Rusya’nın Ukrayna‘ya yönelik saldırısı 21. yüzyılda insanlığın ve devletlerin hukuka ve insan haklarına ilişkin söylemleri ile eylemlerinin uyumu konusunda bir samimiyet testi niteliği taşımaktadır. Yıllarca İslam toplumlarına karşı yürütülen sistematik saldırılar karşısında sükût suretinde kalan ve hiçbir tepki göstermeyen devletler ve uluslararası kuruluşlar batının desteklediği Ukrayna’ya karşı Rus saldırısına yönelik olarak tek ses halinde beyan ve eylemlerde bulunmak suretiyle Rusya’yı mahkum etme girişiminde bulunmuşlardır.
Rusya kendi ülkesinde yaşadığı ekonomik krizi savaş ile elde ettiği başarılar sonucunda telafi etmek, Çin devleti ile oluşturduğu ittifak sonucu çevresindeki eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ülkelerini yeniden hakimiyeti altına almayı planlamıştır.
ABD’nin Rusya’yı Ukrayna‘ya sokmak için yapmış olduğu planlar ve söylemler sonucunda Putin bu tuzağa düşerek bütün batı toplumlarını karşısına aldığı bir eyleme girişmiştir.
Uzun süredir dünya siyasetinde söz hakkı olmayan ve kendi içine gömülen Avrupa devletleri hiç beklenmedik bir şekilde Ukrayna’nın yanında taraf olmuş, bu ülkeye her türlü askeri ve siyasi destekte bulunmuştur. Sadece bununla kalmamış, ticaret, spor, siyaset ve edebiyata varıncaya kadar Rusya’ya yönelik büyük yaptırımlar uygulamaya başlamıştır. Rusya’nın çok güvendiği Çin devleti aktif olarak destek vermek bir yana psikolojik anlamda dahi Rusya’nın yanında yer almayarak bu ülkeyi derin bir yalnızlığa mahkum etmiştir.
Savaşın başından beri bağımsız ve nevi şahsına münhasır bir tavır sergileyen Türkiye, gerek Rusya gerekse Ukrayna tarafına karşı barışçıl ve gerçekçi bir yaklaşım sergilemiştir. Arap baharıyla birlikte Amerika’nın etkisinde kalan ve Orta Doğu’da içinden çıkılamaz bir sürece hizmet eden Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşında hem evrensel hukuka uygun hem de kendi çıkarlarını ve önceliklerini önceleyen bir tutum sergilemiştir. Türkiye’nin dünya siyaset sahnesinde önemli bir aktör olmasının yolunu açabilecek bu siyasi tavrı günlük siyasetin ötesinde bütün ülke vatandaşlarını gururlandırmıştır.
Bununla beraber savaşın ülkemize yönelik ekonomik etkileri ile ilgili marketlerde yaşanılan nahoş görüntüler ülkemiz adına üzüntü vericidir. Rusya ya da Ukrayna’da dahi görülmeyen bu bireysel stokçuluk anlayışı hepimizin üzerinde düşünüp nereye doğru savrulduğumuzu ve bu durumdan çıkış yollarını araştırmanız gereken büyük bir problemin varlığını ortaya koymaktadır.
Tarihin her döneminde dostuna ve düşmanına kucak açan bir ulu devletin banisi olan biz Türklerin, savaşın ülkemize yansıyan küçük etkileri sonucunda bir kıtlık psikozu ile hareket ederek alışveriş merkezlerini yağmalaması, marketlerin stokçuluk yapması, toplumumuzda ortaya çıkan bireyselleşme, korkaklık ve bencilliğin had safhaya geldiğini göstermektedir.
Komşumuzda meydana gelen savaştan bu şekilde etkilenen halkımızın, ülkemizin dahil olduğu bir harp halinde savaşmak yerine yiyecek stoklamak için mücadele edeceğini müşahede etmek gerçekten düşündürücüdür. Savaşın Hukukunu oluşturacak irade, Barışın hukukunda kendisini gösterir. Türkiye’de bireyler nezdinde Barışın hukuku ciddi anlamda zedelenmiştir. Savaşın Hukuku mu! Ört ki ölem…
Rusya kendi ülkesinde yaşadığı ekonomik krizi savaş ile elde ettiği başarılar sonucunda telafi etmek, Çin devleti ile oluşturduğu ittifak sonucu çevresindeki eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ülkelerini yeniden hakimiyeti altına almayı planlamıştır.
ABD’nin Rusya’yı Ukrayna‘ya sokmak için yapmış olduğu planlar ve söylemler sonucunda Putin bu tuzağa düşerek bütün batı toplumlarını karşısına aldığı bir eyleme girişmiştir.
Uzun süredir dünya siyasetinde söz hakkı olmayan ve kendi içine gömülen Avrupa devletleri hiç beklenmedik bir şekilde Ukrayna’nın yanında taraf olmuş, bu ülkeye her türlü askeri ve siyasi destekte bulunmuştur. Sadece bununla kalmamış, ticaret, spor, siyaset ve edebiyata varıncaya kadar Rusya’ya yönelik büyük yaptırımlar uygulamaya başlamıştır. Rusya’nın çok güvendiği Çin devleti aktif olarak destek vermek bir yana psikolojik anlamda dahi Rusya’nın yanında yer almayarak bu ülkeyi derin bir yalnızlığa mahkum etmiştir.
Savaşın başından beri bağımsız ve nevi şahsına münhasır bir tavır sergileyen Türkiye, gerek Rusya gerekse Ukrayna tarafına karşı barışçıl ve gerçekçi bir yaklaşım sergilemiştir. Arap baharıyla birlikte Amerika’nın etkisinde kalan ve Orta Doğu’da içinden çıkılamaz bir sürece hizmet eden Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşında hem evrensel hukuka uygun hem de kendi çıkarlarını ve önceliklerini önceleyen bir tutum sergilemiştir. Türkiye’nin dünya siyaset sahnesinde önemli bir aktör olmasının yolunu açabilecek bu siyasi tavrı günlük siyasetin ötesinde bütün ülke vatandaşlarını gururlandırmıştır.
Bununla beraber savaşın ülkemize yönelik ekonomik etkileri ile ilgili marketlerde yaşanılan nahoş görüntüler ülkemiz adına üzüntü vericidir. Rusya ya da Ukrayna’da dahi görülmeyen bu bireysel stokçuluk anlayışı hepimizin üzerinde düşünüp nereye doğru savrulduğumuzu ve bu durumdan çıkış yollarını araştırmanız gereken büyük bir problemin varlığını ortaya koymaktadır.
Tarihin her döneminde dostuna ve düşmanına kucak açan bir ulu devletin banisi olan biz Türklerin, savaşın ülkemize yansıyan küçük etkileri sonucunda bir kıtlık psikozu ile hareket ederek alışveriş merkezlerini yağmalaması, marketlerin stokçuluk yapması, toplumumuzda ortaya çıkan bireyselleşme, korkaklık ve bencilliğin had safhaya geldiğini göstermektedir.
Komşumuzda meydana gelen savaştan bu şekilde etkilenen halkımızın, ülkemizin dahil olduğu bir harp halinde savaşmak yerine yiyecek stoklamak için mücadele edeceğini müşahede etmek gerçekten düşündürücüdür. Savaşın Hukukunu oluşturacak irade, Barışın hukukunda kendisini gösterir. Türkiye’de bireyler nezdinde Barışın hukuku ciddi anlamda zedelenmiştir. Savaşın Hukuku mu! Ört ki ölem…
Etiketler: