23 Mayıs 2026 Cumartesi
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 14.02.2022

Türkiye ve Doğu Akdeniz politikası

3838 4 dk 0 yorum
Paylaş:
Bilindiği üzere hidrokarbon yani benzin ve lpg olarak bilinen maddeler son günlerde ülkemizde en çok can yakan tüketim mallarıdır. Fiyatlardaki duraksız artış dudak uçuklatmaya devam ediyor. Covid-19 sebebiyle Avrupa ülkelerinde ve dünya genelinde online ticaretin artması daha fazla lojistik trafigi ve dolayısıyla daha fazla akaryakıta ihtiyaç duyulmasına sebep oldu. Türkiye aslında gaz ve petrol gibi doğal kaynakların keşfi için son yıllarda önemli adımlar atıyor. Bu doğrultuda Doğu Akdeniz ve Karadeniz de yapılan sondaj ve keşif çalışmaları sonuç vermeye başladı. Ancak keşiften sonra sondaj ve depolama çalışmalarıyla beraber bu kaynakların dışarıya bağlı olmaksızın kullanımı birkaç seneyi bulabileceği öngörülüyor. En büyük cari açığını bu kaynakların kıtlığından kaynaklanan Türkiye artık gerekli adımları daha ciddi bir şekilde atıyor.
İlk ciddi adımımız “Mavi Vatan” doktrini ile gelmişti. Amiral Cem Gürdeniz ve Cihat Yayc’ının kavramsallaştırdığı bu yaklaşım Türkiye’nin gerçek deniz sınırlarını Lozan’dan beri süren belirsizlikten sonra somutlaştırmış oldu. Daha da önemlisi Mavi Vatan doktrini sadece teoride kalmamakla beraber pratikte de harici güçlere karşı müdafaa edildi. Örneğin Shell ve Exon Mobile gibi firmaların Kıbrıs Rum yönetiminin izniyle gönderdiği keşif gemileri deniz kuvvetlerimizce geri püskürtüldü. Ayrıca İtalya’nın gemilerine de aynı yöntem uygulandı. Bu şeklide bizi sadece Antalya-İzmir kıyılarına hapsetmek isteyen Yunanistan bunun reel bir istek olmadığını idrak etti. Ayrıca Türkiye’nin kararlı bir şekilde Mavi Vatanını savunması, Yunanistan’ın Türkiye’yi hesaba katmadan yaptığı gelecek anlaşmalarını da baltalamış oldu. Yunanistan ve İsrail arasında yapılan ve iptal edilmesiyle son günlerde gündem olan “East Med” anlaşması bunun büyük bir örneğidir. East Med projesi ile öngörülen İsrail ve Yunanistan’ın Türkiye’nin deniz hududunu da içine alacak bir şekilde bir boru hattı kurup iki ülke arasında enerji akışını sağlamaktı. Ancak,  Türkiye’nin güçlü donanması ve Yunanistan’la sürekli gerilim hali İsrail yönetimini bu projeden vazgeçirdi. İsrail ve Körfezle diplomatik manada normalleşen ilişkiler Yunanistan’ın elini daha da zayıflattı. Öbür taraftan Libya’da BM tarafından desteklenen Ulusal Mutabakat Hükümetini desteklememiz ve Libya ile münhasır ekonomik bölge antlaşması imzalamamız ibreyi tamamen lehimize çeviren bir strateji oldu. Mısır ve Fransa’dan medet uman Yunanistan bu iki ülkenin de kendine yetecek sorunları olduğunu tamamen gözden kaçırdı ve gelecek projeksiyonlarını bu ülkelerle yapacağı ittifaklar vasıtasıyla şekillendireceğini düşündü. Ne var ki Fransa, Afrika’daki meseleler ile çok meşgul iken Mısır ise Etiyopya ile baraj anlaşmazlığından doğan kriz yüzünden güney sınırındaki problemlere daha konsantre olmuş durumda. Ayrıca Müslüman kardeşler gibi Türkiye’ye daha yakın duran grupları tekrardan hareketlendirmek istemiyor olması gayet doğal. Son tahlilde Türkiye, Akdeniz politikasında başarılı gözüküyor. Hem yumuşak güç hem sert güce dayalı dış politika enstrümanlarının kombine bir şekilde başarıyla kullanılması Türkiye’nin daha pragmatik ve kararlı dış politika izlediğinin delili niteliğinde. Zaten müzakere yollarının tükendiği bir tabloda tam anlamıyla barışçıl politikalar beklentisinde olmak teslimiyetçi bir zihniyetin tezahürüdür. Komşularıyla mümkün oldukça her daim sulhu tercih eden ülkemiz aynı zamanda bunu kayıtsız şartsız bir devlet politikasına dönüştürmediğini ve gerektiğinde vatanın menfaatinin ön planda olacağını ispatlıyor.
Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.