23 Mayıs 2026 Cumartesi
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 22.05.2022

Küresel ekonomik kriz kapıda mı?

1364 3 dk 0 yorum
Paylaş:
Ülkemizin ve insanımızın siyaseti algılama biçiminde çoğu zaman 2000’lerin ve 90’lı yılların sağ/sol argümanlarının hâkim olduğunu gözlemliyoruz. Gerek yerel siyaseti yorumlarken gerek milli siyaseti yorumlarken analizlerimiz hep bir ideolojinin merkezine oturmaktadır. Ancak günümüz dünyası artık uluslararası dengeleri okumayan anlatıları sığ ve sınırlı kabul eder. Nihayetinde artık dünyada piyasalar dolara ve petrole endekslidir. Dolayısıyla asimetrik bağımlılık tezi bizlere gündelik siyasetin ötesinde gerçekçi ve daha objektif bir bakış açısını vermektedir.
Buna göre, Covid-19 ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi olaylar sebebiyle dünyanın finans (ABD-Çin-Batı Avrupa) ve enerji merkezlerinde oluşan (Körfez-Rusya- İran) istikrarsızlıklar, üretim ekonomisi zayıf ve ithalata dayalı bütün ülkeleri derinden sarsmaktadır. Bunun neticesinde bu toplumların içerisinde iktidar değişiklikleri ve iç savaşlar bile gözlenmiştir.
Öncelikle pandemi sürecinde Avrupalıların evden çalışma modeline geçmesi tır sürücülüğü ve kuryelik gibi işlere talebi arttırmıştır. Daha önemlisi, bu durum petrole olan talebi de doğal olarak arttırmıştır. Küresel çapta ilk arz-talep sıkıntısı bu noktada baş göstermiş ve takip eden süreçte Rusya-Ukrayna savaşı ve Çin’de  geçen ay yeniden kapanma olması, ve bu ülkeden gelen emtiaların dağıtımında ciddi sıkıntılar yaratmıştır. BM’nin ticaret ve kalkınma organının güncel verilerine göre geçen yılın eylül ayı küresel ticari büyüme beklentisi 3.6 iken bu yıl bu oran 2.6 seviyesine gerilemiştir. Tabi ki bu durum gelişmekte olan, az gelişmiş ve çökmüş ülkeleri çok daha fazla etkilemiş ve beraberinde küresel göçü de tetiklemiştir. Çin’de yeni varyantların türemesi ve pandeminin ekonomik etkilerini hafifletmek için farklı sektörlerde yaptığı zamanlar dünya çapında enflasyonu arttırmaya devam etmesi beklenmektedir.
Bu trendi yılın ilk çeyreğinde ABD’deki 8,5 % oranında ki enflasyonu hafifletmek bağlamında  FED (ABD Merkez Bankası) tarafından ilan edilen 50 baz puanlık faiz artışı izlemiştir. Bahsedilen süreçler Türkiye gibi gelişmekte olan ve yüklü ithalat yapan ülkeleri zorlaması işten bile değildir. Rusya-Ukrayna savaşının dünya çapında tahıl ve yağ üretimini sekteye uğrattığı da not edilmesi gereken ayrı bir husustur. Bütün bu gelişmeler ışığında Türkiye’nin 2022 yılının ilk çeyreğinde yıllık enflasyon oranı TÜİK tarafından 61,4 % olarak belirlenmiştir. Şüphesiz ki bu oran tolere edilmesi ve dayanılması zor bir yükseliş trendidir. Ülkemizi bu buhrandan çıkaracak elbette çeşitli yollar önerilebilir.
Öncelikle, bürokratik seviyede ilgili ilgisiz bütün resmi makamların ve resmi kişilerin yaptıkları açıklamalarının piyasa üzerinde kısa ve uzun vadeli etkileri olduğunu hatırlayıp gerekmedikçe açıklama yapmamaları elzemdir. Bunun yerine enflasyonla mücadele kapsamında önlem paketleri açıklanması ve faiz ile ilgili konuşulmaması milli dövizimizin istikrarı anlamında daha faydalı olacaktır. Öbür yandan, ekonomik veriler bizlere Türkiye de en çok fiyat artışı yaşanan sektörlerin ulaştırma ve gıda sektörleri olduğunu gösteriyor. Bu noktada, büyük şehirdeki toptancılara mal gelen,ara bölge olarak adlandırılan yerlerin iyi denetlenmesi ve haksız rekabetin önlenmesi devlet büyüklerimize arz olunması gereken bir konudur. Aynı şekilde, büyük market zincirlerini denetleyen online sistemlerin Ticaret Bakanlığımızca kurulması ve yürütülmesi önemli bir gerekliliktir. Halkın boğazından geçecek lokmalar bir grup insanın eline bırakılmaması halkın devlete güvenini arttıracaktır.

Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.