iddialı çıkışını takdir edip açık ara en iyisi olduğunu kabul ettiği Kitap’tan kaynaklı olmadığını görebilirdi. 

Dini değerleri aşağılamak deyince aklımda Deniz Göktaş kalmaz benim. Onun cürmü; yolsuzluğun hırsızlık olmadığı fetvasını siyasi kariyerlerinin kılavuzu yapanların, suça göre değil suçlunun kimliğine göre ceza kesenlerin, ağızlarına yalan yuvası yapanların, hazineyi ceplerine kova ile taşıyanların cürmüne karşı kıyas kabul etmez. Dahası da var da yoruluyor insan…

Sabah namazlarına denk gelen milli maçları sünnetler bir buçuk üst , farzlar iki buçuk alt  kılıp kılmadığını bilmediğimiz yeni nesil ampul tayfadan da ellerinde rekat metrelerle hesap sorulurken  görürsem namaza başlayacağım.

Neticede domuz demek değil, yemek haram….     


Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.