22 Mayıs 2026 Cuma
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 26.02.2024

Uzay ve Hatay

Mustafa SÖNMEZ

Mustafa SÖNMEZ

1216 5 dk 0 yorum
Paylaş:
Memlekette yine herşey güllük gülistanlık. Olan bitene gülmekten, dünyaya kendimizi güldürmekten ne bizim ne alemin donları kurumuyor. Her ne olursa millet pala yemiş su kabağı gibi ortadan ikiye, üçe, beşe bölünüyor. Oysa herkes kendi kabağından matara yapsa kimse susuz kalmayacak ama düzeni kuranlar, sistemi elinde tutanlar kendilerinden ve değnekçi sinyalci tayfasından kendilerine eklenenlerden başkasının kana kana su içmesini istemiyor.  Ülkede dünyada eşi benzeri görülmemiş, ülkeye ithal monarkımsı bir devlet başkanlığı sistemi var ve hiçbir şeyi bilmeyebilip, herşeye karar verebilen yetkilerle donatılmış  hiçbir sorumluluğu da olmayan kralları dahi kıskandıracak bir yönetim modeli hakim. Ülkeye ithal diyorum çünkü sonuçları itibariyle “dış güjlerin” bir prototipi gibi duruyor. Denildiği gibi Türk işi değil gibi. Öyle olsa güçlü devlet prensibinden  vazgeçilip hergün bir çivisinin söküldüğü devlet modeline dönüşüme sessiz kalınması bunca mümkün olmazdı. Devlet, iktidardan bağımsız olarak kendi organlarını koruyabilecek bir üst yapı iken, mevcut sistemin denetim dışı kalması ve başa buyruklukta sağladığı serbestlikle çadırkent site yönetimi keyfiliğinde her gün biraz daha zayıflıyor gibi görünüyor. Bunun ne demek olduğunu daha iyi anlamamız için yerel seçimlerden sonra vizyona girecek “anayasa referandumu” film fırıldağını bir kaç yıldır izlediğimiz fragmanlarıyla birlikte yakından takip etmek ve ilişkilendirerek izlemek her vatandaşın boynunun borcu.  Bu konuda herbirimiz hudut nöbetçisi gibi uyanık ve açıkgöz olmalıyız. Yeter mi? Yetmez.  Yakın gelecekte tanık olacağız.
Neyse. Uzaya ilk astronotumuzu gönderdik. Gönderdik göndermesine de güzel yurdum yine paydalara bölündü. Burun kıvıran mı ararsınız, kainatın yeni fatihi olduğumuzu ilan eden mi ararsınız envai çeşit marka model  tipler ve tepkilerle karşılaştık yine kazaya bırakmadan. Sanırsınız her sabah uzaya personel servisi kaldırıyoruz. Yok yolcuda kusur arayan yok yolda boncuk arayan ama gerçekte toplumun bilinçaltına saklı komplekslerin her türlü tezahürünün zihin dünyamızı istilasının kusmuklarını kusan kusana. Evet uzaya bir astronot gönderdik. Görevlendirildiği deney ve deneyimlerinin önemi dışında herşeyi konuştuk. Olan biten aslında gitmeden önce kendisinin de söylediği gibi “bir varış hikayesi değil,bir hikayenin başlangıç noktası.” Bizlerin de artık koridordan değil cam kenarından aleme bakabileceğimizin ilk beden bulmuş hali.
Uzaya ilk astronotunu gönderen devletle geçen yıldan beri Hatay’a gidemeyen devletin aynı devlet olması da yine bize özgü daha doğrusu mevcut hükümete ait bir kabiliyet. Aynı sokaklarda yaşamalarına rağmen depremin yıldönümünde çadırdan konteynerlere ancak geçebilenlerle, Özhaseki’nin kendi ifadesiyle “İyi ki deprem olmuş. Villa gibi evimiz oldu.” diyebilenleri ayıran ne acaba? Ya da Adıyaman’da bir mahalle için yapılan deprem konutu kurasında 13 evden 7’sinin çıktığı şeyh ve ailesinin şans karşısındaki şansının bunca yüksek olmasında  Hübel’in okları mı Eros’un okları mı etkili oldu acaba?
Hatay’da bir başka rezalet ise yerel seçimler üzerinden yapılan açıklamalar. Majesteleri “merkezi yönetimle  yerel yönetimler elele vermez, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi birşey gelmez.” diyebilirken, yeni ana muhalefetçilik oyuncuları da “Hataylılara rağmen Hatay için” aday dayatmakta bir kusur görmezken Hatay’a da Hataylılara da hüsran ve hasret kalıyor. Acı olan da ne iktidarın ne muhalefetin bunun farkında olmaması. Bir taraf saltanatını diğer taraf küçük ama kendine ait yeni dünyalarını kaybetmek dışında herşeyi gözden çıkardıklarını açık açık gösteriyorlar. Gökhan Zan’ın canlı yayınlanan basın toplantısı sırasında önünden mikrofonlarını sıkılmadan kaldırarak toplumu tanık ettikleri iletişim kazasıyla iktidarın  yandaşlarına rahmet okutan sözde muhalif gazeteciler de mesleklerini tıpkı  iktidarın yalama ve yalaka basın kadrosunun ilkesizliğinde aynı yönde ayrı tarafta icra ettiklerini göstermekten geri durmuyorlar. Olan Hatay’a olan Türkiye’ye oluyor.
Hatay ki haritamızdan sarkan ucuyla Akdeniz kıyılarına şezlong koyup sere serpe uzanmak isteyenlerin önüne Türkiye’nin çıkarları için set koyan, onları koruyacak serhad şehridir. Atatürk’ün Fransız süngülerinin ucunda yapılan seçimleri “savaş pahasıyla” diplomatik bir başarıyla tekrar ettirerek Türkiye’ye kattığı sınır namusudur. Künefe diyarı değildir Hatay. Kaşarı künefenin peyniri sananların bildiğinden çok daha fazkasını ister Hatay. Haluklar, Gökhanlar yetmez Hatay’a. Onlar sadece bir ucundan tutabilirler yapılacak işlerin.  Hatay başına devlet adamı ister.  Amik Ovası’nın ortasına hastane ve stadyum dikenlerin aklı yetmez Hatay’a. Oraya inanıyorsa Nahl’ı, Rahman’ı bilen, inanmıyorsa da bilimin ışığından yansımalar nasiplenmiş ahlak sahibi bir adam ister Hatay.  Adamı çok da memleketin bu rant gruplarıyla, rant partileriyle avantacı partililerle uğraşmayı göze alıp, konfor alanlarından onları çıkartacak iradeyi sergileyecek bir siyasi ahlak mevcut mu? “Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan”  esanslı bir soru. Bu memlekette iş yapacak adamlar var da onlara kendi yollarını bulmadan yol verecek siyasi sistem yok.- Var diyen varsa partileri hakkında Anayasa Mahkemesi’nden - diyecektim ki “ülkemizde kararlarına uyulmayan, hatta kararları nedeniyle ayar verilemeye çalışılan  Anayasa Mahkemesi  olduğu”  aklıma geliverdi.
Devamını nasipse bir  daha ki yazıya irdeleriz. Anayasa, Anayasa Mahkemesi ve yeni sivil anayasa film fırıldağı tartışmalarının önünde arkasında.
Herkese selam…

Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.