“YENİ Türkiye’mize” adım attık atalı belimiz ha doğruldu ha doğrulacak diye bekiyoruz. Ancak gel gelelim, bugün doğrulmak şöyle dursun, iki büklüm olmuş durumdayız. Vatandaş bir kutu peyniri, sütü alırken kırk kere düşünüyor. Sofraya konulan bir parça ekmek bile lüks olma yolunda ilerliyor, devlet erkanı da hala işin “Cehape”, eski SSK dönemi, Kılıçdaroğlu ve “dış güçler” cephesinde sıkışmış durumda. Ne Almanya bizi kıskanıyor ne de enflasyon tek haneli rakamlarda yerinde durabildi. Gerçekten tablo içler acısı, CHP’ye insanları beklettikleri kuyruklar üzerinden vuran siyasetin ülkeyi getirdiği nokta inanılır gibi değil. Yağ, gıda kuyrukları gırla, öğrenciler barınamıyor, yurtlarda yeterli yer yok, en temel ihtiyaçlar bile ekstrem birer harcama haline gelmiş durumda, döviz kuru rekor üstüne rekor kırıyor, her gün yeni bir zam haberiyle milletin ağzı açık kalıyor ama ne Meclis’te saçma sapan kavgalar bitiyor ne de üst kademedeki yetkililer doğru düzgün, makul, “Maaşınızı dolarla mı alıyorsunuz sanki?” tarzında olmayan, mantıklı bir açıklama yapabiliyor. Sözün özü tepetaklak yokuş aşağı gidiyoruz, sonumuz hayrolsun.
***
Meclis kavgası demişken geçtiğimiz günlerde bütçe görüşmelerinde yaşanan kenar mahalle aralarındaki küfürlü itiş kakışlardan farksız rezaletten söz etmek gerek. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in karşılıklı atışmasından sonra Meclis birbirine girdi, vekiller arasında yumruklar havada uçuştu. Lağım kokan sözlerle birbirine saldıran beyaz yakalı milletin vekillerinden bir başka skandal daha izlemiş olduk, cebimizden KDV, ÖTV diye diye sayıp verdiğimiz üç kuruş parayı kafasına dert edinen yine sadece bizleriz günün sonunda. Seviyesizlik diz boyu, aşılan bir arpa boyu yol ise yok. Bunlarla birlikte AK Parti’nin bazı isimlerinin “devlet” kimliğini ciddi ciddi üzerine giyip bunu kendine kalkan edinmesi de iyice can sıkmaya başladı doğrusu. Soylu kürsüde müthiş bir sinir buhranı geçirerek bas bas bağırıyor “Devlete iftira attırmam!” diye. Sedat Peker’in hükümet ve kendisi hakkındaki iddialarıyla ilgili sorulan sorulara karşılık verdiği cevap bu. Devlet ve iktidarın aynı şey olmadığını nasıl anlatabiliriz bu öfkeli yöneticilerimize bilemiyorum ama cevap vermekte zorlandıkları sorular her geçen gün artıyor, onu biliyorum.
***
Bülent Arınç birkaç hafta önce bir röportaj vermiş, Erdoğan hakkında yine kendi kendine imalı laflar edip üstü kapalı açıklamalarda bulunuyor. Erdoğan'a muhalefet etmemek gibi bir içtihatta bulunduğunu söylüyor sonra da “Beni fazla zorlamasınlar. Çünkü içtihatlar zaman zaman değişebilir." diye ekliyor. 2002 seçimlerinden söz ediyor, eğer olsaydı Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Cemil Çiçek, “Bülent Arınç” da başbakan olurdu diyor, Erdoğan olmasaydı bile AK Parti “muhteşem bir parti” olarak geliyormuş aslında ona göre. Bu adamcağız her sene birkaç ayda bir böyle Gül’ü, kendini hatırlatıp gündeme geliyor, birilerinden gönlünü almalarını bekliyor, üzülüyorum. Vallahi acınacak bir halde, elalemin kedisine falan laf ediyor, durum vahim. Tutturmuş bir “beni zorlamasınlar,” “beni mecbur bırakmasınlar,” “bak kötü olur beni konuşturmasınlar” türküsü, tekrar edip duruyor. Artık yetkililerden rica ediyorum, bırakın bu adamı da ne yapmak istiyorsa yapsın, biz de rahatlayalım o da rahatlasın. Erdoğan’ın kabinesindeki bir sözcü olmaktan öteye geçmek için senelerdir çırpınıyor, “özgül ağırlık” diye bir laf bulmuş, ondan başka söylediği şey yok. Tutmayın şu Arınç’ı ve Gül’ü yahu! Özgülleştirin, özgürleştirin. Meydana bir çıksınlar şöyle Erdoğan ellerini tutmadan kendi başlarına, biz de keyifle seyredelim. Belki yeterince cesur olabilirlerse bir şiir falan okuyabilir, hatta Arınç’ın deyimiyle “halk kahramanı” bile olabilirler, ne dersiniz?
***
Netice artık suçların cezası olmalı, yapanın yanına kar kalmamalı, gelişmiş bir ülke olmak için 100 tane suç işlemiş biri aramızda olmamalı olamamalı suçların tekrarı halinde ceza katlanarak artmalı... kimliklere bakmadan, hırsızlıkların, ahlaksızlıkların, vatan hainliklerinin önüne geçilmeli. Artık lütfen tabanda oy deposu olanlara saz çalıp ağıt yakmasınlar... KUŞAĞI YAŞ ARALIĞI
***
Meclis kavgası demişken geçtiğimiz günlerde bütçe görüşmelerinde yaşanan kenar mahalle aralarındaki küfürlü itiş kakışlardan farksız rezaletten söz etmek gerek. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in karşılıklı atışmasından sonra Meclis birbirine girdi, vekiller arasında yumruklar havada uçuştu. Lağım kokan sözlerle birbirine saldıran beyaz yakalı milletin vekillerinden bir başka skandal daha izlemiş olduk, cebimizden KDV, ÖTV diye diye sayıp verdiğimiz üç kuruş parayı kafasına dert edinen yine sadece bizleriz günün sonunda. Seviyesizlik diz boyu, aşılan bir arpa boyu yol ise yok. Bunlarla birlikte AK Parti’nin bazı isimlerinin “devlet” kimliğini ciddi ciddi üzerine giyip bunu kendine kalkan edinmesi de iyice can sıkmaya başladı doğrusu. Soylu kürsüde müthiş bir sinir buhranı geçirerek bas bas bağırıyor “Devlete iftira attırmam!” diye. Sedat Peker’in hükümet ve kendisi hakkındaki iddialarıyla ilgili sorulan sorulara karşılık verdiği cevap bu. Devlet ve iktidarın aynı şey olmadığını nasıl anlatabiliriz bu öfkeli yöneticilerimize bilemiyorum ama cevap vermekte zorlandıkları sorular her geçen gün artıyor, onu biliyorum.
***
Bülent Arınç birkaç hafta önce bir röportaj vermiş, Erdoğan hakkında yine kendi kendine imalı laflar edip üstü kapalı açıklamalarda bulunuyor. Erdoğan'a muhalefet etmemek gibi bir içtihatta bulunduğunu söylüyor sonra da “Beni fazla zorlamasınlar. Çünkü içtihatlar zaman zaman değişebilir." diye ekliyor. 2002 seçimlerinden söz ediyor, eğer olsaydı Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Cemil Çiçek, “Bülent Arınç” da başbakan olurdu diyor, Erdoğan olmasaydı bile AK Parti “muhteşem bir parti” olarak geliyormuş aslında ona göre. Bu adamcağız her sene birkaç ayda bir böyle Gül’ü, kendini hatırlatıp gündeme geliyor, birilerinden gönlünü almalarını bekliyor, üzülüyorum. Vallahi acınacak bir halde, elalemin kedisine falan laf ediyor, durum vahim. Tutturmuş bir “beni zorlamasınlar,” “beni mecbur bırakmasınlar,” “bak kötü olur beni konuşturmasınlar” türküsü, tekrar edip duruyor. Artık yetkililerden rica ediyorum, bırakın bu adamı da ne yapmak istiyorsa yapsın, biz de rahatlayalım o da rahatlasın. Erdoğan’ın kabinesindeki bir sözcü olmaktan öteye geçmek için senelerdir çırpınıyor, “özgül ağırlık” diye bir laf bulmuş, ondan başka söylediği şey yok. Tutmayın şu Arınç’ı ve Gül’ü yahu! Özgülleştirin, özgürleştirin. Meydana bir çıksınlar şöyle Erdoğan ellerini tutmadan kendi başlarına, biz de keyifle seyredelim. Belki yeterince cesur olabilirlerse bir şiir falan okuyabilir, hatta Arınç’ın deyimiyle “halk kahramanı” bile olabilirler, ne dersiniz?
***
Netice artık suçların cezası olmalı, yapanın yanına kar kalmamalı, gelişmiş bir ülke olmak için 100 tane suç işlemiş biri aramızda olmamalı olamamalı suçların tekrarı halinde ceza katlanarak artmalı... kimliklere bakmadan, hırsızlıkların, ahlaksızlıkların, vatan hainliklerinin önüne geçilmeli. Artık lütfen tabanda oy deposu olanlara saz çalıp ağıt yakmasınlar... KUŞAĞI YAŞ ARALIĞI
Etiketler: