22 Mayıs 2026 Cuma
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 18.10.2022

Yaşıyormuyuz, nefesmi alıyoruz!

İlyas ÇAĞLAYAN

İlyas ÇAĞLAYAN

1143 4 dk 0 yorum
Paylaş:
Doğduğumuz günden itibaren aldığımız nefes ile hayatta ilk dakikalarımız geçirmeye ve bu nefeslerle büyümeye büyüdükçe de, daha çok nefes alarak yaşamaya devam ederiz. Lakin gelin görün ki sadece nefes almak yaşamaya yeter mi sorusu entelektüel zihinlere alabildiğine sorgulanmakta adeta kendilerinden başkasına kibirli bakışlarla imzalar yapılmakta. Hayatta iz bırakmalıymış yaşayan her insan, bir eseri olmalıymış ki “yaşadım bu dünyada” desin. O zaman şöyle bir hesap yapalım şuan dünya nüfusu 8 milyarı bulmak üzere. Şimdiye kadar doğup ölenler dünyanın vaar oluşundan bu yana bunun 50 katı olsa 400 milyar insan eder. Şimdi bu 400 milyar insanın tamamının iz bıraktığını bir düşünsenize. 400 milyar farklı insanın farklı eserleri.
Düşünün Mimar Sinan gibi insanlardan 5 kişinin geldiğini. Ya da Da Vinci gibi 10 kişinin olduğunu. Şuan elimizde olan hiç bir eserin kıymeti kalmaz her şey sıradan olurdu. Entelektüel geçinen bu güruha şunu hatırlatmak isterim. Bir erkek baba olur ve evi ailesi için çalışır. Onların eksiksiz olmasa da kimseye muhtaç olmadan yaşamaları için çaba sarf eder. Bir kadın evlatlarının temiz bir yuvada elinde olanlarla kimseye avuç açmadan büyümeleri için çalışır. Bu çocuklar o anne babanın eseri değil midir? O evlatlar bu ana babanın hayatta bıraktıkları eserler değiller midir? Ey entelektüel ukalalar topluluğu hayatınızda kaç defa bir çocuğu mutlu ettiniz, kaç defa eşiniz ve çocuklarınızla hiç sebep yokken evinizin salonunda kahkahalar ile güldünüz, kaç defa onların yanında ağlama cesaretini gösterdiniz. Aslında hayat sizin anlattığınız kadar karma karışık değil. Son  derece sade ve saf. Doğarsınız ve ölürsünüz, arada geçen zamana “hayat” diyorsanız işte size hayat. Bu öyle çok felsefe yapılacak kafaları gereksiz yere karıştıracak bir durum değil. Elbette insan kendini geliştirmeli, okumalı, okutmalı.
Evlatlar babalarını geçmeli ki toplumlar ilerleyebilsin. Ama tüm amacı akşam eve ekmek götürmek olan inşaat işçisi Sami’yi görmezden gelerek evde çocuklarının söküklerini diken mutfaktan arttırıp onların cebine okula giderken harçlık koyan Meryem’i yok sayarak değil. Felsefeyi neden bu kadar zor şartlarda yaşıyoruz, “bunca aç varken neden silahlara para yatırıyoruz” sorusunu sorarak yapabiliriz. Yaşıyor muyuz? Yoksa sadece nefes mi alıyoruz? Kime ne? Önemli olan bu dünyadaki zamanı kullanarak iyi olmaya gerek kalmadan ama kötü de olmadan bitirmek değil mi?
Hepimiz öleceğiz... Ben bile, gerisi kimin umurunda
Mücadele ruhunu yitirmiş her insan başkalarının hikayelerin de başrol oynar.
***
Sanat büyükten küçüğe tüm bireylerin içindeki güzelliktir. Çocukların sanatla kendilerini daha rahat ifade ettikleri, ortaya daha yaratıcı sonuçlar çıkardıkları görülür. Çünkü onlar bir şeyler oluşturma, kendinden katma ve yaratma çabası içindedir. Resim, müzik, tiyatro gibi sanatsal faaliyetlerle çocuk kendisini daha iyi geliştirebilir.
Çocuklar sanatı tanıyarak eleştirel düşünceyi, empati kurmayı, farklı yaşamları öğrenirken bir yandan da entelektüel yanlarını geliştirirler. Özellikle klasikleşmiş eserler insanlık tarihine çıkılan bir yolculuktur. Tiyatroda çocuk oyunun içeriğine göre kendi yaşadığı toplumu ya da yabancı toplumları tanıma fırsatı bulur. Olaylara farklı açılardan bakabilme becerisi kazanan çocuğun estetik algısı da gelişecektir.
Bu sebeple okullardaki tiyatro salonlarını kullanan öğretmenler çok kıymetlidir aslında. Bu salonlarda çocuklar gerek yazılmış bir eseri gerekse kendi yazdıkları bir oyunu sergileyebilirler. Sahneyi doldurmak tamamen hayal güçlerine kalmıştır. Yaşam da öyle değil midir zaten. Ustanın dediği gibi “Hayat bir sahne bizler de rolümüzü oynuyoruz.”
Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.