22 Mayıs 2026 Cuma
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 19.10.2023

Siyonist fitnenin tarihinden Filistin meselesine bakış

Mustafa SÖNMEZ

Mustafa SÖNMEZ

1295 5 dk 0 yorum
Paylaş:
El yapımı ya da yazımı kutsal kitaplarına düştükleri notlara göre kendilerini seçkin ve seçilmiş, günümüz Türkiye, İran, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün , Mısır topraklarının tamamı ya da kimi kısımlarının kendilerine “vaad edilmiş yerler” olduğuna inanan İsrailoğulları kurdukları ve adına İsrail dedikleri fitne ve terör örgütüyle insanlığın başına bela olmaya devam ediyor ve edecekler.
İsrail bir terör örgütüdür iddiamı iki temele dayandırırım. Birincisi gerçekten hatta hakikaten terör örgütü olmaları gibi subjektif, ‘Mesih gelmeden devlet kurulamaz’ şeklindeki kendi el yapımı inançlarını dikkate alınca da objektif sayılabilecek iki temele. 7 Ekim tartışmalı Hamas saldırıları sonrası takındıkları tavır ve gösterdikleri tutum subjektif olanı , daha doğru bir ifadeyle bana ait düşüncülerimi daha da sağlam bir temele oturtmuştur. Devlet olmadıkları silahsız, masum sivil halka, kadın, çocuk, bebek demeden attıkları binlerce ton bombanın yarattığı ruhsal, bedensel yıkımın enkazından bile bağırmıyor mu? Devletler böyle mi davranır? Sözde devletlerine diyelim ki bir saldırı gerçekleşti cezayı suçla ilişkilendirmez mi devlet? Yapanı yapmayandan ayırmaz mı? Ayırmadıkları için bir terör örgütü olarak benzerleri ile aynı yöntemleri kullanırlar. Hem de atalarının yaptığı gibi binlerce yıldır.
Onların bir terör örgütü olduğu devlet olmadığı iddiamın ikinci dayanağı ise bizzat kendi inanç sistemleridir. Mesih gelmeden İsrailoğulları bir devlet kurmaktan bahsedemez. Bugün kendi içlerinde kurulan devletin “sözde devlet” olduğunu söyleyen,onu tanımayan, İsrail terör örgütünü Filistin’de işgalci olarak gören ve biran önce bu işgalin sona ermesini söyleyen Yahudi cemaatler de var. Sayılarının bugün az yarın çok olması da hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Neticede siyonizm denen materyalist, ırkçı ve faşist ideoloji ne yazık ki her dinden ve milletten insanlıktan nasibini almamış uşağı bilerek veya bilmeyerek kendine hizmetkar etmekte mahir. Bugün dünya liderlerinin büyük çoğunluğu ne yazık ki Amerikan, İngiliz ya da arka planda İsrail desteği ve icazeti olmadan bulundukları yerlere gelemezler. Kazayla gelen varsa da fazla da kalamazlar. Bunun ülkemizdeki en tipik örneği “Necmettin Erbakan’dır.” 28 Şubat süreciyle biten yakaşık bir yıllık iktidarı, garibin, gurabanın, memurun, işçinin, çiftçinin, köylünün son yüzyılda yüzünün güldüğü dönemi oluşturur.
Ülkemizde ‘Filistin’ denilince akla gelen her ne kadar tartışma varsa hiçbir zaman tarihi gerçekleri göz önüne alınarak yapılmamış ve anlaşma zemini oluşmamıştır. Hatta sorunun adı bile doğru konmamıştır. Abdülhamid ya da Atatürk düşmanlığı gibi bu milletin dibine dinamit yerleştiren aptalca sığ tartışmalar bile önermelerini, argümanlarını İsrailiyat müfredatından alır görünmektedir.
Bu topluluk kendilerine en büyük refah seviyesini sağlayan Hz Süleyman’dan sonra işgal ettikleri yerlerde ikilik çıkarmaktan, Kendilerini Firavun’un zulmünden kurtaran Hz Musa’ya Tur Dağı’ndan iner inmez Samira’nın buzağı ile ihanet etmekten, yine kendilerine çeki düzen vermekle görevli Hz İsa’yı öldürmekten, Medine döneminde ve sonrasında Hz Muhammed’in onlara tanıdığı hak ve anlaşmaları ihlal etmekten sakınmamış bir topluluktur. Bunlar
Tanrı ile bile yaptıkları ahide akide uymamış bir fitne topluluğudur. Tarihte Asur ve Babil’in hakimiyeti altından kurtulduktan sonra kendilerine en mutlu dönemlerini yaşatan bugünkü en azılı düşman ilan ettikleri İran’ın atalarından Kirzos’a bile ihanet etmişlerdir. Bizde Osmanlı’da Kanuni döneminden itibaren saray bürokrasisine alınıp yine Osmanlı’nın en zor zamanlarında Abdülhamid tarafından ‘Filistin’de toprak talepleri’ reddedilince İngilizlerle işbirliği içinde çöküşü hızlandıran ve sonuçlandıran da bunlardır. 1920-1947 arası İngiliz mandası sırasında kendilerine Filistin topraklarının yolunu açan İngilizleri, İngiltere’de terör saldırılarıyla canından bezdirenler de. İlkinin edinecekleri sözde yurdun topraklarını, ikincisinin buralara getirilecek yerleşimcileri belirlemek için yapıldığına inandığım iki dünya savaşının fitnecileri de.
Bunları tutan, bunlara tutunan yanar. Bunların yaktıkları fitne ateşinden, estirdikleri terör rüzgarlarından, çıkardıkları savaşlardan, kurguladıkları sosyal ve ekonomik darboğazlardan kurtulmanın tek yolu “akla karşı akıl” koymaktır. Fatiha, ihlas okumak, Beyazıt’tan Laleli’ye yürümek, gıyabi cenaze namazı kılmak yetmez. Kula kulluk edenlerle, düşünme ve hareket etme yetilerini cemaatlere, tarikatlara, şıhlara, jawslara devredenlerle bu akıl konmaz. İlmin ve mülkün, nihayetinde herşeyin “Sahibine” kul olmak ise sadece başlangıçtır.
İlk önce kahrolsun cahiliyetimiz demektir..İsrail’i bu kahreder…
Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.