25 Mart 2026 Çarşamba   

Muhammed SANCAKTAR / Laleli Sanayici ve İş İnsanları Derneği (LASİAD) Başkan Vekili / Geniş Açı

ATEŞ ÇEMBERİNİN ORTASINDA TÜRKİYE...

 

Kıymetli dostlar,
Dünya siyasetinde bazı gerilimler vardır ki, yıllarca devam eder; kimi zaman yükselir, kimi zaman düşer ama hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmaz. Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki ilişki de işte böyle bir gerilimin adıdır. 1979 yılında Ayetullah Humeyni’nin öncülüğünde gerçekleşen İran Devrimi’nden bu yana iki ülke arasındaki ilişkiler hiçbir zaman normalleşmemiş, aksine sürekli bir “soğuk savaş” atmosferi içinde devam etmiştir.
Aradan geçen kırk yılı aşkın süre boyunca İran ile Amerika arasında doğrudan büyük bir savaş yaşanmamış olsa da, bölgesel vekâlet savaşları, ekonomik yaptırımlar, diplomatik krizler ve karşılıklı tehditler eksik olmamıştır. Her yıl, her ay, hatta neredeyse her hafta uluslararası basında aynı cümleleri duyar olduk: “Amerika İran’a saldıracak”, “İsrail İran’ı vuracak”, “İran misilleme yapacak.”
Uzun yıllar bu söylemler birer ihtimal olarak konuşulurken, 2025 yılının Haziran ayında İsrail’in ABD ile birlikte gerçekleştirdiği ve on iki gün süren karşılıklı saldırılar soğuk savaşı sıcak çatışmaya  dönüştürdü.O günden sınra hiç bir şey eskisi gibi olmadı.
28 şubat 2026 günü ise ABD ve İsrail savaş uçaklarının Tahran’ı ve eş zamanlı olarak İran’ın diğer önemli kentlerini bombalamasıyla büyük  savaş başladı. Operasyonun gerekçesi olarak İran’ın nükleer silah geliştirdiği iddiaları öne sürüldü. Ancak dünya kamuoyunun önemli bir kısmı bu saldırının gerekçelerini tartışmalı buluyor.
Amerika ve İsrail’in gerçekleştirdiği bu saldırılarla İran’ın birçok önemli şehrini hedef alıyor. Başkent Tahran dahil olmak üzere çeşitli bölgelerde askeri ve stratejik noktalar bombalanıyor. Buna karşılık İran da sessiz kalmıyor. Tel Aviv’e yönelik füze saldırıları düzenliyor, ayrıca Amerika’nın Körfez bölgesindeki askeri üslerini hedef alan saldırılar gerçekleştiriyor.
Bölgedeki bu karşılıklı saldırılar yalnızca iki ülkeyi değil, tüm dünyayı etkileyen sonuçlar daha şimdiden doğurdu bile. Hürmüz Boğazı’nın gemi trafiğine kapatılması küresel ticareti ciddi şekilde sarstı. Dünya petrolünün önemli bir bölümünün geçtiği bu boğazın kapanmasıyla enerji fiyatları hızla yükseldi. Petrol ve yakıt fiyatları küresel ölçekte dalgalanmaya başladı. Bu durum yalnızca Orta Doğu’yu değil, Avrupa’dan Asya’ya kadar geniş bir coğrafyayı ekonomik anlamda etkiledi,etkilemeye devam ediyor.
Tam da böyle bir ortamda, Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgede yeni bir strateji arayışına girdiği görülüyor. Özellikle İran içindeki bazı etnik grupların silahlandırılması ve İran yönetimine karşı kullanılması yönünde planlar konuşuluyor. Bu noktada Kürt grupların adı sıkça gündeme getiriliyor.
Bilindiği gibi İran sınırları içerisinde hem Kürt nüfus hem de Türk nüfus önemli bir yer tutmaktadır. Yıllardır İran yönetimi altında çeşitli siyasi ve kültürel baskılara maruz kaldıklarını ifade eden kesimler bulunmaktadır. Ancak bu grupların dış güçlerin planlarında nasıl bir rol oynayacağı veya böyle bir sürece ne ölçüde sıcak bakacakları ise zaman içinde netlik kazanacaktır.
İşte tam da bu gelişmeler yaşanırken Türkiye açısından son derece önemli bir kavram daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır: Terörsüz Türkiye hedefi.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN ve Sayın Devlet BAHÇELİ tarafından ortaya konulan bu hedefin ne kadar stratejik ve hayati olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Çünkü bölgede etnik ve mezhepsel fay hatlarının sürekli kaşındığı, dış güçlerin bu fay hatlarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalıştığı bir ortamda Türkiye’nin iç huzurunu, birliğini ve  bütünlüğünü koruması her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır.
Türkiye güçlü olduğu sürece, iç barışını sağlamlaştırdığı sürece, bölgedeki kaos planlarının boşa çıkması da mümkün olacaktır. Terörün sona erdiği, kardeşliğin güçlendiği bir Türkiye yalnızca kendi vatandaşları için değil, aynı zamanda bölgedeki barış ve istikrar için de büyük bir umut kaynağı olacaktır.
Bugün Orta Doğu yeniden kritik bir dönemeçten geçmektedir. Büyük güçlerin hesapları, enerji hatları, etnik dengeler ve bölgesel çıkarlar birbirine geçmiş durumdadır. Böyle bir ortamda sağduyu, diplomasi ve bölgesel iş birliği her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır.
Unutulmamalıdır ki savaşların kazananı yoktur. Savaşlar yalnızca şehirleri değil, toplumların geleceğini de yıkar. Bu nedenle bölgedeki gerilimin daha fazla büyümeden diplomatik yollarla çözülmesi insanlık adına en doğru yol olacaktır.
Kalın sağlıcakla.

Tarih: 25 Mart 2026 Çarşamba    Hit: 1053




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol