Harika günler geçiriyoruz. Üç ay önce neyi, kaçtan alıyorsak; aynı şeyi bugün üç katını ödeyerek alıyoruz. Burada güzel olan üç katını ödeyebiliyor olmamız gibi görünse de onun da bir ömrü var elbette. Üç vakte kadar tabut seferleri sıklaşacak, ormandan kesilen çamlarla mezarlarımıza lambri döşenecek gibi görünüyor. Enine mi boyuna mı döşeneceğiz onu mimar bile bilmiyor.
Bizi ipe asanlar, yine bizi ipten almakla övünedursun paramız üç ayda yüzde yüz değer kaybederken iktisat literatürü yerle yeksan oldu. Hayatında bir yevmiyesi bile olmadığı alanlarda karar vericilerin ahkamlarıyla askıya alındık. Deneme yanılma yöntemlerine kobay edildik. Afrikalı büyücü kabilelerin tütsüleri gibi sihirli formüllerin içinde duman altı olduk. Göz gözü görmezken yaşadıklarımız sisler dağılınca sahip olduklarımızın en az yarısının rüzgarla birlikte elimizden uçup gitmesiyle sonuçlandı. Üç ayı o jetlag senin bu jet lag benim zamanda yolculuk ederek geçirirken anın hiçbirinde akıllı bir hancıya rastlamadık. Olanların da ya yatacak yerleri yoktu ya da ışıkları yanmıyordu…
Işıkları yanmayan sadece hanlar değildi elbette. Geçenhaftalarda Isparta’da kalem pil şarj edecek kadar elektrik verilemedi koca şehre. Elektrik dağıtımı her yerde olduğu gibi özelleştirilen şehir, tarihinin en özel günlerini yaşadı. Şebekeyle sağlanamayan dağıtım için jeneratörler kullanıldı. Bu ülkeye barajlar kazandıran Süleyman Demirel’in doğup büyüdüğü şehir, dibine ışık vermeyen mum gibiydi.
Mum demişken; siyaset mühendislerinin “Bize Ömer’ler lazım.” sloganı ile birkaç günü daha kotarmak için yürütmeye aldığı projeden bahsetmeden olmaz. Bünyesindeki en bakir insanı bile firavunlaştıracak düzenin kurucuları, firavun enflasyonunun, saltanatlarını sarsmaya başladığını görünce ; sallantıyı bir ucundan “Ömer” kaldıracına bağlamanın yollarına düştüler. Belki anakronik bir sorun değilse de “Harun” bulmaktan daha zordu “Ömer” bulmak. Bunu kaçırdılar Ülkeden adaleti alıp götürmeden önce “Ömer” yetiştirecek sistemi çökerttiklerini ise hiç hesaba katmadılar. Yolda buldukları çözümlerle kervanı; yine yolda düze düze Avarel’in ayaklarının ucuna kadar getirdiler. O da kılını kıpırdatmadan bu avelliğin hakkını verdi ve kervanı dağıtıverdi.. Şimdi bize önce yeni bir kervan lazım... Ömerler belki yok denecek kadar az ama edilgen de olsa Harun’lara da olsa teslim edilerek kurulacak yeni bir kervan..
Millet canhıraş bir şekilde o kuyruk senin bu ekmek benim alışveriş sonrası tıknefes kendisini evlerine zor atarken bir de şimdi her zamankinden daha yüzsüz daha arsız daha pervasız soytarıların tacizleriyle buluşuyorlar televizyon programlarında. Milleti aydınlatma görevinin kendisine bırakıldığı ve bu yükü kaldıramayacakları daha stüdyoda oturuşlarından belli bu soytarılar, milletin belki de yarısından fazlasının nerede olduğunu bilmedikleri ülkelerden sözüm ona bazlı karşılaştırmalar yaparak sıtmaya razı olmamızı istiyorlar. Kurufasülye ile kendi gazını üretme geyiğini semt kahvehanelerinden televizyon ekranlarına taşıyan bu kadrolu soytarılar sokağın ızdırabının, saraylılığın kendilerine sağladığı imkanların önüne geçmesinin de önüne geçiyorlar. Milletin duygularını küçümseyerek, alay edercesine, dalga geçercesine karanlık savlar üreterek, kendilerinin varlığını borçlu olduğu bu yolsuzluk, adaletsizlik düzeninin devamı için gözlerini kırpmadan göz boyamaya çalışıyorlar. Saraylıların, milletten haberdar olmadıklarını, milleti umursamadıklarını ve sadece kendi saltanatlarının cilasıyla meşgul olduklarını bildikleri için ekranlara salınan bu soytarılar da arsız olma konusunda cimri davranmayı gerekli görmüyorlar...
Bizi ipe asanlar, yine bizi ipten almakla övünedursun paramız üç ayda yüzde yüz değer kaybederken iktisat literatürü yerle yeksan oldu. Hayatında bir yevmiyesi bile olmadığı alanlarda karar vericilerin ahkamlarıyla askıya alındık. Deneme yanılma yöntemlerine kobay edildik. Afrikalı büyücü kabilelerin tütsüleri gibi sihirli formüllerin içinde duman altı olduk. Göz gözü görmezken yaşadıklarımız sisler dağılınca sahip olduklarımızın en az yarısının rüzgarla birlikte elimizden uçup gitmesiyle sonuçlandı. Üç ayı o jetlag senin bu jet lag benim zamanda yolculuk ederek geçirirken anın hiçbirinde akıllı bir hancıya rastlamadık. Olanların da ya yatacak yerleri yoktu ya da ışıkları yanmıyordu…
Işıkları yanmayan sadece hanlar değildi elbette. Geçenhaftalarda Isparta’da kalem pil şarj edecek kadar elektrik verilemedi koca şehre. Elektrik dağıtımı her yerde olduğu gibi özelleştirilen şehir, tarihinin en özel günlerini yaşadı. Şebekeyle sağlanamayan dağıtım için jeneratörler kullanıldı. Bu ülkeye barajlar kazandıran Süleyman Demirel’in doğup büyüdüğü şehir, dibine ışık vermeyen mum gibiydi.
Mum demişken; siyaset mühendislerinin “Bize Ömer’ler lazım.” sloganı ile birkaç günü daha kotarmak için yürütmeye aldığı projeden bahsetmeden olmaz. Bünyesindeki en bakir insanı bile firavunlaştıracak düzenin kurucuları, firavun enflasyonunun, saltanatlarını sarsmaya başladığını görünce ; sallantıyı bir ucundan “Ömer” kaldıracına bağlamanın yollarına düştüler. Belki anakronik bir sorun değilse de “Harun” bulmaktan daha zordu “Ömer” bulmak. Bunu kaçırdılar Ülkeden adaleti alıp götürmeden önce “Ömer” yetiştirecek sistemi çökerttiklerini ise hiç hesaba katmadılar. Yolda buldukları çözümlerle kervanı; yine yolda düze düze Avarel’in ayaklarının ucuna kadar getirdiler. O da kılını kıpırdatmadan bu avelliğin hakkını verdi ve kervanı dağıtıverdi.. Şimdi bize önce yeni bir kervan lazım... Ömerler belki yok denecek kadar az ama edilgen de olsa Harun’lara da olsa teslim edilerek kurulacak yeni bir kervan..
Millet canhıraş bir şekilde o kuyruk senin bu ekmek benim alışveriş sonrası tıknefes kendisini evlerine zor atarken bir de şimdi her zamankinden daha yüzsüz daha arsız daha pervasız soytarıların tacizleriyle buluşuyorlar televizyon programlarında. Milleti aydınlatma görevinin kendisine bırakıldığı ve bu yükü kaldıramayacakları daha stüdyoda oturuşlarından belli bu soytarılar, milletin belki de yarısından fazlasının nerede olduğunu bilmedikleri ülkelerden sözüm ona bazlı karşılaştırmalar yaparak sıtmaya razı olmamızı istiyorlar. Kurufasülye ile kendi gazını üretme geyiğini semt kahvehanelerinden televizyon ekranlarına taşıyan bu kadrolu soytarılar sokağın ızdırabının, saraylılığın kendilerine sağladığı imkanların önüne geçmesinin de önüne geçiyorlar. Milletin duygularını küçümseyerek, alay edercesine, dalga geçercesine karanlık savlar üreterek, kendilerinin varlığını borçlu olduğu bu yolsuzluk, adaletsizlik düzeninin devamı için gözlerini kırpmadan göz boyamaya çalışıyorlar. Saraylıların, milletten haberdar olmadıklarını, milleti umursamadıklarını ve sadece kendi saltanatlarının cilasıyla meşgul olduklarını bildikleri için ekranlara salınan bu soytarılar da arsız olma konusunda cimri davranmayı gerekli görmüyorlar...
Etiketler: