23 Kasım 2019 Cumartesi   

Mustafa SÖNMEZ / Araştırmacı / Yazar / İSAR

BARIŞ PINARI

 

ATALARIMIZIN dediği gibi; komşuda pişen bize de düştü.Yaklaşık yüz aydır yanan Suriye ateşi, kendisine verilen üç aylık sönme süresinin aksine harlana harlana bugünlere değin geldi. Son yüzyılda çıkan iç savaşların ortalama 35-40 yıl sürdüğü tespiti karşısındaki bu öngörü yetersizliği bölgenin en büyük sınır komşusu ülkemizde önce Daeş’in sonra Ypg-Pyd’nin kontrolünde yaklaşık 500 kilometre uzunluğunda  sorunlu  bir sınır doğurdu Bu sınırın öteki tarafına Amerika’nın yaptığı silah yığınakları ise sorunu ülkemiz açısından varoluş boyutuna kadar getirdi.
Uzun süren  edilgen siyasetin sonunda yapılan El-Bab ve Afrin harekatlarıyla silkelenen Türkiye, bu kez tüm dikkatini Akdeniz’in doğusunda hakkını kazanma mücadelesinin yanında bu sınır bölgesinde de yoğunlaştırdı. Amerika ile sürdürdüğü diplomatik görüşmelerde sınır ile ilgili kaygılarını dile getirirken masaya da kendi çözümlerini sundu.
Bunlar en az 10 ila 35 kilometrelik alan derinliğinde ateşkes hattı kurulması, burada bulunan yerleşim yerlerinin kontrolünün sağlanması, alanın hava sahasının kullanım koşullarında değişiklik yapılması, ateşkes hattının güvenliği ve kontrolünün sağlanması ve bu işlerde Öso’nun kullanılması (ki sonuncusunu ülkeme yakıştıramıyorum)  şeklindeydi. Amerika ise Öso’nun tamamen karşısında olmakla beraber, askerlerimizin bulunabileceği derinliğin 5 ila 10 km ile sınırlı olması, yerleşim yerlerinin kontrolünün , hava sahası kullanımının  ve ateşkes bölgesinin güvenliği ve kontrolü konularında kabul edemeyeceğimiz Ypg-Pydli çözümsüz bir tavır sergiledi. Kısa süren ve bizi oyalamayı hedeflemekten başka amacı olmayan  müşterek harekat merkezi  çalışması ise  Erdoğan’ın günlerdir uyarısını yaptığı “Barış Pınarı Harekatı” ile şimdilik son buldu.
Başlangıçta  120-140 kilometre uzunluğunda 35 km derinliğinde bir alanda kendi çözümlerimizi hayata geçirmek üzere ordumuza görev verildi. Öncelikle  Tel Abyad ve Resulayn arasında güvenlikli bölge tesisi ve sonrasında bölgenin imarı ile nasıl olacağını çok merak ettiğim Suriyeli sığınmacıların bölgeye yerleştirilmesi amacını taşıyan harekat öncekilerden çok daha uygun coğrafi şartlara rağmen stratejik, taktik ve diplomatik açıdan çok daha güç koşullar barındırıyor.
Daha harekatın ilk aşamasında Türkiye’nin Daeşle mücadele sırasında oluşturulan “hava görev emrinden” çıkarılması hava sahasının kullanımı konusunda ilgili çevrelerce tam açıklanabilir olmayan bir durum yarattı. Trump’ın ekonomik yaptırım tehditleri  bizde, bölgedeki 50 kadar askerini çekmesi ise kendi ülkesinde yankı buldu. Trump’ın uğurlarına koca Avrupa kıtasını tehdit ettiği Avrupalı Daeşlilerin varlığı da ayrı bir mesele. Bize Daeş terörünü ithal edebilecek bambaşka bir başlık. Asıl sorun ise sahada yaşanacak. Eğer Pyd-Ypgliler çekilirse kolaylıkla amacına ulaşabilecek harekat aksi takdirde Sur’da, Cizre’de yaşadığımız sokak çatışmaları da dahil tüm askeri seçenekleri barındıracak şekilde sürecek. Türk Ordusu’nun sivil yerleşim yerlerinde bugüne kadar gösterdiği özenin suistimal edilebilecek olması ise bence harekatın bizim için en riskli yanını oluşturacak.
Beka sorunu hatırlatmalarının  zeka  sorunu  ile alaya  alındığı seçimler öncesinden ise çok ayrı bir hava var ülkede. Ne de olsa kimi öngörür kimi sonradan görür. Bir meselenin çözümü için Mehmetçik görevi aldığında birlik beraberlik alır başını yürür. Türkiye bir o kadar daha büyür…. 

Tarih: 16 Ekim 2019 Çarşamba    Hit: 774




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol