“DİN insanlar içindir, insanla birlikte var olmuştur. İnsanın yeryüzü serüveninde, dinin tebliği ile birlikte din eğitimi de başlamıştır. İnsan-oğlu yaratılış üzere ve fıtratı gereği yeryüzünde hep bir inanma ihtiyacı içinde olmuştur. İnsanın inanma ihtiyacı ile birlikte bunun ‘nasıl olacağı ’nasıl hayata geçirileceği sorusuna anlamlı bir karşılık oluşturma çabaları her inanan için varlığını korumuştur.
İnsan için dine inanmanın getirdiği bir emniyet ve saadet duygusu vardır. Bu eminlik ve saadet duygusu dini hakikatlere bağlanmanın verdiği huzur ile süreklilik kazanır. İnsan fıtratının sesine kulak vererek dindar bir hayata ihtiyaç duyar. İnsan, yaratılışı gereği dini hakikatlere bağlanır. Bu itibarla insan ‘dinî hakikatlere gönül bağlamayı bir dindarlık vasfı olarak görür. Bu çerçevede bir dini hakikate gönül bağlayan her inanan için dini eğitime yönelik istek ve irade daima yerini korur.”
Yukarıda yer alan ifadeler, Eylül ayının başlarında, kitapçılarda yerini almış olan “Türkiye’de Şehirli Dindarlık” kitabından. Dostluğuyla onur duyduğum Memiş Okuyucu kardeşim, bu güzel çalışmasıyla soyadıyla müsemma olmakla birlikte (okuyuculuğu yanında) yazıcılığını da perçinlemiş oldu.
Bir tarih kitabı değil ancak yakın tarihimize adeta bir dantel gibi ele alan bir çalışma. Bizim hikâyemiz. Değişim Yayınları’ndan basılan “Türkiye’de Şehirli Dindarlık” kitabı, ülkemizde yaşanan gelişmelerin nereden başladığı ve nereye doğru evrildiği konusunda belki de tek çalışma.
Kitapta, ülkemizdeki şehirli dindarlığın oluşumunda, gelişiminde etkin isimlerin hem hayat hikâyesi hem de öne çıkardıkları konular var. Kimler var bu isimler olarak? Ali Fuat Başgil’den başladığını ve Mehmet D. Doğan’a kadar ulaştığını yazalım. Arada boşluk bırakalım ki merak uyandırmış olalım.
Eğitim konusundaki önemli çalışmalarını Peygamberi Efendimizin “Ben muallim olarak gönderildim” sözü ile temellendiren Memiş Okuyucu, Peygamber Efendimiz ve Darülerkamla başlattığı şehirli din eğitimi ve şehirli dindarlık bahsini tasavvuf hareketler ve ahilikle nasıl bir yol izlediğini ortaya koyarken, bu hususun medrese, tekke, zaviye ve camii etrafında gelişip kurumlaştığını ifade etmiş. Medreselerin diğer adının ”Beytü’l-Hikme” ve “Daru’l-İlim” olduğunu yazan ve konuya derinlemesine giren Memiş Okuyucu, Osmanlı Devleti’nde, sıbyan mekteplerinden günümüzün üniversitelerine kadar uzanan süreçte din eğitiminin serüvenini akademik ve anlaşılır bir dille ortaya koymuş.
Okuyucu, bu yeni kitabında, eğitim konusundaki fevkalade yazı ve çalışmalarına ilaveten şehirli dindarlığımızı ele almış. Sadece ele almamış hem bir vefa abidesi hem de bir sosyal gerçeklik destanı yazmış.
İnsan için dine inanmanın getirdiği bir emniyet ve saadet duygusu vardır. Bu eminlik ve saadet duygusu dini hakikatlere bağlanmanın verdiği huzur ile süreklilik kazanır. İnsan fıtratının sesine kulak vererek dindar bir hayata ihtiyaç duyar. İnsan, yaratılışı gereği dini hakikatlere bağlanır. Bu itibarla insan ‘dinî hakikatlere gönül bağlamayı bir dindarlık vasfı olarak görür. Bu çerçevede bir dini hakikate gönül bağlayan her inanan için dini eğitime yönelik istek ve irade daima yerini korur.”
Yukarıda yer alan ifadeler, Eylül ayının başlarında, kitapçılarda yerini almış olan “Türkiye’de Şehirli Dindarlık” kitabından. Dostluğuyla onur duyduğum Memiş Okuyucu kardeşim, bu güzel çalışmasıyla soyadıyla müsemma olmakla birlikte (okuyuculuğu yanında) yazıcılığını da perçinlemiş oldu.
Bir tarih kitabı değil ancak yakın tarihimize adeta bir dantel gibi ele alan bir çalışma. Bizim hikâyemiz. Değişim Yayınları’ndan basılan “Türkiye’de Şehirli Dindarlık” kitabı, ülkemizde yaşanan gelişmelerin nereden başladığı ve nereye doğru evrildiği konusunda belki de tek çalışma.
Kitapta, ülkemizdeki şehirli dindarlığın oluşumunda, gelişiminde etkin isimlerin hem hayat hikâyesi hem de öne çıkardıkları konular var. Kimler var bu isimler olarak? Ali Fuat Başgil’den başladığını ve Mehmet D. Doğan’a kadar ulaştığını yazalım. Arada boşluk bırakalım ki merak uyandırmış olalım.
Eğitim konusundaki önemli çalışmalarını Peygamberi Efendimizin “Ben muallim olarak gönderildim” sözü ile temellendiren Memiş Okuyucu, Peygamber Efendimiz ve Darülerkamla başlattığı şehirli din eğitimi ve şehirli dindarlık bahsini tasavvuf hareketler ve ahilikle nasıl bir yol izlediğini ortaya koyarken, bu hususun medrese, tekke, zaviye ve camii etrafında gelişip kurumlaştığını ifade etmiş. Medreselerin diğer adının ”Beytü’l-Hikme” ve “Daru’l-İlim” olduğunu yazan ve konuya derinlemesine giren Memiş Okuyucu, Osmanlı Devleti’nde, sıbyan mekteplerinden günümüzün üniversitelerine kadar uzanan süreçte din eğitiminin serüvenini akademik ve anlaşılır bir dille ortaya koymuş.
Okuyucu, bu yeni kitabında, eğitim konusundaki fevkalade yazı ve çalışmalarına ilaveten şehirli dindarlığımızı ele almış. Sadece ele almamış hem bir vefa abidesi hem de bir sosyal gerçeklik destanı yazmış.
Etiketler: