OLİVER Roy’un “Siyasal İslam’ın iflası” kitabıyla birlikte son yüzyılda ortaya çıkan İslamcı fikirlerin dünyada ortaya koydukları başarısız eylemleri üzerinden İslam dünyasının İslamcı fikir ve eylemler yerine batının dayattığı siyasal ve ekonomik sistemlerle yönetilmesi gerektiği konusunda ciddi bir ön kabul oluşmuş bulunmaktadır.
2010 yılından sonra başlayan Arap Baharının İslam toplumlarını terörize eden ve hiçbir olumlu önerme içermeyen eylemleri de batının üzerimizdeki medeniyet baskısını artırarak devam ettirmesine neden olmuştur.
İslam dünyasında iktidar olan Müslüman Kardeşler, Nahta ve AK Parti iktidarının ortaya koydukları yönetsel yapılar da başarılı (İslamcı) iktidar modelleri olarak kendilerini ortaya koyamamıştır. Bütün bu hususlar birleştiğinde Siyasal İslam mutlak bir başarısızlık ile karşı karşıya kalmıştır. İslam ülkelerinde yaşanılan bu başarısız denemeler sanki müslümanların ve müslümanlığın başarısızlığı olarak değerlendirilmiştir. Bu durum geniş halk kesimlerinde ciddi bir yılgınlığa ve özellikle gençlikte İslami değerlere kayıtsızlığa ve tepkiye neden olmuştur. Bunun sonucunda gençlerimiz dini değerlere sanki tepkili bir hayata doğru evrilmiştir. Tabi burada İslam’ı temsil ettiğini iddia eden ve Müslümanlık değerlerinden maddi ve manevi olarak nemalanan kötü örneklerin ortaya çıkmasıyla bu yapıların oluşturduğu ümitsizlik ve yenilmişlik hissi daha da artmaktadır.
Geçmişte Müslüman şahsiyet dendiğinde herkesin saygı duyduğu özü sözü bir insan anlaşılırdı. Bugün Müslüman şahsiyet diye ortaya çıkanların birçoğu cami cemaatinin ahlaki seviyesinin altında insanlar olduğunu görmekteyiz. Bu sebeple toplumlar atomize olmuş İslam’ın önemsediği cemaat olma bilinci maalesef yine İslam’ın yasakladığı fırkalara bölünmüşlüğü ortaya çıkarmıştır. Yıllardır her fırka kendisinin öğülmüş ve kurtulmuş fırka olduğunu diğerlerinin ise batıl olduğunu iddia etmektedir. Sonuç ortada cemaat dedik birileri güç ve ihanet çetesi kurdu, cemaat dedik birileri cennetin anahtarını ele geçirdiğini söyledi, cemaat dedik birileri Ömerlerin peşinden gidelim derken Muaviyeliği kutsadı…
Bari Müslüman olduk deseydik ya bu yeterliydi aslında.
Hani şair demişti ya;
“Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
Kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
Bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbelalemin
Tütmesi gereken ocak nerde?”
Yanlış uygulamalarla ve kötü örneklerle vakit kaybetme zamanı değil.
Yeniden LA İLAHE İLLALAH deyip yola koyulmak lazım.
Yenilgi yenilgi büyüyen zafere iman ederek…
Dünya’da değil, asıl mükafatın ve zaferin Ahirette olduğuna iman ederek…
Vesselam.
2010 yılından sonra başlayan Arap Baharının İslam toplumlarını terörize eden ve hiçbir olumlu önerme içermeyen eylemleri de batının üzerimizdeki medeniyet baskısını artırarak devam ettirmesine neden olmuştur.
İslam dünyasında iktidar olan Müslüman Kardeşler, Nahta ve AK Parti iktidarının ortaya koydukları yönetsel yapılar da başarılı (İslamcı) iktidar modelleri olarak kendilerini ortaya koyamamıştır. Bütün bu hususlar birleştiğinde Siyasal İslam mutlak bir başarısızlık ile karşı karşıya kalmıştır. İslam ülkelerinde yaşanılan bu başarısız denemeler sanki müslümanların ve müslümanlığın başarısızlığı olarak değerlendirilmiştir. Bu durum geniş halk kesimlerinde ciddi bir yılgınlığa ve özellikle gençlikte İslami değerlere kayıtsızlığa ve tepkiye neden olmuştur. Bunun sonucunda gençlerimiz dini değerlere sanki tepkili bir hayata doğru evrilmiştir. Tabi burada İslam’ı temsil ettiğini iddia eden ve Müslümanlık değerlerinden maddi ve manevi olarak nemalanan kötü örneklerin ortaya çıkmasıyla bu yapıların oluşturduğu ümitsizlik ve yenilmişlik hissi daha da artmaktadır.
Geçmişte Müslüman şahsiyet dendiğinde herkesin saygı duyduğu özü sözü bir insan anlaşılırdı. Bugün Müslüman şahsiyet diye ortaya çıkanların birçoğu cami cemaatinin ahlaki seviyesinin altında insanlar olduğunu görmekteyiz. Bu sebeple toplumlar atomize olmuş İslam’ın önemsediği cemaat olma bilinci maalesef yine İslam’ın yasakladığı fırkalara bölünmüşlüğü ortaya çıkarmıştır. Yıllardır her fırka kendisinin öğülmüş ve kurtulmuş fırka olduğunu diğerlerinin ise batıl olduğunu iddia etmektedir. Sonuç ortada cemaat dedik birileri güç ve ihanet çetesi kurdu, cemaat dedik birileri cennetin anahtarını ele geçirdiğini söyledi, cemaat dedik birileri Ömerlerin peşinden gidelim derken Muaviyeliği kutsadı…
Bari Müslüman olduk deseydik ya bu yeterliydi aslında.
Hani şair demişti ya;
“Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
Kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
Bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbelalemin
Tütmesi gereken ocak nerde?”
Yanlış uygulamalarla ve kötü örneklerle vakit kaybetme zamanı değil.
Yeniden LA İLAHE İLLALAH deyip yola koyulmak lazım.
Yenilgi yenilgi büyüyen zafere iman ederek…
Dünya’da değil, asıl mükafatın ve zaferin Ahirette olduğuna iman ederek…
Vesselam.
Etiketler: