22 Mayıs 2026 Cuma
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 14.02.2022

28 Şubat’tan günümüze

Av. Ali KAHRAMAN

Av. Ali KAHRAMAN

3892 3 dk 0 yorum
Paylaş:
28 Şubat 1997 yılı, Türkiye’de postmodern darbenin yaşandığı ve Müslümanca  düşünme üzerine deneme yapan bir avuç insanın, ülke siyasetinden ekonomisinden ve bürokrasisinden uzaklaştırılmaya çalışıldığı bir dönemin başlangıcıdır. Rahmetlik Necmettin Erbakan’ın şahsında, inancını toplumsal hayatta rahatça yaşayan ve bu hayat içerisinde görünür kılmaya çalışan bütün müslümanlar bu darbeden nasibini almış; Refahyol hükümeti düşürülmüş, yeşil sermaye diye nitelenen iş adamlarına çeşitli ambargolar uygulanmış, bürokratlar ve öğrenciler başörtü gerekçesi ile işlerinden ve okullarından atılmıştır.
“İki rekat namaz kılmakla Müslüman mı olduk” tarzda söylem ve eylemlerle bazı cemaat ve gruplar darbecilerin safında yer alarak mücadeleyi ve duruşumuzu akamete uğratmaya çalışmıştır. Bunların başında da Gülen hareketi denilen grup olmuş ve rahmetli Erbakan’ın şahsında Türkiye’deki bütün müslümanlarla arasına mesafe koymuştur.
Darbecilerin en önemli argümanı başörtüsünün siyasi bir simge olduğu ve başörtülü şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisine, okullara ve kamusal alanlara  girilemiyeceği tezidir. Bu tezin açıkça bir din düşmanlığı ve toplumun islamcı kesimini sisteme sokmama gayreti olduğu aşikar olmasına rağmen, Fetullah Gülen “Başörtüsü Füruattandır” demek sureti ile yasakçı zihniyetin yanında yer aldı ve onlara istedikleri argümanı da sunmuş oldu. Bu söylemden hemen sonra, bu yapılanmaya mensup bütün kadınlar başörtüsünü çıkarmak sureti ile, Allah’ın Kuran’da açık hükmü varken, hem liderlerine itaat ettiler hem de yasakçı zihniyetin ekmeğine yağ sürerek mücadeleye ket vurmaya çalıştılar.
 Bu dönemde bir çok sosyalist görüşte olan grup islamcıların yapmış olduğu direnişe ve eylemlere fiili destek verdi. İslamcıların bütün Türkiye’de gerçekleştirdiği El-Ele eylemine milyonlarca insan katıldı ve her kesinden insanın katıldığı bu eylem büyük yankı uyandırdı.
Abdurrahman Dilipak hakkında açılan onlarca davaya rağmen özgürlük mücadelesinde öncü rol üstlendi. Yeni kurulmuş olmasına rağmen Mazlumder, bütün hak ihlalleri ile mücadele eden insanların yanında yer aldı. Özellikle İstanbul Şubesi Başkanı Şadi Çarsancaklı ve ekibi ile büyük bir mücadele örneği gösterdi. Siyasi parti dışında ilk defa Sivil Toplum Kuruluşlarının neler yapabileceği ve önemi bu süreçte idrak edildi.
2006 yılında AK Parti iktidarının görevden atılan memurlar için çıkardığı af kanunu ile birlikte darbeci zihniyetten özgürlükçü yapıya bir evrilme  başlamış ve atılan başkaca adımlar ile müslümanların önüne set çeken ve özgürlüklerini engelleyen bütün işlem ve eylemler ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Ancak aradan geçen onca yıla rağmen, iktidar affettiği memurlara İADE-İ İTİBAR verememiştir.
Köprünün altından çok su akmasına rağmen gelinen noktada aynı yerde  durduğuna inandığımız Abdurrahman Dilipak’a dava açan bir AK Partili İl Kadın Kollarının varlığı, 28 Şubat mağdurlarının hapishanelerde çürütüldüğünü görmek, zamanla sistem içerisinde nasıl evrilebildiğimize güzel ve acı bir örnek olarak görülebilir.
    Hey özgürlük…             
Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.