Köşe Yazıları
17.12.2023
Sabra ve Şatilla’dan Gazze’ye İsrail’den Her Dem Katliam ve Soykırımı
1345
4 dk
0 yorum
Nazi Almanyası’nın II. Dünya Savaşı’nda Yahudilere yaptıklarını tasvip etmek elbette mümkün değildir. Yapılanlar baştan sona bir katliam ve insanlık zulmüdür. Ancak Almanlar Yahudilere ve diğer halklara zulm ederken kendi vatandaşlarına yönelik bir zulüm mekanizması kurmamışlardır. Oysa İsrail kendi kamuoyu ve dünya kamuoyundan sakladığı üzere Hanibal Protokolü ile kendi vatandaşlarına da zulm mekanizmasına dahil etmiştir. Protokol, rehine alınan her İsraillinin kendisini rehin alanla birlikte katledilmesini içermektedir. Bu protokol, 6 Ekim’de yaşanan Hamas saldırısında festival alanını İsrail’in bombaladığı gerçeğini de ortaya koymaktadır. Zaten görgü tanıklarının ifadeleri de bu yöndedir.
Gelinen noktada, katliam yapma konusunda Filistinlilere (hatta kendi halkına) asla merhamet etmeyen, uluslararası savaş hukukunu hiçe sayan bir İsrail gerçeği ile karşı karşıyayız. İlginç olan şey, İsrail’in buna bugün Gazze’de yaptığına benzer katliamları ve işgali daha önce Lübnan’da yapmış olmasının unutulmuş olmasıdır. Oysa çok eski bir zamanda değil 2006 yılında İsrail, Lübnan topraklarını işgal etmişti. O tarihte Lübnan ABD’nin de güçlü müttefiki idi. Keza İsrail, 1982 yılında da Beyrut’un güneyinde Filistinli mültecilerin Sabra ve Şatilla kamplarının vurulmasını organize etmişti. Sahi ne olmuştu, 1982 yılında?
Takvim yaprakları 1982 yılının Eylül ayının 16’sını gösterdiğinde, Lübnan başkenti Beyrut’un güneyinde Sabra ve Şatilla kampında 2000’den fazla Filistinliyi katletmişti, hem de Hıristiyan Falanjistler eliyle. Şöyle gerçekleşmişti bu katliam: İsrail’in desteklediği aşırı sağcı Hıristiyan Falanjist milisler Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güneyinde bulunan Sabra ve Şatilla Filistin mülteci kamplarına saldırmıştı. İsrail ordusunun başında “Beyrut kasabı” Ariel Şaron vardı. Ordu, “Uluslararası sözleşme ile koruma altına alınmış” Sabra ve Şatilla kamplarını kuşatma altına almış, kamplardaki Filistinlilerin kaçmalarına engel olmuştu. Bu saldırıyı İsrail ordusunun onayı ve tabiki gözetimiyle gerçekleştirmişler ve çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 2.000’den fazla Filistinliyi vahşice katletmişlerdi. Sabra ve Şatilla’da yapılan katliamın boyutunu dönemin gazetecilerinden Robert Fisk, yıllar sonra şöyle yazmıştır: “18 Eylül 1982’de Sabra ve Şatilla kampında bulunanlar için Şaron, ardında şişmiş cesetler, tecavüz edilmiş, işkenceye uğramış ve sonra da katledilmiş kadınlar ve bebekler bırakan bir kasaptır. Olaydan 18 yıl sonra bugün bu caddelerde dolaşırken katliam manzaraları hala gözlerimin önünden gitmiş değil. Biraz ötede Sabra Camisi’ne giden yolda 90 yaşında, beyaz sakallı ve pijamalarıyla Nuri Bey’i görüyorum. Ölü bedeninin yanı başında yün başlığı ve bastonu duruyor. İlerideki dar sokakta yemek tencerelerinin yanında yatan iki kadın cesedi var… Cesedin birkaç metre ötesinde çürüdüğü için bedenleri morarmış, bir çöp gibi oraya fırlatılmış bebekler...”
Beyrut Kasabı katil Ariel Şaron, 2001 yılında ise İsrail başbakanı olmuştur. Katliamı gerçekleştiren Falanjist lider Eli Hubeyka ise 2002 yılında Katil Şaron aleyhine şahitlik yapacağını söyledikten birkaç gün sonra Beyrut’ta aracına bomba konularak infaz edilmiştir.
Gazze’de yaşananlar ilk değil. Sabra Şatilla’dan Gazze’ye İsrail’İn devlet teröristliğinde değişen bir şey yok ne yazık ki. Bu katliamı durdurması için ABD’ye umut bağlayanlar: Reagan’ın 1986 yılında Libya lideri Kaddafi'ye söylediği sözleri unutmamalı: “Bu savaş, İsmail oğullarının (Arapların) son ferdini sahraya (çölün derinliklerine) sürünceye kadar devam edecektir...”
Good morning Vietnam…
Gelinen noktada, katliam yapma konusunda Filistinlilere (hatta kendi halkına) asla merhamet etmeyen, uluslararası savaş hukukunu hiçe sayan bir İsrail gerçeği ile karşı karşıyayız. İlginç olan şey, İsrail’in buna bugün Gazze’de yaptığına benzer katliamları ve işgali daha önce Lübnan’da yapmış olmasının unutulmuş olmasıdır. Oysa çok eski bir zamanda değil 2006 yılında İsrail, Lübnan topraklarını işgal etmişti. O tarihte Lübnan ABD’nin de güçlü müttefiki idi. Keza İsrail, 1982 yılında da Beyrut’un güneyinde Filistinli mültecilerin Sabra ve Şatilla kamplarının vurulmasını organize etmişti. Sahi ne olmuştu, 1982 yılında?
Takvim yaprakları 1982 yılının Eylül ayının 16’sını gösterdiğinde, Lübnan başkenti Beyrut’un güneyinde Sabra ve Şatilla kampında 2000’den fazla Filistinliyi katletmişti, hem de Hıristiyan Falanjistler eliyle. Şöyle gerçekleşmişti bu katliam: İsrail’in desteklediği aşırı sağcı Hıristiyan Falanjist milisler Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güneyinde bulunan Sabra ve Şatilla Filistin mülteci kamplarına saldırmıştı. İsrail ordusunun başında “Beyrut kasabı” Ariel Şaron vardı. Ordu, “Uluslararası sözleşme ile koruma altına alınmış” Sabra ve Şatilla kamplarını kuşatma altına almış, kamplardaki Filistinlilerin kaçmalarına engel olmuştu. Bu saldırıyı İsrail ordusunun onayı ve tabiki gözetimiyle gerçekleştirmişler ve çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 2.000’den fazla Filistinliyi vahşice katletmişlerdi. Sabra ve Şatilla’da yapılan katliamın boyutunu dönemin gazetecilerinden Robert Fisk, yıllar sonra şöyle yazmıştır: “18 Eylül 1982’de Sabra ve Şatilla kampında bulunanlar için Şaron, ardında şişmiş cesetler, tecavüz edilmiş, işkenceye uğramış ve sonra da katledilmiş kadınlar ve bebekler bırakan bir kasaptır. Olaydan 18 yıl sonra bugün bu caddelerde dolaşırken katliam manzaraları hala gözlerimin önünden gitmiş değil. Biraz ötede Sabra Camisi’ne giden yolda 90 yaşında, beyaz sakallı ve pijamalarıyla Nuri Bey’i görüyorum. Ölü bedeninin yanı başında yün başlığı ve bastonu duruyor. İlerideki dar sokakta yemek tencerelerinin yanında yatan iki kadın cesedi var… Cesedin birkaç metre ötesinde çürüdüğü için bedenleri morarmış, bir çöp gibi oraya fırlatılmış bebekler...”
Beyrut Kasabı katil Ariel Şaron, 2001 yılında ise İsrail başbakanı olmuştur. Katliamı gerçekleştiren Falanjist lider Eli Hubeyka ise 2002 yılında Katil Şaron aleyhine şahitlik yapacağını söyledikten birkaç gün sonra Beyrut’ta aracına bomba konularak infaz edilmiştir.
Gazze’de yaşananlar ilk değil. Sabra Şatilla’dan Gazze’ye İsrail’İn devlet teröristliğinde değişen bir şey yok ne yazık ki. Bu katliamı durdurması için ABD’ye umut bağlayanlar: Reagan’ın 1986 yılında Libya lideri Kaddafi'ye söylediği sözleri unutmamalı: “Bu savaş, İsmail oğullarının (Arapların) son ferdini sahraya (çölün derinliklerine) sürünceye kadar devam edecektir...”
Good morning Vietnam…
Etiketler: