Köşe Yazıları
17.02.2023
Deprem sonrası üzerimize düşen sorumluluklar
Av. Ali KAHRAMAN
1166
3 dk
0 yorum
Ülkemiz yüzyılın en önemli tabii afet ile karşı karşıya kalmış ve gerek vatandaşlarımız, gerekse geç de olsa devletimiz ortaya çıkan korkunç yıkımın izlerini silmek ve enkaz altında kalmış insanlarımızı kurtarmak için cansiperane bir gayret ile çalışmaya koyulmuştur.
Bir yakınımın enkaz altında kalması sebebi ile depremin 2. günü Hatay iline doğru yola çıktığımda halkın ve kamu personelinin hızlı bir şekilde deprem bölgesine akın ettiğini gördüğümde gözlerim yaşardı ve bu ülkenin bir parçası olduğuma şükrettim. Ülkemin insanları ile gurur duydum.
Hatay iline vardığımda gördüklerim gerçekten yürek burkacak ve insanı dehşete düşürecek kadar ağır bir manzara idi…
Depremde yakınları göçük altında kalan insanlar çaresizce arama kurtarma ekiplerinin çalışmalarını seyredip gelecek hayırlı haberin beklentisi ile bir ümit arayışında idi.
Tıpkı bizim gibi…
Hatay’da geçirdiğim 5 günün ilk iki gününde kaotik bir ortamın varlığını gözlemlemekle beraber diğer günlerde daha organize bir çalışma ortamının varlığını müşahede ettik. AFAD’ın bu denli büyük bir felaket ile ilgili zihinsel ve fiili bir hazırlığının olmadığı açıkça anlaşılıyordu. Fakat diğer STK’ların bölgeye intikali ve tecrübeli insanların insiyatifi ele alması ile kısa sürede arama kurtarma faaliyetleri istenilen seviyede yapılmaya başlandı. Depremzedelerin barınma dışındaki bütün ihtiyaçları yurdun bütün bölgelerinden gelen yardım ekiplerinin üstün gayretleri ile giderilmiştir. Bütün bu süreç devam ederken sosyal medya üzerinden siyasi aktörlerin başlattığı polemik, bütün olumlu giden süreci gölgeleyecek bir boyut kazanmıştır.
Sosyal medyaya giren insan Türkiye’yi yaşanmaz bir ülke ve her şeyi ile kötülüklerin kol gezdiği bir coğrafya olarak görür. Büyük Türkiye fotoğrafını gölgeleyecek bu çılgınlık halinden bir an önce çıkmak ve bütüncül bir bakışla yaraları sarmak hepimizin görevi olmalıdır. Zaman hesaplaşma değil, birlik olmak zamanıdır.
Bunların yanında depremin topluma dayattığı bir hukuki ve fiili durumu da tartışmak ve bir sonuca vardırmalıyız. Artık mevcut imar kanunu ve 6306 sayılı yasa ile deprem gerçeğinden ve oluşturacağı toplumsal yıkımdan korunmamız mümkün değildir. Bir toplumsal ve siyasi mutabakat ile Örfi İdare Kanunu niteliğinde bir deprem eylem planı içerecek yepyeni bir imar mevzuatına ve uygulamasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bunun için en uygun zaman da bu gündür. Kahramanmaraş depreminden etkilenen 10 ile İstanbul merkezli bir yardım ve rehabilitasyon çalışması imkanımız bulunmaktadır. Ancak İstanbul merkezli bir deprem olması halinde bütün Türkiye İstanbul’un yıkımına müdahale edemez. İstanbul depremine hazırlıklı olmamız için yıkama uğrama ihtimali olan bütün alanların dönüşüme tabii kılınması gerekmektedir.
Bu noktada hukukçuların ve mimar mühendislerin ortak bir çalışma yaparak oluşturacakları Deprem Eylem Planını içerecek bir yasal mevzuat çalışmasının yapılıp bütün siyasi partilerin ortak mutabakat metni olarak bir kurtuluş reçetesi şeklinde uygulanması sağlanmalıdır.
Bir yakınımın enkaz altında kalması sebebi ile depremin 2. günü Hatay iline doğru yola çıktığımda halkın ve kamu personelinin hızlı bir şekilde deprem bölgesine akın ettiğini gördüğümde gözlerim yaşardı ve bu ülkenin bir parçası olduğuma şükrettim. Ülkemin insanları ile gurur duydum.
Hatay iline vardığımda gördüklerim gerçekten yürek burkacak ve insanı dehşete düşürecek kadar ağır bir manzara idi…
Depremde yakınları göçük altında kalan insanlar çaresizce arama kurtarma ekiplerinin çalışmalarını seyredip gelecek hayırlı haberin beklentisi ile bir ümit arayışında idi.
Tıpkı bizim gibi…
Hatay’da geçirdiğim 5 günün ilk iki gününde kaotik bir ortamın varlığını gözlemlemekle beraber diğer günlerde daha organize bir çalışma ortamının varlığını müşahede ettik. AFAD’ın bu denli büyük bir felaket ile ilgili zihinsel ve fiili bir hazırlığının olmadığı açıkça anlaşılıyordu. Fakat diğer STK’ların bölgeye intikali ve tecrübeli insanların insiyatifi ele alması ile kısa sürede arama kurtarma faaliyetleri istenilen seviyede yapılmaya başlandı. Depremzedelerin barınma dışındaki bütün ihtiyaçları yurdun bütün bölgelerinden gelen yardım ekiplerinin üstün gayretleri ile giderilmiştir. Bütün bu süreç devam ederken sosyal medya üzerinden siyasi aktörlerin başlattığı polemik, bütün olumlu giden süreci gölgeleyecek bir boyut kazanmıştır.
Sosyal medyaya giren insan Türkiye’yi yaşanmaz bir ülke ve her şeyi ile kötülüklerin kol gezdiği bir coğrafya olarak görür. Büyük Türkiye fotoğrafını gölgeleyecek bu çılgınlık halinden bir an önce çıkmak ve bütüncül bir bakışla yaraları sarmak hepimizin görevi olmalıdır. Zaman hesaplaşma değil, birlik olmak zamanıdır.
Bunların yanında depremin topluma dayattığı bir hukuki ve fiili durumu da tartışmak ve bir sonuca vardırmalıyız. Artık mevcut imar kanunu ve 6306 sayılı yasa ile deprem gerçeğinden ve oluşturacağı toplumsal yıkımdan korunmamız mümkün değildir. Bir toplumsal ve siyasi mutabakat ile Örfi İdare Kanunu niteliğinde bir deprem eylem planı içerecek yepyeni bir imar mevzuatına ve uygulamasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bunun için en uygun zaman da bu gündür. Kahramanmaraş depreminden etkilenen 10 ile İstanbul merkezli bir yardım ve rehabilitasyon çalışması imkanımız bulunmaktadır. Ancak İstanbul merkezli bir deprem olması halinde bütün Türkiye İstanbul’un yıkımına müdahale edemez. İstanbul depremine hazırlıklı olmamız için yıkama uğrama ihtimali olan bütün alanların dönüşüme tabii kılınması gerekmektedir.
Bu noktada hukukçuların ve mimar mühendislerin ortak bir çalışma yaparak oluşturacakları Deprem Eylem Planını içerecek bir yasal mevzuat çalışmasının yapılıp bütün siyasi partilerin ortak mutabakat metni olarak bir kurtuluş reçetesi şeklinde uygulanması sağlanmalıdır.
Etiketler: