Köşe Yazıları
13.08.2021
Tunus’ta Hibrit Darbe! Arap Baharı sonrası makûs tâlih...
1334
3 dk
0 yorum
25 TEMMUZ 2021 gecesi Tunus'ta Cumhurbaşkanı Kays Said’in tek taraflı olarak parlamentoyu 30 günlüğüne askıya alırken mevcut Başbakanı görevden alması ve herhangi bir karşı protestoyu askeri müdahale ile tehdit etmesi akıllara pek çok sorular getiriyor.
Arap ülkeleri arasında gerçek mânâda en çok demokrasi sistemine yaklaşan Tunus rotasından sapıyor mu? Veya artık Tunus'u, Mısır’ı andıran bir diktatörlük mü bekliyor? Peki ya ana aktörler kimler?
Öncellikle şunu söylemek gerekir ki Arap ülkelerinin yönetim sosyolojisinden dünden bugüne hiçbir zaman demokratik yönetim ana prensip olmadı. Bunu kabile kültürü ve milli kimlik inşası süreçlerinin başarısızlığı gibi çeşitli sebeplere bağlayabiliriz. Bu açıdan Tunus bir istisna değildir. 1950-80 arası Habib Burgiba diktatörlüğü ve 1980-2011 arası Ben Ali diktatörlükleri hâkim sosyolojinin tek adam üzerinden şekillendiğini gösteriyor. Ancak 2011’de gerçekleşen Arap Baharı akademik çevrelerde Tunusun demokratikleşmesi adına olumlu bir hava yarattı. Lakin teoriler realitelerle her zaman eşleşmiyor.
Peki Tunus’taki olaylar Mısır’da ki gibi bir sonuçlanır mı? Cevap büyük ihtimalle hayır. Çünkü Mısır darbesi tamamen askeri bir hüviyet taşırken, Tunus darbesi ne Arap baharı benzeri sivillerin yaptığı bir devirme hareketi ne de tam anlamıyla askeri bir hareket. Enteresan olan darbenin iki unsuru da içeriyor olması. Tunus'ta başkanlar parlamenter sistemlerin aksine direkt halk tarafından seçiliyor. Dolayısıyla teorik olarak yetkisini halktan alıyor.
Darbe sürecine giden yolda tabii ki de tek aktör başkan Said değil! Bilindiği üzere Tunus’ta 2015’te muhalif unsurlardan oluşan (bir tarafta İslamcı Nahda, öbür tarafta Batı ve Körfez yanlısı Seküler partiler) bir koalisyon hükümeti kuruldu. Bu hükümette Nahda Partisi geçmişine nazaran önemli bir konum elde etti. Hem Meclis başkanlığını hem de meclisin önemli bir kesmini kazandılar. Lakin Nahda’nın lideri Gannuşi’nin Türkiye'yle organik bağları ve Türkiye'nin gitgide Kuzey Afrika’da kuvvetlenmesi, hem Körfezi hem de Fransa'yı rahatsız etti. Öyle ki BAE Emniyet Müdürü Yardımcısı Dhahi Khalfan darbeyi “İhvan'a yeni ve güçlü bir darbe geliyor”diyerek günler önce Twitter hesabından ima etmişti. Bunun yanı sıra 2020’den beri BAE merkezli Al-Arabiya kanalı Nahda karşıtı yayınlar ve demeçlerle propagandalarını sürdürüyorlardı. Dolayısıyla başkan Said hem Körfezden güç bularak hem de koalisyon hükümetinin Covid-19 ile mücadelesindeki yetersizliğinde ve artan işsizlik (%18) sorunlarıyla başa çıkılamamasından güç bularak darbe için uygun zemini yakaladı. Başından beri yasama ve yürütme makamları arasında denge unsuru olacak Anayasa mahkemesinin kurulması beklenirken, Kays Said bu işlemi de sürüncemede bırakıyordu. Darbeye karşı sivil direnişin oluşmaması aslında bu genel siyasi-ekonomik yılgınlığa bağlı. Özetle Said’in askeriyeden aldığı destek ve mevcut kötü gidişat ortaya tanımlanması zor bir darbe tipi çıkarttı.
Olayı darbe olarak nitelendirebilmemizin sebebi bu olayın yapılışındaki tezattan dolayı. 2014 anayasası başkana mutlak tehlikelere karşı kendine ekstra yetkiler tanıma ve ohal ilan etme yetkisi veriyorken aynı zamanda meclis faaliyetlerinin aktif olarak devam etmesi ve meclis üyeleri ile dirsek temasında olunması şerhini içeriyor. Ancak olan tek taraflı bir uygulama.
Arap ülkeleri arasında gerçek mânâda en çok demokrasi sistemine yaklaşan Tunus rotasından sapıyor mu? Veya artık Tunus'u, Mısır’ı andıran bir diktatörlük mü bekliyor? Peki ya ana aktörler kimler?
Öncellikle şunu söylemek gerekir ki Arap ülkelerinin yönetim sosyolojisinden dünden bugüne hiçbir zaman demokratik yönetim ana prensip olmadı. Bunu kabile kültürü ve milli kimlik inşası süreçlerinin başarısızlığı gibi çeşitli sebeplere bağlayabiliriz. Bu açıdan Tunus bir istisna değildir. 1950-80 arası Habib Burgiba diktatörlüğü ve 1980-2011 arası Ben Ali diktatörlükleri hâkim sosyolojinin tek adam üzerinden şekillendiğini gösteriyor. Ancak 2011’de gerçekleşen Arap Baharı akademik çevrelerde Tunusun demokratikleşmesi adına olumlu bir hava yarattı. Lakin teoriler realitelerle her zaman eşleşmiyor.
Peki Tunus’taki olaylar Mısır’da ki gibi bir sonuçlanır mı? Cevap büyük ihtimalle hayır. Çünkü Mısır darbesi tamamen askeri bir hüviyet taşırken, Tunus darbesi ne Arap baharı benzeri sivillerin yaptığı bir devirme hareketi ne de tam anlamıyla askeri bir hareket. Enteresan olan darbenin iki unsuru da içeriyor olması. Tunus'ta başkanlar parlamenter sistemlerin aksine direkt halk tarafından seçiliyor. Dolayısıyla teorik olarak yetkisini halktan alıyor.
Darbe sürecine giden yolda tabii ki de tek aktör başkan Said değil! Bilindiği üzere Tunus’ta 2015’te muhalif unsurlardan oluşan (bir tarafta İslamcı Nahda, öbür tarafta Batı ve Körfez yanlısı Seküler partiler) bir koalisyon hükümeti kuruldu. Bu hükümette Nahda Partisi geçmişine nazaran önemli bir konum elde etti. Hem Meclis başkanlığını hem de meclisin önemli bir kesmini kazandılar. Lakin Nahda’nın lideri Gannuşi’nin Türkiye'yle organik bağları ve Türkiye'nin gitgide Kuzey Afrika’da kuvvetlenmesi, hem Körfezi hem de Fransa'yı rahatsız etti. Öyle ki BAE Emniyet Müdürü Yardımcısı Dhahi Khalfan darbeyi “İhvan'a yeni ve güçlü bir darbe geliyor”diyerek günler önce Twitter hesabından ima etmişti. Bunun yanı sıra 2020’den beri BAE merkezli Al-Arabiya kanalı Nahda karşıtı yayınlar ve demeçlerle propagandalarını sürdürüyorlardı. Dolayısıyla başkan Said hem Körfezden güç bularak hem de koalisyon hükümetinin Covid-19 ile mücadelesindeki yetersizliğinde ve artan işsizlik (%18) sorunlarıyla başa çıkılamamasından güç bularak darbe için uygun zemini yakaladı. Başından beri yasama ve yürütme makamları arasında denge unsuru olacak Anayasa mahkemesinin kurulması beklenirken, Kays Said bu işlemi de sürüncemede bırakıyordu. Darbeye karşı sivil direnişin oluşmaması aslında bu genel siyasi-ekonomik yılgınlığa bağlı. Özetle Said’in askeriyeden aldığı destek ve mevcut kötü gidişat ortaya tanımlanması zor bir darbe tipi çıkarttı.
Olayı darbe olarak nitelendirebilmemizin sebebi bu olayın yapılışındaki tezattan dolayı. 2014 anayasası başkana mutlak tehlikelere karşı kendine ekstra yetkiler tanıma ve ohal ilan etme yetkisi veriyorken aynı zamanda meclis faaliyetlerinin aktif olarak devam etmesi ve meclis üyeleri ile dirsek temasında olunması şerhini içeriyor. Ancak olan tek taraflı bir uygulama.
Etiketler: