03 Aralık 2020 Perşembe   

Sadık KAHRAMAN / Gazeteci Yazar / Şehir ve İnsan

ENKAZIN SÖYLEDİKLERİ

 

İZMİR’deki deprem korona günlerine alışmaya başladığımız anda bize tekrar ölümü hatırlattı. Enkazdan çıkarılan küçük büyük cansız bedenleri izledikçe geçirdiğimiz enkaz gibi sene de gözlerimizin önünden geçti. Aynı ihmaller, aynı sonuç; aynı umut ve aynı düş kırıklıkları teker teker ekranlarda birer sayı olarak belirip kayboldu. Koronayla en başta verilen mücadeleden ne kadar uzaklaştıysak bugün o bina yığının ortasında sıkışıp kalan insanların çığlıklarından da o kadar uzaklaştık. Enkaz bize bir şeyler gösterdi, söyledi ama görüp dinleyip anlaması gerekenler kulak bile kabartmadı. Ne yazık ki ne müteahhit ne onu denetlemesi gereken devlet, imar yetkilileri ne belediye başkanları ne de müteahhitle beraber imzaya yetkisi olanlar zerre kadar sorumluluk üstlenmiyor. Halbuki bu işte parmağı olan, müteahhidinden denetçisine herkes ifşa edilmeli. Yetmez hapis cezası verilme... Vatandaştan talep, başvuru bekleniyor. Bunun adına kolaya kaçmak, başından savmak, dostlar alışverişte görsüncülük vs ne isterseniz deyin. İnsanlar yerin altında can çekişirken hala kendi propagandasını yapmaya çalışan siyasilerimiz oldukça bizim sırtımız kolay kolay yerden kalkmaz. Ancak elbette halk da farklı değil uzun süredir. Artık toplum olarak depremde can kurtaranların ideolojisini bile araştırır hale gelmişiz. Kimci neci diye bakılıp kendi meşrebine uyuyorsa alkışlanıyor küçücük çocukların hayatlarını kurtaranlar. Bu siyaset deliliğinin tek faili siyasetçiler değil dolayısıyla. Bu şark kurnazlığının da. Milletin şu anda feryat figan edip ağlayarak şikayet ettiği yapıları yapanlar, sırf fazladan parayı cebine sokmak için adi malzeme kullanan, hile hurdayla iş gören, kaçak katlara, dere kenarlarına balıklama atlayanlar vatandaşın ta kendisi. Halbuki yapanın yanına kar kalmasa, bir cezai yaptırım da olsa memleket böyle ekonomi ve deprem çöküntülerinin altında inlemezdi. İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin deprem ülkesi olduğu apaçık bir gerçek. Bilmeyen yok. Ama hala net bir plan, geleceğe yönelik bu anlamda bir proje, bir bilinçlendirme faaliyeti yok. Hatırlarsanız bundan çok değil yaklaşık
1 sene öncesinde İstanbul’da 5 büyüklüğünde deprem olduğunda toplanma alanları, deprem için alınması gereken önlemler birkaç hafta televizyon ekranlarında konuşulmuştu. Sonuçta hiçbir şey yapılmadı. Hükümete bu konuda büyük büyük laflarla eleştiri getiren, biz Türkiye’yi İzmir gibi yöneteceğiz diyen CHP’nin de 40 senedir yönettiği İzmir’de deprem sınavından nasıl kaldığı ortaya çıkmış oldu. Muhalaefetin kendini sütten çıkmış ak kaşık gibi gösterme çabaları böyle zamanlarda daha da trajik oluyor. İstanbul’daki o depremden sonra toplanma alanları ve AVM’lerle ilgili şakalar yapan CHP’lilerin ne hikmetse İzmir’deki toplanma alanlarıyla ilgi ağızlarını açtıklarını da henüz duyan yok. Yarın Allah korusun bahsedildiği gibi büyük bir deprem meydana gelse sonuçlarından kim sorumlu olacak? Yine kaç hafta konuşup unuturuz tahminen? Bilinmez. Velhasılı kelam, deprem öyle ya da böyle kırıp dökecek elbet ama kıracaklarını, yıkacaklarını göz göre göre yerlerinde tutmak, onlara dokunmamak, onları getirip şehirlerin göbeğine dikenlere bir yaptırım uygulamamak, üstüne bir de maddi manevi ödül vermekle daha büyük hasar veriliyor ülkeye. Büyük bir depremin ekrandaki yankıları taş çatlasın bir ay, enkazını toparlamak birkaç ay sürse de ihmalkarlığın sebep olduğu kalp kırıklıklarının yankıları bir ömür sürer. Önlemlerimizi alıp vicdan yastığına başımızı rahat koyalım, hepimiz için hayırlısı. Bu vesileyle depremde hayatını kaybedenlere Cenab-ı Hak'tan rahmet niyaz eder, başta ailelerine ve ülkemize başsağlığı dilerim.
*
Bu arada bizim muhalefete ne oluyorsa ABD Başkanlık yarışını Joe Biden’ın kazanmasına neredeyse sevinçten ağlamadıkları kaldı. Kılıçdaroğlu da ilk kutlayanlardan oldu hatta. Türkiye’nin hala okyanus ötesinden yönetildiğini sananlar ellerini ovuşturup bu gelen Erdoğan’ı köşeye sıkıştıracak, bu sefer düşecek diye diye kaç başkan eskitti ben sayamadım. Nafile, çaresiz çırpınışlar bunlar. Ayrıca ABD'de istekler değil sadece uygulanan yöntemler değişeceği için esasında çok farklı sabahlara uyanılacağı da söylenemez. Öyle olsa dahi bu bizi ilgilendirmez. Türkiye uluslararası güçlerin ismine cismine bakarak pozisyon almayı bırakalı uzun zaman oldu, vesselam.

Tarih: 19 Kasım 2020 Perşembe    Hit: 3249




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol