ABD ve İsrail üçbuçuk ay once İran’a açtığı savaş başlangıcında İran Devletinin lideri ile üst kademesi şehit edildiğinde dünya İran devletinin diz çökeceği fikrine sahipti.
Daha önce İran’a karşı yapılan saldırılara karşı İran’ın cılız sayılabilecek saldırıları özellikle ABD ve İsrail’in bu kanıya kapılmasına sebep oldu.
Ancak İran’ın daha once kullanmadığı füzeler ile İsrail’in en büyük övünç kaynağı hava savunma sistemi delik deşik oldu.
Yine İran düşmanlarının hesap edemediği ‘’Hürmüz’’ boğazını kapatarak dünyaya petrol akışının sağlanamasına sebep oldu. Petrol fiyatları % 50 arttı, dünya ekonomisi büyük zarara uğradı.
Yine İran düşmanlarının hesap edemediği “körfez ülkelerini’’ ağır füze saldırıları ile vurdu.
ABD’nin en büyük destekçisi olan bu ülkeler ABD’ye güvenmenin getirdiği zararı sorgulamaya başladı, büyük ekonomik kayıplar yaşadılar.
Diğer taraftan Trump, İsrail ve kendi istihbaratının tuzağına düştüğünü farketti, savaş uzadıkça siyasi ve ekonomik olarak zora düştü.
İran’a diz çöktürmeyi düşünmüştü ama olmadı.
107 gün sonra geriye kalan, İran'ın yıkılışı değil; Washington ve Tel Aviv'in cevaplamak zorunda kaldığı sorulardı.
107 gün önce başlayan savaşın ilk günlerinde Washington ve Tel Aviv'de büyük bir özgüven vardı. Dünyanın en gelişmiş silahları, en modern hava kuvvetleri ve en kapsamlı istihbarat ağıyla İran'ın kısa sürede diz çökeceğine inanılıyordu.
107 gün sonra ise sorulması gereken soru şudur: Eğer amaç İran'ı teslim almak idiyse, neden hâlâ İran İslam Cumhuriyeti ayakta?
ABD ve İsrail savaş boyunca İran'a ağır zarar verdi. Ancak savaşların sonucu yalnızca vurulan hedef sayısıyla ölçülmez. Sonuç, siyasi hedeflerin gerçekleşip gerçekleşmediğiyle ölçülür. İran'ın devlet yapısı çökmemiş, yönetimi devrilmemiş ve ülke teslim olmamıştır.
Daha da önemlisi, savaşın uzaması bile başlı başına bir başarısızlıktır. Hızlı bir operasyon bekleyen ABD ve İsrail, kendilerini maliyeti sürekli artan bir yıpratma savaşının içinde buldu.
Belki de savaşın en büyük dersi şudur: Güçlü olmak başka şeydir, irade kırabilmek başka şey. ABD ve İsrail askeri üstünlüklerini gösterdi; fakat İran'ın siyasi iradesini kıramadı. Tahran ağır yaralandı ama diz çökmedi.
Bu nedenle 107 günün sonunda ortaya çıkan tablo, yalnızca İran'ın direncini değil, aynı zamanda ABD ve İsrail gücünün sınırlarını da göstermiştir.
Tarih bazen en güçlü olanları değil, yıkılamayanları hatırlar. 107 günün sonunda geriye kalan da İran'ın yıkılışı değil, süper güçlerin neden kazanamadığı sorusuydu.
*
Dünya Kupası heyecanı başladı. Gönlümüzden geçen, dost ve kardeş ülke Bosna Hersek ile ay-yıldızlı temsilcimiz Türkiye’nin gruplarında başarılı sonuçlar alarak üst turlara yükselmesidir. Her iki takıma da başarılar diliyoruz.