Merhabalar saygıdeğer Pazaşavizyon okurları,
Hayat pahalılığının, enflasyonun sabit gelirlerinin üzerinde bu kadar ağır yük olduğu, hatta orta gelir düzeyindeki vatandaşların bile bu hayat pahalılığından bu kadar çok etkilendiğini bu yaşıma kadar ilk defa görüyorum. Tarım ürünlerindeki pahalılığın bir türlü önüne geçilemiyor. Sıkı yapılan fiyat kontrolleri, hatta Ocak ayında ana ihtiyaç maddelerine zam yapmama kararına rağmen etin, yumurtanın, sütün, yağın, peynirin fiyatlarının bir ay içinde geldiği nokta ortada.
Neden böyle oluyor, enflasyonu yıllarca belli bir düzeyde tutmayı başaran ülkeler nasıl başarmışlar? Nasıl yapmışlar bilmiyoruz. Her şeyi yapmadan önce planlamışlar, sonra bir program dahilinde uygulamışlar. Şehirlerini geliştirirken, kasabalarını modernleştirirken de planla yapmışlar. Her yerleşim bölgesini planlarken en az o yerleşimin altıda biri kadarlık alanları tarıma elverişli toprağı tarım alanları olarak ayırmışlar, bu planları da hükümetlerin inisiyatifine bırakmışlar.
Bu ayrılmış tarım alanları hala tarım alanları olarak üretim yapılıyor ve şehirli kentli kendine yakın ve daha taze olarak buralardan tedarik ediyorlar. En fazla bir veya iki araç vasıtasıyla, az nakliye ile çok az fire ile ürünler tüketiciye ulaşıyor.
Böyle denenmiş sonuçları başarılı olmuş örmekler varken biz işin kolayını seçtik. Bugün isimleri hala köy olarak anılan onlarca İstanbul semti, İstanbul’un tarımsal ihtiyaçlarını karşılayan köylerdi. Modernleşeceğiz, İstanbul’u Mega Kent yapacağız diye buraları beton kentler yaptık. Buralarda üretim yapan kişileri, buralar pislik yuvası etrafa mikrop saçıyor diyerek belediyeler tarafından kapattırıldı. Bu çiftlikleri ıslah edeceğimize modernleştirmek için eğitim ve maddi destek vereceğimize onları “köylü” diye itibarsızlaştırarak yaptıkları işten soğumalarına, sonunda da vazgeçmelerini sağladık. Bu ülkenin efendisi olduklarını unutturduk. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine kadar hangi bölgeden olursa olsun toprakla, hayvanla uğraşan köylülerin tamamı yaptıkları işten mutsuzlar.
Bu insanlar mega kentlerden o kadar uzağa atıldılar ki en yakını, ürünü bir lira ise nakliyesi mega kentlere ulaşımı bir o kadar tüketiciye gelen kadar konan engeller yüzünden 4 veya 5 el değiştiriyor. Her el değiştirdiğinde bir o kadar fiyat artışı. Bu kadar uzun mesafeler kateden ürünlerin fire ve bozulmaları da işin cabası. Sonuç; tarlada 2 lira, pazarda 20 lira. Bu sürecin mağdurlarından üretici, ürettiği ürünlerden zarar ettiği için mağdur, son tüketici de aşırı fiyat pahalılığından mağdur.
Yıllardır üretimin doğru değerlendirmesi, üreticilerin mağdur olmaması için kooperatifleşmenin tek çare olduğu ve hatta Cumhuriyetin ilk yıllarında bu konuda büyük adımlar atıldığı halde, siyasi merciler bu yolun Kominizme davetiye çıkaracağı şeklinde halka yansıtıldığı için maalesef uygulanmadı şimdiye kadar.
Bütün Avrupa ülkeleri tarım ve hayvancılıkta üreticilerini kooperatifler sayesinde korudular. Çeşitli kartellerin ellerine üreticilerinin düşmelerini engellediler. Tarım alanlarına sadık kaldılar, siyasi ve ticari hırslar yüzünden bu politikalardan vazgeçilmedi. Enflasyonun en büyük kalemini oluşturan tarımsal ürünlerin merkezlere ulaşmasındaki zincirin muhakkak kırılması gerekiyor. Ürünlerin gereksiz şekilde Hal’e gelene kadar birçok kartelin elinden geçmesi bir türlü engellenemedi. Ne kadar güçlü bir yapı var ki, bu sistemde hiçbir siyasi güç bu zinciri kıramadı şimdiye kadar. Her hükümetin programında olmasına rağmen bir türlü Hal yasası getirilmedi. Yasayı yapanlar problemi biliyor fakat belirli gruplar yasaları bir türlü yasa haline gelmesine izin vermiyorlar. Sizin anlayacağınız çıkarları yüzünden olan vatandaşa ve emeğini, her şeyini veren zavallı çiftçiye, üreticiye oluyor.
Devletin gücü, kişilerin belli bir grubun çıkarlarına değil, vatandaşın çıkarlarından yana olmasıdır. Devlet ne olursa olsun köylüsünü, tarım çalışanını, hayvan besiciliği yapan vatandaşlarını koruyup kollamalı onların sorunlarını çözmek zorundadır. Bu insanları bir kere küstürürsek geri dönüşü olmayan bir yola gireriz ki, geleceğimiz için hiç iyi bir yol olmaz.
Millet menfaatini her şeyin üstünde tutacak yöneticilerle yönetilmek umuduyla..
Yazımı hazırladığımda depremin haberini aldım. Ülkemizin başı sağolsun.
Hoşça kalın, sağlıkla kalın.
Hayat pahalılığının, enflasyonun sabit gelirlerinin üzerinde bu kadar ağır yük olduğu, hatta orta gelir düzeyindeki vatandaşların bile bu hayat pahalılığından bu kadar çok etkilendiğini bu yaşıma kadar ilk defa görüyorum. Tarım ürünlerindeki pahalılığın bir türlü önüne geçilemiyor. Sıkı yapılan fiyat kontrolleri, hatta Ocak ayında ana ihtiyaç maddelerine zam yapmama kararına rağmen etin, yumurtanın, sütün, yağın, peynirin fiyatlarının bir ay içinde geldiği nokta ortada.
Neden böyle oluyor, enflasyonu yıllarca belli bir düzeyde tutmayı başaran ülkeler nasıl başarmışlar? Nasıl yapmışlar bilmiyoruz. Her şeyi yapmadan önce planlamışlar, sonra bir program dahilinde uygulamışlar. Şehirlerini geliştirirken, kasabalarını modernleştirirken de planla yapmışlar. Her yerleşim bölgesini planlarken en az o yerleşimin altıda biri kadarlık alanları tarıma elverişli toprağı tarım alanları olarak ayırmışlar, bu planları da hükümetlerin inisiyatifine bırakmışlar.
Bu ayrılmış tarım alanları hala tarım alanları olarak üretim yapılıyor ve şehirli kentli kendine yakın ve daha taze olarak buralardan tedarik ediyorlar. En fazla bir veya iki araç vasıtasıyla, az nakliye ile çok az fire ile ürünler tüketiciye ulaşıyor.
Böyle denenmiş sonuçları başarılı olmuş örmekler varken biz işin kolayını seçtik. Bugün isimleri hala köy olarak anılan onlarca İstanbul semti, İstanbul’un tarımsal ihtiyaçlarını karşılayan köylerdi. Modernleşeceğiz, İstanbul’u Mega Kent yapacağız diye buraları beton kentler yaptık. Buralarda üretim yapan kişileri, buralar pislik yuvası etrafa mikrop saçıyor diyerek belediyeler tarafından kapattırıldı. Bu çiftlikleri ıslah edeceğimize modernleştirmek için eğitim ve maddi destek vereceğimize onları “köylü” diye itibarsızlaştırarak yaptıkları işten soğumalarına, sonunda da vazgeçmelerini sağladık. Bu ülkenin efendisi olduklarını unutturduk. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine kadar hangi bölgeden olursa olsun toprakla, hayvanla uğraşan köylülerin tamamı yaptıkları işten mutsuzlar.
Bu insanlar mega kentlerden o kadar uzağa atıldılar ki en yakını, ürünü bir lira ise nakliyesi mega kentlere ulaşımı bir o kadar tüketiciye gelen kadar konan engeller yüzünden 4 veya 5 el değiştiriyor. Her el değiştirdiğinde bir o kadar fiyat artışı. Bu kadar uzun mesafeler kateden ürünlerin fire ve bozulmaları da işin cabası. Sonuç; tarlada 2 lira, pazarda 20 lira. Bu sürecin mağdurlarından üretici, ürettiği ürünlerden zarar ettiği için mağdur, son tüketici de aşırı fiyat pahalılığından mağdur.
Yıllardır üretimin doğru değerlendirmesi, üreticilerin mağdur olmaması için kooperatifleşmenin tek çare olduğu ve hatta Cumhuriyetin ilk yıllarında bu konuda büyük adımlar atıldığı halde, siyasi merciler bu yolun Kominizme davetiye çıkaracağı şeklinde halka yansıtıldığı için maalesef uygulanmadı şimdiye kadar.
Bütün Avrupa ülkeleri tarım ve hayvancılıkta üreticilerini kooperatifler sayesinde korudular. Çeşitli kartellerin ellerine üreticilerinin düşmelerini engellediler. Tarım alanlarına sadık kaldılar, siyasi ve ticari hırslar yüzünden bu politikalardan vazgeçilmedi. Enflasyonun en büyük kalemini oluşturan tarımsal ürünlerin merkezlere ulaşmasındaki zincirin muhakkak kırılması gerekiyor. Ürünlerin gereksiz şekilde Hal’e gelene kadar birçok kartelin elinden geçmesi bir türlü engellenemedi. Ne kadar güçlü bir yapı var ki, bu sistemde hiçbir siyasi güç bu zinciri kıramadı şimdiye kadar. Her hükümetin programında olmasına rağmen bir türlü Hal yasası getirilmedi. Yasayı yapanlar problemi biliyor fakat belirli gruplar yasaları bir türlü yasa haline gelmesine izin vermiyorlar. Sizin anlayacağınız çıkarları yüzünden olan vatandaşa ve emeğini, her şeyini veren zavallı çiftçiye, üreticiye oluyor.
Devletin gücü, kişilerin belli bir grubun çıkarlarına değil, vatandaşın çıkarlarından yana olmasıdır. Devlet ne olursa olsun köylüsünü, tarım çalışanını, hayvan besiciliği yapan vatandaşlarını koruyup kollamalı onların sorunlarını çözmek zorundadır. Bu insanları bir kere küstürürsek geri dönüşü olmayan bir yola gireriz ki, geleceğimiz için hiç iyi bir yol olmaz.
Millet menfaatini her şeyin üstünde tutacak yöneticilerle yönetilmek umuduyla..
Yazımı hazırladığımda depremin haberini aldım. Ülkemizin başı sağolsun.
Hoşça kalın, sağlıkla kalın.
Etiketler: