22 Mayıs 2026 Cuma
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 26.02.2024

Tanımadık, tanıyamadık bir türlü...

İlyas ÇAĞLAYAN

İlyas ÇAĞLAYAN

1215 3 dk 0 yorum
Paylaş:
Televizyonun hayatımıza girişinden beri evlerimizin en önemli zaman katillerinden biri haline geldi renkli ekranlar. Ailecek başında geçirdiğimiz saatlerde birbirimizle iletişimi kopardık. Büyük küçük tüm salonlar da baş köşede bulunan bu sihirli kutu adeta hepimizin hayal dünyasına hitap etti. Zengin kız fakir oğlan hikayeleri zamanla yerini çarpık ilişkilere bırakırken kendimizi derin bir ahlak yozlaşmasının içinde buluverdik.
Oysa gayet verimli kullanılabilecek olan televizyon her nedense amacının çok ötesinde kullanıldı ülkemizde. Müthiş bir eğitim ve propaganda aracı olan bu cihaz yurdumuzda faaliyet gösterenlerin beceriksizliği veya iş bilmezliği yahut işlerine gelmemesi sonucu toplumumuzu yozlaştırmaya devam ediyor.
Peki nasıl kullanabilirdik bu cihazı ve düzeneği eğitim için birebir kullanılacağı gibi hali hazırda bulunan programları daha bizden ve bizi anlatan içeriklere çevirebilirdik. Düşünün aya gidilip gidilmediği günümüzde tartışılırken o günlerde bu yolculuk televizyonlardan naklen yayınlandı. Pek sevmem ama Amerika’yı ele alalım televizyon ve sinemayı o kadar güzel kullandılar ki, soğuk savaş yıllarının aman vermez demokrasi savunucusu oldu gözümüzde. Düşünün Vietnam savaşını kaybeden Amerika, Rambo serileri ile karşımıza öyle bir hadise getirdi ki yenilenlerin savunucusu olarak gördük. Rocky serileri ile komünist Sovyetler karşısında azmi ile dimdik duran bir kahramanın ancak Amerika’dan çıkacağına inandık. Zalimliği ve fakirliği beraberinde götürdüğü her yeri darmadağın eden bu ülke kendisini bize öyle projelerle tanıttı ki Sanatın, Sporun, Siyasetin, teknolojinin ve dünyada insanlığa ait geri kalan ne varsa hepsinin sahibi gibi gösterdi kendisini bize.
Bizlerde yaptığımız sanat filmleri ile Cannes’da ödül almaya çalışırken ülkemizi nasıl yerin dibine geçiririz de jüriden istediğimiz madalyayı alırız derdindeyiz.
Mesela hiç anlatılmadı Çanakkale, Sakarya meydan muharebesinden hiç bahsedilmedi. Halide Edip sadece lise kitaplarında kaldı. Nuri Demirağ denilen adam bilinmiyor ülkemizin vatandaşları tarafından. Kafkaslarda esir düştüğü Rusların elinden kaçarak memleketi Van’a peşinde Sovyet askerleri ve Ermeni çeteciler olduğu halde gelen Hasan Çavuş’un hikayesini bilmiyor ülkemizin yüzde doksanı. Ertuğrulgazi’yi Diriliş dizisinde öğrenen gençler Süleyman Şah türbesinin Suriye toprakları içinde olduğunu bilmezler. Kürşat destanını kulaktan kulağa duysalar da tam hikayeye muvaffak olanların sayısı oldukça azdır. Tüm bunları işlemek varken bizler gidip Muhteşem Yüzyılda Kanuni ve Hürrem aşkını izledik. Oysa ki tahtta en uzun kalan padişah olma unvana sahip olan Süleyman Hanın hayatının seferlerde geçtiğini göstermek yerine harem ile Hürrem sorunlarını gideren bir Sultan yaptık.
Yeryüzünde başka bir millet yok ki bizim kadar geçmişi olsun, ama bizim yapımcılarımız bir dizi film yapıyorlar ve eğer Venedikli kumandan yaralanarak savunmayı bırakmasa Fatih’in İstanbul’u alamayacağını anlatıyorlar. Üstelik senaristi de bizden biri.
Velhasıl sevgili okuyucularımız; Bizi kendimizi, ulusumuzu ve milletimizi tanımadık, tanıyamadık bir türlü... Aslına bakarsanız tanımamızı da istemediler…

Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.