Esnaf camiasında zaman zaman hepimizin duyduğu bir soru vardır: “Oda benim için ne yaptı?”
Son günlerde gündemde birçok basın kanalının değindiği konuda ben de bu ay köşede yer verme istedim. Aslında bu soru sorulmalı. Hatta daha sık sorulmalı. Çünkü bir esnaf odası; tabelası olan, aidat tahsil eden, birkaç evrak düzenleyen ve seçimden seçime hatırlanan bir kurum olmamalıdır.Ama bu sorunun hemen arkasından ikinci bir soruyu da sormamız gerekiyor: “Peki biz odamızın ne yaptığını, ne yapabileceğini ve neyi yapmaya yetkisi olmadığını gerçekten biliyor muyuz?”
Esnaf ve sanatkâr odalarının görevleri 5362 sayılı Kanun ile belirlenmiştir. Odaların temel amacı; üyelerinin mesleki ve ekonomik ihtiyaçlarının karşılanmasına katkı sağlamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin gelişmesine destek olmak, meslek ahlakını korumak ve üyelerini ilgili kurumlar nezdinde temsil etmektir. Burada özellikle altını çizmek istediğim bir kelime var: Temsil etmek. Çünkü oda; belediye değildir, bakanlık değildir, vergi dairesi değildir, SGK değildir. Kanun yapamaz, vergiyi kaldıramaz, kiraları belirleyemez, her şikâyete tek başına ceza kesemez. Fakat güçlü bir oda; üyelerinin yaşadığı sorunu tespit eder, kayıt altına alır, dosyalar, ilgili makama taşır ve sonucunu takip eder. Gerektiğinde masaya oturur, gerektiğinde kapıyı çalar, gerektiğinde aynı kapıyı tekrar tekrar çalar. Odanın görevi her kapıyı açmak değildir; esnafın hakkı için o kapının önünde durmaktan vazgeçmemektir. Fakat burada odalar kadar esnafımızın da kendisine sorması gereken sorular olduğuna inanıyorum.
Kaç üyemiz odasının düzenlediği bir toplantıya katılıyor?
Kaç üyemiz sektöründe gördüğü bir sorunu odasına yazılı olarak iletiyor?
Kaç üyemiz eğitimlerden, projelerden, anlaşmalardan ve mesleki çalışmalardan haberdar olmaya gayret ediyor?
Odayı yalnızca bir belge gerektiğinde ya da bir problem yaşandığında hatırlarsak, meslek örgütümüzü birlikte nasıl güçlendirebiliriz? Aidat elbette sorgulanabilir. Yönetim sorgulanabilir. Başkan sorgulanabilir. Yapılan proje de yapılmayan çalışma da eleştirilebilir. Zaten hesap veremeyen bir yönetimin, temsil iddiası da eksik kalır. Ancak eleştirinin yanında katılım, talebin yanında sorumluluk, beklentinin yanında dayanışma da olmalıdır.
Ben oda başkanlığını hiçbir zaman yalnızca bir makam olarak görmedim. Bana göre bu görev; üyeden gelen bir telefonun sorumluluğunu hissetmek, sektörün sorununu ilgili mercilere taşımak, çözülmeyen konunun peşini bırakmamak ve gerektiğinde esnaf adına söz söyleyebilmektir. Çünkü oda dediğimiz yapı aslında dört duvar değildir. Oda; başkanıyla, yönetimiyle, çalışanıyla ve en önemlisi üyesiyle bir bütündür. Bu nedenle belki de artık yalnızca; “Oda benim için ne yaptı?” diye sormak yerine bir soru daha sormalıyız: “Biz odamızla birlikte mesleğimiz için ne yaptık?”
Tabi çalışan odalar için bunu dile getirdim. Makamı şahsi çıkarları için kullanan, yıllardır ne sektörüne ne de odasına en ufak katkısı olmayan esnaf odaları için yapılabilecek tek şey sandık zamanı gereken tepki göstermeleri olacaktır. Lakin burada yine görev üyeye düşüyor, sorgulayan, arayan ve talep eden olmadığı takdirde bazı odalar kurdukları düzeni yıllarca devam ettiriyor.
Bir mesleğin geleceğini sadece odayı yönetenler değil, o odaya sahip çıkan üyeler de belirler.