23 Mayıs 2026 Cumartesi
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 18.10.2022

Siz kiminle aşık atıyorsunuz?

1296 5 dk 0 yorum
Paylaş:
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, İzmir’in kurtuluşunun kutlandığı törende konuşma yapıyor, diyor ki: “100 yıl önceydi bu toprakları yönetenler gaflet, delalet ve hatta hıyanet içindeydi." diyen Soyer, "Gençleri, kadınları, çocukları, geleceği hiç düşünmediler. Sadece saraylarındaki saltanatı korumak için bütün bir milleti ateşe attılar. İnsanlık onurumuzu, bağımsızlık tutkumuzu ve yaşam hakkımızı ayaklar altına aldılar ve teslim oldular.” Osmanlı’ya Yunan ordusundan daha çok hınç beslediği belli, insanın gönlündeki diline vururmuş zira. İzmir’in Yunan’dan değil de adeta Osmanlı’dan “kurtuluşunu” kutluyor, Yunan’ın adı bile geçmeyen konuşmasında. Geçen yazıda söz ettiğim, sol cenahtaki öç alma hırsının bir başka yansıması oldu bu da. Herkes saflarını iyice belirginleştiriyor. İyi de oluyor. “Kutuplar” varsa, var sayılıyorsa, taraf olarak kabul ediliyorsa çekişme olabilir. Seçim, karşılıklı bir tartışmayla mümkün olabilir. Ayrışmadan ancak iki taraf da temsil ediliyorsa söz edilebilir. Daha önce de bahsettiğim gibi, Erdoğan bu imkanı eline aldı, bir taraf olmayı başardı, “bu ülkede biz de varız” dedirtti. Seneler önce, ta 90’lı yıllarda, ellerinde “Umudumuz Tayyip” pankartıyla gezenlerin umudunu boşa çıkarmadı. Bu saatten sonra, her fırsatta milletin değerlerini, kutsalını, tarihini aşağılamaya çalışanlarla millet arasındaki sınır kolay kolay geçilmez. Nitekim, sonradan laflarından dönmeye çalışsalar da kimse yemiyor, görünen köy kılavuz istemiyor. Hatırlarsanız 2017 referandumundan önce seçim sürecinde, bir CHP’li vekil, sandıktan “Evet” sonucu çıkarsa evetçileri İzmir’e kadar kovalayıp denize dökeceklerini söylemişti, Erdoğan hem güldüren hem de düşündüren bir soru sormuştu, fıkra misali. Şimdi insan gündeme gelenleri ekranda görünce, aynı soruyu bir daha soruyor; “Yahu sen gerizekalı mısın? Sen kiminle aşık atıyorsun?”
**
Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçildiğinde, 367 kriziyle kural üstünde kural bırakmayıp onun gibi bir profilin o makamda oturmasını istemeyen CHP’liler, senelerdir gizli gizli Abdullah Gül yoklaması yapıyor tabanında. O da çıkıp “Benim onlarla ne işim olur?” demiyor. Kılıçdaroğlu kendi kendine gelin güvey olup adaylık sinyali veriyor, bakıyor ki karşılık yok, geri çekilip birini öne sürüyor. Temel Karamollaoğlu’nun ne yapmaya çalıştığı, neyin peşinde olduğu zaten ezelden beri belli değil, CHP’yle ittifak halinde olmaktan memnun ama CHP’liler ondan tiksiniyor. Babacan’la Davutoğlu’na yorum yapmaya bile gerek yok, aynı fabrikadan üretilmiş gibi gereksiz ayrı iki oluşumun başında vakit harcıyorlar. Meral Akşener, babasının İnönü’yle fotoğrafı var diye övünüyor, güya HDP’ye mesafeli gibi davranıyor ama Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması için konuşmaktan dilinde tüy biten CHP’yle kol kola yürüyor. Bir de Gültekin Uysal var, o ne yapıyor kimse bilmiyor zaten. İşte birbirine benzemez bu altılının çıkaracağı aday da ancak kendileri kadar alakasız biri olacak diye muhaliflerin ödü kopuyor. Halbuki korkunun ecele faydası yok. Vakit aleyhlerine işliyor. Her geçen gün kararsızlıkları, toplumu onlardan biraz daha uzaklaştırıyor. Erdoğan ise tam tersi. Başarılı öğrencinin sınav zamanı yaklaşınca özgüveninin artması gibi, seçim yaklaştıkça güven veren tavrı güçleniyor. “Biz kararlılıkla, onlar da kararsızlıklarıyla, yola devam ediyoruz.” deyip altılı masayla alakasını hepten kesebiliyor. Seçime 1 seneden az vakit kaldı, adam yine kazanacak gibi duruyor..
**
Tabii, Ekrem İmamoğlu hala en güçlü aday gibi görünse ve İmamoğlu’nun kendisi de buna kendini iyice inandırmış gibi görünse de son günlerde “Yanındayız Kılıçdaroğlu” temalı fotoğraflar görüyorum sokak duvarlarında, afedersiniz gülmem geliyor. Artık bu işin matematiksel, sözel, mantıksal, hayali, gerçekçi veya kurgusal bir oluru kalmamıştır. Bu ne zaman anlaşılacak merak ediyorum. Hayal edebiliyorum, Muharrem İnce bunlardan birine rastladıysa sinir krizi geçirmiştir herhalde. Adamcağız o kadar hesap bile yaptı, “bin yıl da geçse olmaz bu iş” dedi, yine dinletemedi. Sağımda Kılıçdaroğlu, solumda Kılıçdaroğlu. Vallahi bu özgüven karşısında dilim tutuluyor, diyecek söz bulamıyorum. Bu inat karşısında da bu ısrarlı kaybeden ve kaybedecek tarafta olma hırsı karşısında da kelimelerim tükendi. Geçen gün bakıyorum, yasama yılı açılışında, HDP’lilerle birlikte CHP’liler de Erdoğan’ın meclise girişinde ayağa kalkmamış. Bakıyorum bakıyorum da anlam veremiyorum. Bir ekip bu kadar mı halktan, halkın ne sevip istediğinden bihaber olur? Kendi kendime ekrana bakıp Erdoğan’ın sorusunun devamını getirirken buluyorum kendimi; “Siz kiminle aşık atıyorsunuz,” Allah aşkına?..
Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.