15 Eylül 2019 Pazar   

Mustafa SÖNMEZ / Araştırmacı / Yazar / İSAR

KÜRESEL FIRILDAĞIN DAİRESEL HAREKETLERİ

 

20. YÜZYILIN ağır ideolojik eldivenlerinden faşizm nakavt olmuş, komünizm için ise 10’a kadar sayılmaya başlanmıştı. Liberalizmin eli havaya kaldırıldığında ise artık dünyanın yeni yolculuğunun güzergahı da belli olmuştu.
Yola yolcu, yolcuya yolluk gerekti.  
Bunun için mevcuda dört kat büyüklüğünde bir emisyon ilave edilerek herkesin yolluğa kavuşması sağlandı. Artık herkesin parası vardı. Kimisi buna kendi ezelinden sahipti, kimisi emeğinden, kimisi için ise geleceğine karşılık sahip olması kolaylaştırılmıştı. Hak etmiş olup olmadığına bakılmaksızın herkesin her istediğini yapabiliyor olması  örtülü manasıyla yeni dünya düzeninin, kolaylıkla “yeni bir dine” dönüşmesinin önünde engel bırakmamıştı. Böylelikle özellikle  gelişmekte olan ülkelerde toplumlar, bir çırpıda yeni dinin dindarlarına da yer açtı.
Kuruluş sermayesi birey olan bu yeni din; toplumları ilginç bir çelişkiyle “birey birey” bozuyordu. Yaradılışı gereği her şeye alışmaya “alışkın” olan insanlar, artık arlanmaz, uslanmaz ve geriye dönemez şekilde yeni  dinlerinin tüm ayinlerine sekteye uğratmadan katılıyorlardı.  Bu sapkınlıkların gereği kimse kimsenin susuzluğuna, açlığına, hastalığına aldırmadan yoluna devam ediyordu. Artık yolculukta da epeyce bir mesafe kat edilmişti.  Yolculuğun “keyfi bir seyahat” değil bir “tur organizasyonu” olduğu ise az ileride anlaşılacaktı. 
Tur operatörü tüm çirkinliği ve sevimsizliğiyle ile yoldakilerin karşısına çıkıp yolculuğun geri kalan kısmında ziyaret edilmesi zorunlu yerler ile buralarda katılımın isteğe bağlı bırakılmadığı etkinlikleri bildirdiğinde olmuştu bu.  Homurdanmalar ve kıpırdanmalar olmadı değilse de yeni dinin ezelden sahiplere de emeğinden elde edenlere de küçük bir hatırlatması oldu. Ödeme planları!
Artık tur yeni takvimiyle başlamış adı da konmuştu. “Arap Baharı”.
İstikamet önce Tunus sonra sırasıyla Libya, Mısır, Sudan, Yemen vesaire derken seyahatin çeyrek finali için Suriye’ye gelindi. Nasıl bir baharsa kar, boran, tipi hiç eksik olmadı gidilen yerlerde. Sırtında palto, pardesü ile bahar umutlarını yitirmemiş “her yoldaki” Suriye’ye abandı. Uğruna iki dünya savaşı çıkartılmış Büyük İsrail Hayalinin önünde engel olarak kalan üç toprak  sahibinden  dişin kovuğunu en az dolduracağı düşünülen Suriye’ye. 
En acısı da bundan sonrasıydı. Yoldakilerden bizimkiler, hemen tuzu alıp dökecek yer aramaya başladı.- Emevi camisinin minaresine dökelim- diyen de çıktı, Halep’in hükümet konağının çatısına da  Şam’da sarayın bahçesine de. Ateşkes kararı sonrası Trump’ın sözü yerde kalmasın diye ülkenin boş tepelerine attığı füzeleri yetersiz  bulup içinin serinlemediğini söyleyen  mücahitlerimiz bile oldu. En az kırk ülkenin cirit attığı bölgede kendi eğitip donattığımız ÖSO’dan başka kimsenin önüne geçecek bir davranış sergileyemedik. Az rezillik yaşamadık.
Sonra Hatay’dan, Urfa’dan, Antep’ten havan sesleri gelmeye başladı. 2016 Temmuz’unda Türkiye’de 2017 Aralık’ta İran’da “kura çekimleri” yapıldı. Bahar yolculuğunun yarı final ve final durakları için. Her iki millet te kuralara ve ziyaretlere itiraz etti. Sokak dövüşlerini kazandı. 
Bizimkiler tüm bu olanlardan sonra döndü ama sonra yine bir döndü bu sefer de fırıldak kırıldı. Hepimiz  boyun fıtığı olduk. Hala Suriye’de çareyi Amerika ile ayran içmekte arıyorlar. Bu kafayla hiçbir şey düzelmez ama yine de iyi bir haberim var; sondan ikincilikteki yerimize talip yok. 

Tarih: 19 Ağustos 2019 Pazartesi    Hit: 838




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol