İSTANBUL bugün ne yazık ki grinin her tonunu gördüğümüz, ancak içinde yeşilin giderek azaldığı bir kente dönüşüyor. Dünyadaki kentlerin yeşil alan oranına baktığımızda İstanbul en son sıralarda, Tokyo’dan, Londra’dan, Paris’ten, New York’tan çok sonra geliyor. Bu anlamda makro ölçekte bir planlama sorunu var. Aslında bir anlayış problemi var. Kentler insanların refah ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlayacak bir biçimde planlanmıyor.
Bu ay sizlere İstanbul’un ve Türkiye’nin finans merkezi durumundaki tarihi yarımada da bulunan Mahmutpaşa, Kapalıçarşı, Sirkeci ve Cağaloğlu gibi turizmin ve ticaretin merkezi olan bölgeden bahsetmek istiyorum.
Bugün dünyanın ilk AVM’ si olarak kabul edilen KAPALIÇARŞI’nın etrafına bakınca inanılmaz bir biçimde çarpık kentleşmeyi yıllardır düzeltemdiğimizi görüyoruz. Ucube yapıların tarihi mirasların duvarlarına gece kondu misali yapıştırılarak ne olduğu belirsiz en az 80 yıllık çarpık yapılaşmanın bir türlü yıkılamadığını görüyoruz. Dışarıdan bir gözlemci olarak baktığınızda imar ömrü bitmiş, beton ömrü bitmiş her an yıkılacakmış gibi duran 1 metre boşluk yer bulunduğunda oraya hemen tuğla ile yapılmış gecekondu merkezi gibi duran bir tarihi yarımada karşımıza çıkıyor. Sirkeci sahile indiğimizde sırtımızı sahile verdiğimizde Süleymaniye Camii’ne kadar kalan bölüme baktığımızdan çok eski binaları görüyoruz. Kimi camları içten tadilat yapılarak tuğla örerek görsel olarak ucube duran binalar, sokaklar dar ve ömrünü bitirmiş biçimsiz ve şekilsiz binalar. Allah’a emanet duruyor buralar. Güzelim İstanbul’un kalbi olan bu yerlerde inanılmaz ama gerçek olası deprem’de hangi binanın daha önce çökeceği yarışı izliyicegimiz bir durum ortaya çıkıyor. Oysa’ki bu bölge de olası bir deprem de onlarca işyerinin çökmesi durumunda burada bulunan işletmelerin bir çoğunun serveti betonların altında kalacak.Bu Türk ekonomisinin sarsılmasına neden olabilecek bir durum. Yıllardır kentsel dönüşümü konuştuğumuz ülkemizde dünyanın göz bebeği olan tarihi yarımadaya, hiçbir önlem almamak çok şaşırtıcı.
Binaların % 80’inin eski ve yığma tuğla ile yapılmış, temeli olmayan, kolonu kirişi olmayan, tuğla üstüne tuğla ile yapılmış binalara ne mühürleme, ne de mülk sahiplerine bu binaların yenilenmesi ile ilgili İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ve ilçe belediyesi olan Fatih Belediyesi’nin bir ihtarname göndermemesi de daha da ilginç. Oysaki 6306 sayılı kentsel dönüşüm yasası il ve ilçe belediyelerine ömrü bitmiş riskli binalara risk analiz raporu çıkararak bu binaları tahliye etmeye ve yıkmaya yetki veriyor.
Bir de İstanbul Valiliği’nin bulunduğu bu bölge için Vali bey, il ve ilçe belediyelerine yaptırım yapma yetkisi bulunuyor. Göz göre göre uçuruma doğru gitmeye devam ediyoruz..
Son olarak sizlere bir örnek vermek istiyorum. Sultanahmet, bugün içler acısı durumda. Oysa orada kendilerine rant getiren yapıları kaldırsalar, tam bir açık hava müzesi haline getirilebilir. Tarihi Surlar İstanbul’un boynunda inci bir gerdan gibi, gözümüz gibi bakmalıyız. Dünya’da ilk defa tarihi bir surun üzerine bir belediye tarafından sosyal tesis alanı yapılmıştır. Eyvah ki ne eyvah...
Bu ay sizlere İstanbul’un ve Türkiye’nin finans merkezi durumundaki tarihi yarımada da bulunan Mahmutpaşa, Kapalıçarşı, Sirkeci ve Cağaloğlu gibi turizmin ve ticaretin merkezi olan bölgeden bahsetmek istiyorum.
Bugün dünyanın ilk AVM’ si olarak kabul edilen KAPALIÇARŞI’nın etrafına bakınca inanılmaz bir biçimde çarpık kentleşmeyi yıllardır düzeltemdiğimizi görüyoruz. Ucube yapıların tarihi mirasların duvarlarına gece kondu misali yapıştırılarak ne olduğu belirsiz en az 80 yıllık çarpık yapılaşmanın bir türlü yıkılamadığını görüyoruz. Dışarıdan bir gözlemci olarak baktığınızda imar ömrü bitmiş, beton ömrü bitmiş her an yıkılacakmış gibi duran 1 metre boşluk yer bulunduğunda oraya hemen tuğla ile yapılmış gecekondu merkezi gibi duran bir tarihi yarımada karşımıza çıkıyor. Sirkeci sahile indiğimizde sırtımızı sahile verdiğimizde Süleymaniye Camii’ne kadar kalan bölüme baktığımızdan çok eski binaları görüyoruz. Kimi camları içten tadilat yapılarak tuğla örerek görsel olarak ucube duran binalar, sokaklar dar ve ömrünü bitirmiş biçimsiz ve şekilsiz binalar. Allah’a emanet duruyor buralar. Güzelim İstanbul’un kalbi olan bu yerlerde inanılmaz ama gerçek olası deprem’de hangi binanın daha önce çökeceği yarışı izliyicegimiz bir durum ortaya çıkıyor. Oysa’ki bu bölge de olası bir deprem de onlarca işyerinin çökmesi durumunda burada bulunan işletmelerin bir çoğunun serveti betonların altında kalacak.Bu Türk ekonomisinin sarsılmasına neden olabilecek bir durum. Yıllardır kentsel dönüşümü konuştuğumuz ülkemizde dünyanın göz bebeği olan tarihi yarımadaya, hiçbir önlem almamak çok şaşırtıcı.
Binaların % 80’inin eski ve yığma tuğla ile yapılmış, temeli olmayan, kolonu kirişi olmayan, tuğla üstüne tuğla ile yapılmış binalara ne mühürleme, ne de mülk sahiplerine bu binaların yenilenmesi ile ilgili İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ve ilçe belediyesi olan Fatih Belediyesi’nin bir ihtarname göndermemesi de daha da ilginç. Oysaki 6306 sayılı kentsel dönüşüm yasası il ve ilçe belediyelerine ömrü bitmiş riskli binalara risk analiz raporu çıkararak bu binaları tahliye etmeye ve yıkmaya yetki veriyor.
Bir de İstanbul Valiliği’nin bulunduğu bu bölge için Vali bey, il ve ilçe belediyelerine yaptırım yapma yetkisi bulunuyor. Göz göre göre uçuruma doğru gitmeye devam ediyoruz..
Son olarak sizlere bir örnek vermek istiyorum. Sultanahmet, bugün içler acısı durumda. Oysa orada kendilerine rant getiren yapıları kaldırsalar, tam bir açık hava müzesi haline getirilebilir. Tarihi Surlar İstanbul’un boynunda inci bir gerdan gibi, gözümüz gibi bakmalıyız. Dünya’da ilk defa tarihi bir surun üzerine bir belediye tarafından sosyal tesis alanı yapılmıştır. Eyvah ki ne eyvah...
Etiketler: