Eve dön, şarkıya dön, kalbine dön
Of Not Being A Jew
İniyorum kulelerinden katil
iniyorum maktul minarelerden
…
Herkesin bahanesi var, senin yok
günahlı bir gölgenin serinliğinde
biraz bekleyebilirsin, daha sonra
burada kalamazsın, başa dönemezsin
ama dön
Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!
Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön!
Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön!
Eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?
orada, arada bir beni yoklar
intihara ayırdığım zamanlar
bunlar temiz, kül bırakan zamanlardır
düzgün sabuklamalardan bana kalan..
Evde
anlaşılmaz bir tını
bilmem nereden gelir
uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan?
bilemem Yahudi değilim
gizli bir yerde genizam yok
bilemem insan nerenin yerlisidir
ömrüm burada
bütün Yahudiler gibi
raflara doğru, çekmecelere
sahanlıklara doğru geçti
yabancı ellerde çitilenmekten korunmak için
bir sıvaydım kendime kendi ellerimde
tıpkı Yahudiler gibi
buraların yerlisi ben değilim.
Şarkıya dönersem ense köküm seyrelecek
ağdası çözülecek bana aşktan bulaşan kozlarımın
şehrin insanları yumruklarımda beyaz bulut
yolun çamurunda revnâk-ı bahar bulacaklar
ben şarkıya dönünce
boğazlarındaki boğum insanların epriyecek
ve onun yerine her günkü işleri yaparken
kepenkleri kaldırırken, silerken tezgahı
kalbe gizlice batan kıymık geçecek
şarkıya dönersem, yanık bir şarkıya
holokost neymiş meğer
herkes bilecek.
Kalbime döneceğim, ama hangi yolla?
Yedeğimdeki okunaksız
şarapla lekelenmiş, solgun harita
uyduruk bir şey mi bilmiyorum
yoksa sahiden definenin yeri
gösteriliyor mu orada?
Ama boşver... Nasıl bir ilgi olabilir
kalbe dönmekle define bulmak arasında?
…
ben kalbime döneceğim fokurdayıp pörtlemek için
İSMET ÖZEL
Yaşamımız bir koşuşturma ve büyük hayaller arasında kır gezintisi yaparak geçmeye devam ediyor. Ölümün bizi bulmayacağına iman etmişçesine hep yarını planlayıp hayal kurmak sureti ile yaşadığımız anı, kendimizi ve çevremizdeki insanları ıskalayarak ölüme koşar adım gidiyoruz.
Asla ulaşılması mümkün olmayan hedefler ve Allah tarafından sorumluluk yüklenmemiş meseleler peşinde koşmak, bize düşman ve dost diye yutturulan fikir ve ideolojilerin gölgesinde bir hayat yaşamak hepimize BÜYÜK İNSANLIK İDEALİ diye kabul ettirilmiş ve bu konuda her topluluğun önüne önder diye çıkarılan kişiler eli Ile insanlık bu ideallere ikna edilmiş oldu..
Halbuki Allah kullarına çok basit sorumluluklar vermiş ve bu sorumlulukları yerine getirenleri cennet ile mükafatlandıracağını izhar etmiştir.
Her Cuma günü Hutbe sırasında okunan bir ayet var: “ Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt veriyor. (Nahl 90)
Allah kullarından, önce adaletli olmalarını, iyilik yapmasını ve akrabaya yardım etmesini istemekte. Hayasız, kötü ve zorba olmaktan men etmektedir.
Dolayısı ile kul olarak çok zor meseleler ile sınanmıyoruz. Bu sınavı verebilmemiz için kendi varlığımızın (Benliğimizin) farkına varmamız, iki temel sorumluluk alanımız olan akrabalarımız ve komşularımız ile ilgili mükellefiyetimizi yerine getirmemiz gerekmektedir.
Önce Allah’ın muhatap kıldığı kul bilincini taşımamız gerekmektedir. Yani sorumluluk sahibi, iradeli ve özgün bir insan olmamız lazım. Birey olmak o kadar önemli ki insan ancak bu sayede sorumluluğunun ve yetkilerinin tam olarak farkına varır.
Sonra akrabaları ile olumlu bir diyaloğu olan onlara gerektiğinde her tülü maddi ve manevi yardımda bulunan bir insan olmamız gerekmektedir. Yani sadece kendi varlığını değil, yakın ve uzak akrabalarının her türlü mesuliyetini üzerinde taşıyan bir insan olmamız gerekmektedir.
Sonuncu olarak, komşularıyla her türlü yardımlaşma ve dayanışma içerisinde bulunan bir kul olarak yaşamamız gerekmektedir.
Bahsetmiş olduğum bu üç olgu (BIREY, AKRABA, KOMŞU) ile ilgili Allah’a karşı sorumlulugunu yerine getiren bir insan bulunduğu topluluk içerisinde erdemler sınıfı içerisinde yer aldığı gibi ölümü ile birlikte onun varacağı yer şüphesiz cennet olur.
Yoksa sahte tanrıların idealize ettiği ve yönlendirdiği bir hayatı yaşayan insanın sonu mutlaka hüsrandır.
Vesselam…