23 Mayıs 2026 Cumartesi
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 30.04.2023

Toplumsal ahlak

1334 5 dk 0 yorum
Paylaş:
Merhabalar saygı değer Paşavizyon okurlarım.
Çok büyük can ve mal kaybı yaşadığımız on bir ilimizi kapsayan deprem ve arkasından sel facialarının üzerinden iki aya yakın bir zaman geçti. Bu felaketi doğuran, bu kadar büyük can ve mal kaybına yol açan hatalar, yanlışlar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Vatandaşlarımıza bu kadar derin acıyı yaşamaya mecbur bırakılan yanlış uygulamalar ne pahasına halkımıza yaşatıldı ve halen yaşatılıyor. Her seçim öncesinde çıkarılan aflar, devlete karşı vazifelerini zamanında ve eksiksiz yerine getiren düzgün vatandaşa karşı yapılan haksızlıklar.  Vergi afları, imar afları, biriktikçe birikiyor sonunda böyle felaketler başımıza geldiğinde de kader diyoruz. Bu başımıza gelenler bir değil iki değil. Bilim adamları deprem öldürmez, bina depreme dayanıklı değilse bina öldürür diyorlar, fakat bilim adamlarını halen dinleyen yok. Zemin etütleri yapılmadan, topografik haritalar incelenmeden, araştırılmadan seçime malzeme olması için alelacele temel atma törenleri, yapılmaya çalışılan binlerce konut sözleri önceki depremlerde olduğu gibi. Sanki bu acılar yaşanmamış ve de olanlardan ders alınmamış gibi değişen bir şey yok yani.
Yönetimler, eğiticiler, karar verme yetkisi olanlar, yetişen ve yetişmekte olan nesilleri sadece dini eğitim ile dindar insan olmanın sosyal hayatındaki gelişimi ve uyumu için yeterli olacağı gibi bir yanılgıya düştüler. Dini eğitim almış bir kişi her bakımdan ahlaki olarak güvenilir kişidir diye bir algı yaratıldı. Fakat hiçte öyle olmadığı ortaya çıktı bu depremden sonra. Eğitimdeki yanlışlık, dini eğitimin verilirken ahlaki eğitime hiç önem verilmedi. Din sadece kişiye ait bir olgudur. Kişinin dindar olması dini vecibeleri yerine getirmesi sadece kişiyi ilgilendirir. Bir kimsenin dini yoğun yaşamasının topluma hatta en yakınına bile bir faydası yoktur. Sevabı sadece kendinedir. Aynı şekilde yine bir kişinin dini kurala uymamasının günahı da yanındakilere ve ya topluma değildir sadece kişinin kendisinedir. Halbuki ahlak öylemi, ahlaktan yoksun bir kişi bir binada ise bütün bina sakinlerini rahatsız eder hata bütün mahalleyi bile etkiler. Bu örnekten yola çıkarak, devlet dairesindeki veya kurumdaki ahlaki bozuk bir kişi, küçük bir menfaat için hem kamu hem kişi çıkarlarını hiçe sayılarak attığı imza ile olmayacak işleri olur hale getirebilir.
Deprem bölgesinde öyle olmamış mı?  Projede onluk demir yerine beşlik demir kullanılmış buna onay verilmiş, deniz kumu kullanılmış onay verilmiş, eksik çimento kullanılmış onay verilmiş, üç kat için ruhsat alınmış aynı temele altı kat, beş kat yapılmasına onay verilmiş. Ahlaksız kişilerin yetkili pozisyonda olmaları menfaat karşısında nizami olmayan şeylere onay vermeleri sonucu on bir il, on iki milyon insan perişan oldu. Yüz binlerce ev bir o kadar can ve mal ziyan oldular. Bu kadar denetimsizlik olmaz. İlk okul mezunu bile olmayan inşaat işçisi birkaç sene inşaatta çalıştıktan sonra müteahhit oluyor ve yaptıkları binaların kaderi bu müteahhitlerin insafına kalıyor. Bir kolonu ne kadar demir idare eder diyorsa o kadar demir, ne kadar beton idare eder diyorsa o kadar beton atılıyor. Proje var ama projeye bakan mı var. Nasıl olsa denetimde yok. Toplumumuzun ahlak anlayışı bu olduğu sürece bizim iyi yönde hiçbir gelişmemiz olmaz. Ahlaki eğitim muhakkak ki aile içinde başlar. Anadolu da bir ana, bir baba çocuğuna büyük şehre git nasıl para kazanırsan kazan bize para gönder diyor ise işimiz çok zor.
Anne ve babanın eğitimi yok ki çocuğuna öğretsin. İlköğretim yıllarında da imam hatip veya kuran kursu gibi eğitim almışsa, çocuğa sadece dini eğitim verilmişse sağlıklı bir sosyal hayatının olmasını bekleyemeyiz tabi ki. Bizim ilkokul dönemimizde din ve ahlak her zaman beraber alınırdı. Dersimizin adı da bu idi. Son yıllarda birbirini kandıran veya dolandıran kişiyi yermemiz gerektiği yerde; uyanık, parlak zekalı, işini bilen, cin gibi adam diye, iyi bir matah yapmış gibi överek anlatıyoruz. Bu anlayış çoğu gençlerimizde sabit bir fikir olmuş durumda. Bu durumu insanlarımız o kadar benimsemişler ki kimsede çıkıp bu yapılan uyanıklık değil resmen ahlaksızlık demiyor. Belki de kendisi aynı yerde ve makamda olduğunda öyle bir fırsat yakaladığında kendinin de aynı şeyi yapabileceğini düşünüyor. Yani ben ahlaklıyım diyenler bile kendilerinden emin değiller. Doğruyu sonuna kadar savunacaklarından şüpheleri var.
Eğitimcilerimizin en büyük sorunu ahlaklı bireyler yetiştirmek olmalıdır. Boğazımıza kadar ahlaksızlığa battığımız şu ortamda nasıl olacak bilemiyorum. Pozitif bilimde iyi yetişmiş ahlaklı nesiller yetiştirmek umuduyla. Son günlerine girdiğimiz ramazan ayının hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bayramınızı şimdiden kutluyorum.
Hoşça kalın Allah’a emanet olun değerli okurlarım.
    

Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.