Havalar soğuyor, çocuklarımızın ihtiyaçları değişiyor
Behram SANCAKLI
Değerli Paşavizyon okurları, kıymetli anne babalar;
Eylül ayının tatlı telaşını, okula uyum sürecini ve ilk heyecanları yavaş yavaş geride bırakıyoruz. Ekim ayıyla birlikte havalar serinlemeye, akşamlar erken kararmaya başladı. Okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklarımız için bu mevsim geçişi, evlerimizin gündemine iki temel konuyu taşıyor: Artan ekran süreleri ve bitmek bilmeyen burun akıntıları.
Yıllardır erken çocukluk dönemiyle iç içe olan bir eğitimci olarak, sonbahar ve kış aylarında velilerimizin en çok zorlandığı bu iki meseleye; "dijital dengeye" ve "bağışıklık sürecine" yakından bakmak istedim.
Parktan Ekrana Geçiş: Sonbaharda Dijital Denge Havaların soğumasıyla birlikte sokakta ve parkta geçirilen saatler ne yazık ki hızla azalıyor. "Aman üşümesin" veya "Hava çoktan karardı" düşüncesiyle eve kapanan çocuklarımız için en kolay oyalayıcı, çoğu zaman tabletler veya televizyon ekranları oluyor. Parktan ekrana geçişin bu kadar keskin olması ise çocukların hem fiziksel gelişimini hem de dijital dengesini olumsuz etkileyebiliyor.
Hareketsizleşen bedenler ve büyüyen ekranlar karşısında ebeveynler olarak pes etmemeliyiz. Sonbahar ve kış aylarında çocukları evde ekranların pasifleştiren dünyasına hapsetmeden de nitelikli vakit geçirmek mümkün. Çözüm, ev içi alternatifleri zenginleştirmekten geçiyor. Birlikte mutfağa girip hamur yoğurmak, su ve köpükle oynayabilecekleri, dokunarak hissedecekleri duyusal oyun alanları oluşturmak veya ailece kutu oyunlarına yönelmek çocukların enerjisini atmasını sağlar. Unutmayalım; çocukların harekete, dokunmaya ve keşfetmeye her mevsim ihtiyacı vardır. Ekran süresini kısıtlamak kadar, o sürenin yerine keyifli alternatifler koyabilmek de bizim elimizde.
Mendiller Çıktı, Mevsim Değişti: Okul Çağında Bağışıklık ve Kolektif Sorumluluk Ekim ayı itibarıyla okullarda karşılaştığımız bir diğer klasik tablo ise mevsimsel hastalıklar. Özellikle okula yeni başlayan velilerimizin en sık kurduğu "Çocuğum okula başladı başlayalı sürekli hasta oluyor" serzenişini bu aralar çok sık duyuyoruz. Öncelikle derin bir nefes alalım; bu durum son derece doğal ve pedagojik/biyolojik olarak beklediğimiz bir süreç.
Çocukların yeni bir sosyal ortama girmesi, farklı virüs ve bakterilerle tanışması, onların bağışıklık sisteminin bir nevi "antrenman" yapmasıdır. Hastalıklar, vücudun savunma mekanizmasını eğitir ve güçlendirir.
Ancak tam da bu noktada unutmamamız gereken çok kritik bir husus var: Kolektif yaşam kültürü ve okul nezaketi. "Biraz burnu akıyor, hafif öksürüyor ama ateşi yok, okula gitsin" düşüncesi, hem tam olarak iyileşemeyen o çocuğu yorar hem de sınıfındaki diğer sağlıklı çocuklara virüsün yayılmasına neden olur. Hasta olan çocuğu evde dinlendirmek, sadece kendi çocuğumuzun iyileşmesi için değil, sınıf arkadaşları ve tüm okul toplumunun sağlığı için üstlenmemiz gereken bir sorumluluktur. Okullardaki hastalık döngülerini kırmanın ve kış aylarını daha rahat geçirmemizin en etkili yolu, bu kolektif hijyen bilincine hep birlikte sahip olmaktır.
Sonbahar, doğanın kabuğuna çekildiği ama çocuklarımızın fiziksel, sosyal ve bağışıklık anlamında hızla büyüdüğü bir mevsim. Onları ekranlara hapsetmeden, hastalıkları birer gelişim basamağı olarak görerek ve birbirimize karşı toplumsal sorumluluklarımızı unutmadan, sıcacık ve sağlıklı bir sonbahar geçirmemizi diliyorum.
Sağlıkla kalın...