Dünya beşten büyük… Peki dünya gerçekten değişmeye hazır mı?
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu her yıl onlarca liderin konuştuğu, yüzlerce cümlenin kurulduğu ama çoğu zaman birkaç gün sonra unutulduğu büyük bir diplomasi sahnesi. Bu yıl Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kürsüye çıktığı an ise benim için sıradan bir genel kurul konuşmasından biraz daha fazlasını ifade ediyordu. Çünkü Erdoğan, yıllardır söylediği bir cümleyi bu kez dünyanın önüne daha sert bir soruyla bıraktı: Dünya beşten büyükse, neden hâlâ beş ülkenin vetosu dünyanın geri kalanının iradesinden daha güçlü?
22 Eylül 2026’daki konuşmanın merkezinde Gazze vardı. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın iki yıldır Genel Kurul salonunda yer alamamasına dikkat çekti. Filistin’i henüz tanımayan ülkelere çağrı yaptı. Gazze’de yaşananları anlatırken yalnızca İsrail hükümetini eleştirmekle kalmadı; Birleşmiş Milletler’in krizler karşısındaki etkisizliğini de sorguladı. Yani mesele bir ülkenin politikası olmaktan çıkarılıp doğrudan sistemin kendisine bağlandı.
Bence konuşmanın asıl ağırlığı da burada ortaya çıktı. Gazze’de çocukların güven içinde yaşamasından söz ederken hemen ardından Güvenlik Konseyi’ne geçmesi tesadüf değildi. Verilen mesaj açıktı: Eğer uluslararası sistem sivilleri koruyamıyorsa, karar mekanizmasının yapısı da tartışılmalıdır.
***
Erdoğan’ın yıllardır kullandığı ‘Dünya beşten büyüktür’ sözü artık yeni değil. Fakat bu yıl söylemi bir adım ileri taşıdı ve veto sisteminin değişmesini istedi. 190’dan fazla devletin bulunduğu bir yapıda beş daimi üyenin tek başına kararları kilitleyebilmesi gerçekten sürdürülebilir mi? İşte asıl tartışma burada başlıyor.
Rusya’nın cevabı gecikmedi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Güvenlik Konseyi’nin genişletilmesine açık olduklarını fakat daimi üyelerin veto hakkının korunması gerektiğini söyledi. Yani Moskova ‘reform olabilir’ dedi ama sistemin en güçlü ayrıcalığına dokunulmasına kapıyı kapattı. Bana göre bu tepki, BM reformu tartışmasının neden yıllardır sonuç vermediğini tek başına anlatıyor: Herkes değişimden söz ediyor ama mevcut gücünden vazgeçmek isteyen pek yok.
İsrail cephesindeki tepki ise çok daha görünürdü. Erdoğan Gazze ve İsrail politikalarını eleştirirken İsrail heyeti salonu terk etti. İki gün sonra Binyamin Netanyahu da kendi BM konuşmasında Erdoğan’ı hedef alan sert sözler kullandı. Ankara’dan karşılık geldi. Böylece diplomatik gerilim, yalnızca kapalı odalarda değil, dünyanın gözü önünde BM salonuna taşındı.
Peki dünya liderleri Erdoğan’ın konuşmasının arkasında mı durdu? Böyle bir cümle kurmak bana doğru gelmiyor. Aynı Genel Kurul’da Gazze, Filistin ve BM’nin mevcut yapısına ilişkin benzer eleştiriler yapan başka liderler de vardı. Ancak paralel düşünceler ile doğrudan destek açıklamalarını birbirine karıştırmamak gerekir. Uluslararası siyasette alkış kadar sessizlik de, itiraz kadar mesafe de önemlidir.
***
Benim asıl dikkatimi çeken noktalardan biri ise Türkiye’deki yorumlardı. Çünkü Erdoğan’ı ve iktidarı daha önce birçok konuda eleştirmiş gazetecilerin hepsi aynı yerden bakmadı.
Cüneyt Özdemir, konuşmada Filistin meselesinin öne çıkmasına dikkat çekti. Daha da önemlisi, Erdoğan’ın Netanyahu’nun adını hiç anmamasını ‘çok akıllıca bir strateji’ olarak yorumladı. Bu bence önemli bir ayrıntı. Bir gazetecinin iktidara eleştirel olması, yapılan her diplomatik hamleyi de otomatik olarak yanlış bulacağı anlamına gelmiyor. Bazen siyasi çizgiden bağımsız olarak bir stratejiye ‘doğru hamle’ denebiliyor.
Cumhuriyet yazarı Mehmet Ali Güller de ‘Dünya beşten büyüktür’ tezine açık biçimde katıldı ve Güvenlik Konseyi’nde Küresel Güney’in temsilinin artırılması gerektiğini yazdı.
***
Erdoğan’ın konuşması Gazze ile başladı ama Gazze ile bitmedi. Rusya-Ukrayna savaşından Suriye’ye, Irak’tan Kıbrıs’a, Avrupa güvenliğinden yapay zekâya kadar birçok başlık vardı. Ukrayna savaşının ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğü korunarak sona ermesi gerektiğini söyledi; Karadeniz’de ticari gemilerin hedef alınmasına karşı çıktı. Kıbrıs Türklerinin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tezini yeniden vurguladı.
Bütün bunları yan yana koyduğumda benim gördüğüm tablo şu: Türkiye, BM kürsüsünü yalnızca şikâyet edilen bir dünya düzenini anlatmak için değil, kendisini o düzenin yeniden şekillenmesinde söz sahibi görmek istediğini göstermek için de kullandı. Bunun ne ölçüde karşılık bulacağı ise konuşmanın alkışından değil, önümüzdeki dönemde diplomaside atılacak adımlardan anlaşılacak.
Cumhurbaşkanımız BM genel kurulunda dosta ve düşmana dünya lideri olduğunu tekrar göstermiş oldu. Temennimiz Dünya’nın beşten büyük olduğu günlerin en kısa zamanda gelmesi.