Cumhuriyet yalnızca bir yönetim biçimi değildir. Cumhuriyet; bir toplumun geleceğe bakışıdır, umududur, eğitimidir, kültürüdür, sanatıdır ve en önemlisi de insanı merkeze alan büyük bir değişim iradesidir.
Bir ülkenin gelişmişliğini yalnızca yollarıyla, binalarıyla, teknolojisiyle ya da ekonomik gücüyle ölçemeyiz. Bir toplumun gerçek zenginliği; yetiştirdiği insanlarda, çocuklarına verdiği eğitimde, kültürüne sahip çıkmasında ve sanatına gösterdiği değerde saklıdır.
İşte tam da bu noktada Cumhuriyet ile sanat arasında güçlü ve kopmaz bir bağ vardır.
Çünkü sanat, insanın kendisini ifade etme biçimlerinden biridir. Bazen bir tiyatro sahnesinde söylenen tek bir cümle, bazen bir tablonun renkleri, bazen bir şarkının melodisi, bazen de bir çocuğun sahnede kurduğu hayal; toplumun geleceğine bırakılmış güçlü bir izdir.
Cumhuriyet'in aydınlık yüzüne baktığımızda sanatın bu yolculukta ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu görürüz.
Sanat, özgür düşüncenin sesidir
Sanat insana soru sormayı öğretir. “Neden?” “Nasıl?”
“Başka türlü olabilir mi?”
Belki de sanatın en kıymetli taraflarından biri budur. İnsan, sanatla karşılaştığında yalnızca bir eser izlemez; aynı zamanda düşünür, hisseder, sorgular ve kendisini yeniden keşfeder.
Bir tiyatro oyununu izleyen çocuk, sahnede başka bir karakterin hayatına dokunur. Bir müzik dinleyen genç, kendi duygularına farklı bir pencereden bakar. Bir kitap okuyan insan, hiç gitmediği şehirleri görür, hiç tanımadığı insanların hikâyelerine ortak olur.
Sanatın yaptığı tam olarak budur:
İnsanın dünyasını büyütmek.
Bu nedenle sanat yalnızca boş zaman etkinliği değildir. Sanat, bir toplumun düşünce dünyasını geliştiren önemli bir eğitim alanıdır.
Cumhuriyet ve eğitim: Aynı aydınlık yolun iki önemli taşı
Cumhuriyet'in geleceğe dair en güçlü yatırımlarından biri eğitimdir.
Çünkü eğitimli birey; sadece bilgi sahibi olan birey değildir. Aynı zamanda düşünebilen, sorgulayabilen, üretebilen ve yaşadığı topluma katkı sağlayabilen bireydir.
Sanat eğitimi ise bu sürecin çok özel bir parçasıdır.
Çocuklarımıza yalnızca matematik, fizik, tarih veya dil bilgisi öğretmek yetmez. Onların duygularını ifade edebilmelerini, özgüven kazanmalarını, başkalarını dinleyebilmelerini, empati kurabilmelerini ve hayal kurabilmelerini de sağlamamız gerekir.
İşte tiyatro burada çok önemli bir kapı açar.
Bir çocuk sahneye çıktığında yalnızca bir rol oynamaz.
Korkusunu yenmeyi öğrenir.
Kendini ifade etmeyi öğrenir.
Dinlemeyi öğrenir.
Takım çalışmasını öğrenir.
Başkasının yerine kendisini koymayı öğrenir.
Ve belki de en önemlisi, “Ben de yapabilirim” demeyi öğrenir.
Bazen bir çocuğun hayatındaki en büyük değişim, sahnede söylediği ilk cümleyle başlar.
Bir sahne, binlerce hayale açılan kapıdır
Yıllardır eğitim ve tiyatro alanında çocuklarla ve gençlerle çalışırken şuna defalarca tanıklık ettim:
Sahneye çıkan çocuk değişir.
İlk derse geldiğinde gözlerini yere indiren, konuşmaya çekinen, kendisini ifade etmekte zorlanan bir öğrencinin birkaç ay sonra sahnede özgüvenle durduğunu görmek, sanatın dönüştürücü gücünü anlamak için yeterlidir.
Çünkü sanat insana “mükemmel ol” demez.
“Sen kendini keşfet.” der.
Bu yüzden sanat eğitiminin yalnızca sanatçı yetiştirmek amacıyla değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Elbette konservatuvarlara, güzel sanatlar liselerine, tiyatro bölümlerine, müzik okullarına giden gençler yetiştirmeliyiz.
Fakat sanat eğitimi alan her çocuğun profesyonel sanatçı olması gerekmez.
Sanatla büyüyen bir çocuk; daha özgüvenli bir birey, daha güçlü bir iletişimci, daha duyarlı bir vatandaş olabilir.
Belki doktor olacaktır.
Belki öğretmen.
Belki mühendis.
Belki gazeteci.
Belki bir yönetici.
Ama hayatının bir döneminde sahneyle, müzikle, resimle veya edebiyatla kurduğu bağ, onun insanlara ve dünyaya bakışını değiştirecektir.
İşte sanatın gerçek gücü biraz da burada saklıdır.
Cumhuriyet'in gençlerine düşen görev
Bugünün gençleri çok hızlı değişen bir dünyanın içerisinde yaşıyor.
Teknoloji hayatımızın her alanında.
Telefonlarımız elimizden düşmüyor. Sosyal medya, günlük hayatımızın önemli bir parçası haline geldi. Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.
Fakat bilgiye ulaşmanın kolaylaşması, doğru bilgiyi seçmenin de kolaylaştığı anlamına gelmiyor.
İşte bu noktada kültür ve sanatın önemi daha da artıyor.
Çünkü sanat insana yalnızca bilgi vermez; düşünme biçimi kazandırır.
Bir tiyatro oyunu izleyen genç, farklı bir insanın hikâyesini anlamaya çalışır.
Bir roman okuyan genç, başka bir hayatın içerisine girer.
Bir müzik eserini dinleyen genç, kendisini hiç bilmediği bir duygunun içerisinde bulabilir.
Bunların tamamı insanı insana yaklaştırır.
Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri de budur:
Birbirimizi anlamak.
Sanatın olduğu yerde umut vardır
Bir ülkenin tiyatroları susmasın.
Sahneleri boş kalmasın.
Çocuklar müzik aletleriyle tanışsın.
Gençler kitap okusun.
Resim yapan çocukların elleri desteklensin.
Dans eden gençler özgürce kendilerini ifade edebilsin.
Kültür merkezleri yalnızca binalardan ibaret kalmasın; yaşayan, üreten ve paylaşan mekânlara dönüşsün.
Çünkü sanatın olduğu yerde hayat vardır.
Sanatın olduğu yerde iletişim vardır.
Sanatın olduğu yerde umut vardır.
Ve umut, geleceğin en önemli yakıtlarından biridir.
Cumhuriyet'i anlamak, geleceğe bakmaktır
Cumhuriyet'i sadece geçmişte yaşanmış büyük bir tarihsel dönüşüm olarak değerlendirmek eksik olur.
Cumhuriyet aynı zamanda geleceğe dair bir sorumluluktur.
Bugünün çocuklarına nasıl bir dünya bırakacağımız sorusudur.
Onlara hangi değerleri aktaracağımız meselesidir.
Eğitimden kültüre, bilimden sanata kadar her alanda nasıl bir gelecek inşa edeceğimizin cevabıdır.
Bu nedenle Cumhuriyet'i yaşatmanın yollarından biri de kültür ve sanata sahip çıkmaktır.
Çünkü Cumhuriyet'in aydınlık yüzü, yalnızca geçmişin hatıralarında değil; bugün bir okul sırasındaki çocuğun gözlerinde, bir tiyatro sahnesindeki genç oyuncunun heyecanında, bir öğretmenin anlattığı derste, bir sanatçının ürettiği eserde ve geleceğe umutla bakan insanların yüreğinde yaşamaktadır.
Bir çocuğun hayali, bir ülkenin geleceğidir
Ben özellikle çocuklarla ve gençlerle çalışan bir eğitimci olarak şuna inanıyorum:
Bir çocuğun hayalini küçümsememek gerekir.
“Sen yapamazsın.”
“Bundan sana ne olacak?”
“Sanatla mı hayatını kazanacaksın?”
gibi cümleler bazen bir çocuğun yıllarca taşıyacağı duvarlara dönüşebilir.
Oysa bizim görevimiz çocukların önüne duvarlar koymak değil, onların önündeki kapıları açmaktır.
Bir çocuk tiyatro yapmak istiyorsa sahneye çıkmalıdır.
Bir çocuk resim yapmak istiyorsa fırçayı eline almalıdır.
Bir çocuk müzikle ilgileniyorsa enstrümanla tanışmalıdır.
Bir çocuk kitap yazmak istiyorsa ilk cümlesini kurmalıdır.
Çünkü bazen bir çocuğun kurduğu küçük bir hayal, gelecekte kocaman bir başarı hikâyesine dönüşebilir.
Sanat bir lüks değil, ihtiyaçtır
Toplum olarak zaman zaman sanatı “olsa güzel olur” şeklinde değerlendirebiliyoruz.
Oysa sanat bir lüks değildir.
Sanat; bireyin ruhsal, sosyal ve kültürel gelişiminin önemli bir parçasıdır.
Nasıl bedenimizin sağlıklı olması için beslenmeye ihtiyacımız varsa, düşünce dünyamızın gelişmesi için de kültüre ve sanata ihtiyacımız vardır.
Sanat bizi birbirimize anlatır.
Bizi geçmişimizle buluşturur.
Bugünü anlamamıza yardımcı olur.
Ve geleceği hayal etmemizi sağlar.
Bu yüzden bir ülkenin sanatına yapılan yatırım, aslında o ülkenin geleceğine yapılan yatırımdır.
Son söz…
Cumhuriyet'in aydınlık yüzüne baktığımda; bir sınıfta ders anlatan öğretmeni, bir kitap okuyan öğrenciyi, sahneye çıkmak için heyecanlanan genç oyuncuyu, eserini insanlarla paylaşan sanatçıyı ve çocuklarının geleceği için çalışan aileleri görüyorum.
Hepsinin ortak noktası ise aynı:
Daha güzel bir gelecek kurma isteği.
Cumhuriyet'i anlamak, yalnızca geçmişi hatırlamak değildir.
Cumhuriyet'i anlamak; çocuklarımızın daha iyi eğitim alması için çalışmak, gençlerimizin sanatla buluşmasına imkân sağlamak, kültürümüzü korumak, bilime ve sanata değer vermek ve geleceğe umut bırakmaktır.
Ve unutmayalım…
Bir toplumun ışığı yalnızca sokaklarını aydınlatan lambalardan gelmez.
O ışık; okuyan çocuklardan, düşünen gençlerden, üreten sanatçılardan, öğreten eğitimcilerden ve geleceğe inanan insanlardan yükselir.
Cumhuriyet'in aydınlık yüzü de işte tam olarak budur. Sevgili Paşavizyon Gazetesi okurları son olarak sözlerimi şöyle tamamlamak istiyorum.
Sanat varsa umut vardır.
Eğitim varsa gelecek vardır.
Kültür varsa kimlik vardır.
Ve Cumhuriyet varsa, geleceğe dair söylenecek daha çok güzel sözümüz vardır.
SANATLA KALIN...