08 Mart 2021 Pazartesi   

Mustafa HATİPLER / Doç. Dr. / Öğretim Üyesi / Rumeli Mektupları

YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN'İ BİLEN, HATIRLAYAN VAR MI?

 

GELİN Özden'in özel hayatına girmeden siyasi hayatı hakkında  kısa bir hafıza tazelemesi yapalım; Sayın Özden, 1951 yılından  itibaren 18 Ocak 1979 yılına kadar aralıksız (Gençlik Kolları Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyeliği, Başhukuk Danışmanlığı ve Yüksek Danışma Kurulu Üyeliği) olarak CHP'de görev yapmış bir hukukçu isim. Bu uzun soluklu görevlerinin ardından CHP’den 10 Ocak 1979'da ayrılmış. Neden? Çünkü Cumhuriyet Senatosu’nda beş grubun oylarıyla 11 Ocak 1979’da  Anayasa Mahkemesi asıl üyeliğine seçilmiş de ondan. Yani partideki görevi devam ederken önerilmiş sonra seçilmiş.  Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçildikten sonra sırasıyla Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliği ve ardarda 2 kez Anayasa Mahkemesi Başkanlığı görevi yapmış. Özden, 1988 yılında emekli olduktan sonra Cumhuriyetçi Demokrasi  Genel Başkanlığı yapmış. Özden, Türkiye solunun sancılı olduğu SHP-CHP döneminin "SHP-CHP birleşik partisinin Ortak Genel Başkanı” olarak tanımlanan bir isim. Özden bu tanımlamayı hak edecek hizmetler sürdürdüğü dönemde, aynı zamanda Anayasa Mahkemesi Başkanlığı görevini yürütüyor. Yani hem Anayasa Mahkemesi Başkanı hem de sancılı olan SHP-CHP birleşmesinin organizatörü, adeta ortak Genel Başkanı.  Başka bir ifadeyle, kolay kolay bir araya gelmeyecek olan SHP ve CHP’yi birleştirme görevini üstlenmiş. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’nın görev alanına giriyormuş demek ki, bilemiyoruz. Bunu bir kenara koyalım, dursun. Ahmet Necdet Sezer'in pijamalarını dahi çıkarmadan, Cumhurbaşkanlığı köşkünde 40-50 gün yaşayabildiği dönemde, atadığı rektörlerin bazılarının 2 oy ya da 5 oy alan adaylardan olduğunu sağır sultan bildiği için ayrı ayrı yazmaya gerek yok.  
Şimdi, bütün bunları yazma nedenimiz, biliyorsunuz. Bunları yazma nedenimiz birilerini gündeme getirmek değil... Birilerinin özel hayatını ortaya koymak hiç değil... Ne için yazıyoruz o halde? Geçtiğimiz günlerde Sayın Prof. Dr. Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesine Rektör olarak atanması üzerine bir bardak suda  koparılan fırtınaların aslının ne olduğunu ifade etmek için yazıyoruz. Sayın Prof. Dr. Melih Bulu, hali hazırda yasalara göre, rektör olabilmenin şartlarına haiz bir insan. Üstelik Rektör adaylığına müracaat ederek Boğaziçi Üniversitesini yönetmeye talip olmuş. Başarılı, çalışkan bir akademisyen. Suçu (!) ve kusuru (!) ne Bulu hocanın?  AK Parti’de 28 yıl görev mi yapmış? Hayır. Geçmişte AK Parti’den aday adayı olmuş. Aday adaylığı hatta adaylık tek başına siyasi bir arguman olabilir mi? Elbette olmaz. Aday adaylığı o kişiyi siyasi bir objeye dönüştürür mü? Elbette dönüştürmez.  Ayrıca bir üniversitenin rektör atanmasına (sözüm ona) öğrencilerin tepkisinin bir anlamı olabilir mi? Yani öğrenciler rektör atanmasının neresinde yer alıyor? Rektör atanması öğrencileri neden ve nasıl bu kadar çok ilgilendiriyor? Bir öğrencinin üniversitesine atanan rektörle ilgili protestosu olabilir mi? Elbette olmaz. Rektör atamaları seçimle olmuyor, kaldı ki rektör atamaları seçimle yapılıyor olsa da, bunda öğrencilerin dahli var mı? Elbette yok.
Öyleyse sevgili kari, bu protesto adı altında yapılan ya da yapılmak istenen şey nedir? İşte bu sorunun tek bir cevabı var; bunlar organize işler. Hani gezi parkı olaylarında; “Mesele 3-5 ağacın kesilmesi değil, mesele başka, hala anlamadınız mı" diye bir feryadı vardı ya işte tam onun gibi bir şey. Peki gerçekte Sayın Melih Bulu’nun geçmişinde aday adaylığının bir ehemmiyeti var mı, varsa ne kadar? Gezi parkı olaylarında ağaçların (olmayan)  etkisi kadar. Sonuç; organize işler bunlar, ama son kullanım tarihi çoktan geçmiş... Başarılar dileriz sayın Prof. Dr. Melih Bulu hocamız. Yolun açık olsun. Bulutlar zarar görmez…

Tarih: 15 Ocak 2021 Cuma    Hit: 4101




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol