Merhabalar saygıdeğer Paşavizyon okurları. Bu sayıdaki yazımda, biraz sanayi ve sanayicinin üretim sürecinde karşılaştığı veya karşılaşabileceği problemlerden bahsetmek istiyorum. Çağımızın gereği, ihtiyacımız olan sanayi ürünlerini alırken, tüketirken, kullanırken ne merhalelerden geçtiğini üretim esnasında ne zorluklar yaşandığını biraz olsun dile getirmek istiyorum.
Bir sanayi tesisinde üretim yapılabilmesi ve varlığını sürdürebilmesi için olmazsa olmaz, toplam dört ana başlıkta ihtiyaçları vardır. Bunlardan birincisi iş gücü yani işe uygun çalışacak insan topluluğunu bir araya getirmek. İkincisi sermaye yani iş sürdürebilecek nakit akışını, yani parayı, doğru yönetmek. Üçüncüsü hammadde yani imalatta kullandığımız bizim için ara ürün dediğimiz maddeleri optimum seviyede depolamak. Dördüncüsü de enerji, elektrik, doğalgaz vs. Bu dört ana kalemden birinin olmaması, aksaklığa uğraması o iş yerinin üretim yapamaması demektir. Bir de bu ihtiyaçların global rekabet ortamında uygun şartlar da ve minimumlarda kullanarak, makul fiyatlarda mal etme zorunluluğu vardır.
Bu ihtiyaçlardan birincisi olan iş gücünü yani çalışacak işe uygun insanı ele alalım. Bütün dünyanın kabul ettiği imalat sürecinde en zor yönetilen tek şey insan yönetimi ve idaresidir. Bir iş yerinde ne kadar çok çalışan varsa ve ne kadar çok elemana ihtiyaç varsa o işletmede hiçbir zaman problemler bitmez. Bu yüzdendir ki dünya üzerindeki büyük, küçük üreticiler üretim tesislerinde mümkün olduğunca az, minimum oranda insan gücü kullanma yollarını arıyorlar. Sanayide gelişmiş ülkelerin çoğu sanayide 4,0 uygulaması ile bilgisayarlı ve robotik üretime geçmeyi tamamladılar. Bu uygulama ile birçok problemlerini çözmüş durumdalar çünkü robotlar, bilgisayarlar hastalanmıyor, tatil istemiyorlar, aldıkları ücret konusunda herhangi bir problem çıkarmıyorlar. Bunun yanında bilgisayarlı robotlar sıfır hata ile çalışıyor ve bu sayede standart üretim yapılabiliyor. Peki ülkemizde durum nasıl? Tabi ki çok farklı Avrupa’da 80-100 yıl önce yaşananlar bizde yeni yeni yaşanmaya başlandı. Son 30-40 yıl içinde politikacıların siyasi çıkarları uğruna çalışan kesimlere verdikleri sözleri yerine getirmedikleri için çalışan kesim mecburen geçim derdinden dolayı bunun acısını işverenlerden çıkarmaya çalışıyorlar. Mesela çalışan öncelikle yaptığı işin hakkını vermek yerine, çeşitli yollarla önce kendi hakkını arıyor. Mesela aldığı ücretten memnun değil ise, çalışıyor gibi yaparak, çalışma saatlerinden çalıyor, işine dikkat etmeyerek hatalı mal çıkmasına sebep oluyor, sigara, çay molası bahanesi ile çalışma saatlerinden kısıntıya uğratıyorlar, netice olarak bunun acısını sanayici çekiyor. Eğitim de bunun bir diğer acı yanı. Her fırsatta söylediğim gibi ara eleman yetiştirerek meslek okullarına önem verilmediği için her sanayici kendi ara elemanını yetiştirme yoluna gitmektedir. Uzun emek ve masrafla yetiştirilen elemanlar da çoğu zaman her şeyi öğrendiğini zannedip usta oldum diyerek sizi terk edip başka yollar aramaya başlıyor. Bu kısır döngü her seferinde firmalardan bir şeyler alıp götürüyor. Üniversite bitirmiş yetişkin diye işe aldığımız kişiler için de durum aynı. Kalitesiz eğitim sonucu, rulman nedir, kama nasıl çalışır, kayış kasnak nedir, bilmeyen diplomalı makine mühendislerini işe almak zorunda kalıyoruz, okul gibi onları da işletme içinde eğitmeye çalışıyoruz. Maalesef Türkiye’deki personelin durumu budur. Bunu düzeltmek yönünde siyasi otoritenin de geleceğe dair herhangi bir planları yok gibi görünüyor. Bu durumda sanayici yine bu problemi kendi çözme yoluna gidecek. İş gücünü azaltma yollarını arayacaktır. Bu zor şartlarda acımasız rekabet ortamından, bu problem kolay çözülür gibi gözükmüyor.
Değerli okurlarım, sanayinin diğer üç olmazsa olmazı, sermaye, hammadde, enerji konularını diğer sefere arz etmeye çalışacağım hoşça kalın, sağlıkla kalın değerli okurlarım.
Bir sanayi tesisinde üretim yapılabilmesi ve varlığını sürdürebilmesi için olmazsa olmaz, toplam dört ana başlıkta ihtiyaçları vardır. Bunlardan birincisi iş gücü yani işe uygun çalışacak insan topluluğunu bir araya getirmek. İkincisi sermaye yani iş sürdürebilecek nakit akışını, yani parayı, doğru yönetmek. Üçüncüsü hammadde yani imalatta kullandığımız bizim için ara ürün dediğimiz maddeleri optimum seviyede depolamak. Dördüncüsü de enerji, elektrik, doğalgaz vs. Bu dört ana kalemden birinin olmaması, aksaklığa uğraması o iş yerinin üretim yapamaması demektir. Bir de bu ihtiyaçların global rekabet ortamında uygun şartlar da ve minimumlarda kullanarak, makul fiyatlarda mal etme zorunluluğu vardır.
Bu ihtiyaçlardan birincisi olan iş gücünü yani çalışacak işe uygun insanı ele alalım. Bütün dünyanın kabul ettiği imalat sürecinde en zor yönetilen tek şey insan yönetimi ve idaresidir. Bir iş yerinde ne kadar çok çalışan varsa ve ne kadar çok elemana ihtiyaç varsa o işletmede hiçbir zaman problemler bitmez. Bu yüzdendir ki dünya üzerindeki büyük, küçük üreticiler üretim tesislerinde mümkün olduğunca az, minimum oranda insan gücü kullanma yollarını arıyorlar. Sanayide gelişmiş ülkelerin çoğu sanayide 4,0 uygulaması ile bilgisayarlı ve robotik üretime geçmeyi tamamladılar. Bu uygulama ile birçok problemlerini çözmüş durumdalar çünkü robotlar, bilgisayarlar hastalanmıyor, tatil istemiyorlar, aldıkları ücret konusunda herhangi bir problem çıkarmıyorlar. Bunun yanında bilgisayarlı robotlar sıfır hata ile çalışıyor ve bu sayede standart üretim yapılabiliyor. Peki ülkemizde durum nasıl? Tabi ki çok farklı Avrupa’da 80-100 yıl önce yaşananlar bizde yeni yeni yaşanmaya başlandı. Son 30-40 yıl içinde politikacıların siyasi çıkarları uğruna çalışan kesimlere verdikleri sözleri yerine getirmedikleri için çalışan kesim mecburen geçim derdinden dolayı bunun acısını işverenlerden çıkarmaya çalışıyorlar. Mesela çalışan öncelikle yaptığı işin hakkını vermek yerine, çeşitli yollarla önce kendi hakkını arıyor. Mesela aldığı ücretten memnun değil ise, çalışıyor gibi yaparak, çalışma saatlerinden çalıyor, işine dikkat etmeyerek hatalı mal çıkmasına sebep oluyor, sigara, çay molası bahanesi ile çalışma saatlerinden kısıntıya uğratıyorlar, netice olarak bunun acısını sanayici çekiyor. Eğitim de bunun bir diğer acı yanı. Her fırsatta söylediğim gibi ara eleman yetiştirerek meslek okullarına önem verilmediği için her sanayici kendi ara elemanını yetiştirme yoluna gitmektedir. Uzun emek ve masrafla yetiştirilen elemanlar da çoğu zaman her şeyi öğrendiğini zannedip usta oldum diyerek sizi terk edip başka yollar aramaya başlıyor. Bu kısır döngü her seferinde firmalardan bir şeyler alıp götürüyor. Üniversite bitirmiş yetişkin diye işe aldığımız kişiler için de durum aynı. Kalitesiz eğitim sonucu, rulman nedir, kama nasıl çalışır, kayış kasnak nedir, bilmeyen diplomalı makine mühendislerini işe almak zorunda kalıyoruz, okul gibi onları da işletme içinde eğitmeye çalışıyoruz. Maalesef Türkiye’deki personelin durumu budur. Bunu düzeltmek yönünde siyasi otoritenin de geleceğe dair herhangi bir planları yok gibi görünüyor. Bu durumda sanayici yine bu problemi kendi çözme yoluna gidecek. İş gücünü azaltma yollarını arayacaktır. Bu zor şartlarda acımasız rekabet ortamından, bu problem kolay çözülür gibi gözükmüyor.
Değerli okurlarım, sanayinin diğer üç olmazsa olmazı, sermaye, hammadde, enerji konularını diğer sefere arz etmeye çalışacağım hoşça kalın, sağlıkla kalın değerli okurlarım.
Etiketler: