23 Mayıs 2026 Cumartesi
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 16.02.2016

Rumeli’de Var Olmak…

1303 3 dk 0 yorum
Paylaş:

Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Şah’tan Rumeli’ye geçmesini istediği andan bugüne, Rumeli bizim için her zaman dualarımızın başında, rüyalarımızın içinde, hülyalarımızın etrafında yer almıştır. Bizim için Balkanlar yani Rumeli; sıradan bir coğrafi bölgenin adı olmanın çok fevkinde, farklı milletlerin, farklı dinlerin, farklı kültürlerin bir arada ve mutlu bir şekilde yaşadıkları “numene-i imtisal” bir hayatın adıdır. Bosna savaşı sonrasında, Barış gücü altında gelen Amerikan askerlerinin generaline bir gazetecinin: “Burada ne kadar kalacaksınız?” sorusunu sorduğunda, Amerikan generalinin verdiği: “Osmanlı’dan bir gün daha fazla” cevabının arkaiğinde yatan anlam bizim Rumeli algımızın farklı bir şekilde anlatımından başka bir şey değildir.  

Rumeli bizim sevdamızdır. Gaziyan-ı Rûm, Ahiyan-ı Rûm, Abdâlân-ı Rûm ve Bâciyân-ı Rûm’u bilmeden, bizim Rumeli sevdamızı  bilmek mümkün değildir. Sarı Saltuk’u, Seyyit Ali Sultan’ı, Pir Hayati’yi, Server Ali Baba’yı, Harabati Baba’yı, Otman Baba’yı, Akyazılı Sultan Baba’yı, Ayvaz Baba’yı, Gül Baba’yı anlamadan bizim Rumeli sevdamızın anlaşılması mümkün değildir. 600 yıl kaldığımız Rumeli’yi sadece yönetmekle sınırlı kalmamışız; eğitim, kültür ve sanatımızı da orada yaşamış ve yöneticilerimizi de oradan seçmişiz. Aşık Çelebi’nin ünlü tezkiresi Meşairu’ş- Şuara”da: “Rivayet  ederler  ki, Prizren’de oğlan  doğsa  adından  akdem  mahlas  korlar.  Vardar Yenicesi’nde  doğan  oğlan  baba  diyecek  vakit  Farisî  söyler.  Priştine’de oğlan  doğsa  diviti  belinde  doğar  derler.  Binaenalâzâlik,  Prizren  şair menbaı, Yenice Farisî ocağı, Priştine kâtip yatağıdır” diye yazmasının temel nedeni budur. 

 Bugün, büyük harpler sonrası orada yüreğimizin emaneti olarak kalan soydaşlarımıza, akraba topluluklarımıza canımız gibi bakmak, korumak ve sahip çıkmak bir vefa borcumuzdur. Bugün Rumeli’de var olmak her zamankinden daha çok önemlidir. Bugün Rumeli’deki soydaşlarımızla, akraba topluluklarımızla birlikte olmak her zamankinden daha çok gereklidir. Onlar bizim misafirlikte unuttuğumuz çocuklarımızdır. Onlar Atatürk’ün veciz ifadeleriyle söylemek gerekirse; “Muhacir diye küçümsenenler, tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar, yani "Düşmanla sonuna kadar dövüşenler",  çekilen ordunun ri'cat hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak, çekilmek nedir bilmeyenlerdir. Muhacirler kaybedilmiş ülkelerimizin milli hatıralarıdır.” Bayrampaşa Belediyesi en başta “Balkanlarda Ramazan-Kardeşlik Sınır Tanımaz” projesiyle ve diğer çalışmalarıyla, bu emaneti omuzlarında taşıyan bir öncü kuvvet, yıkılmaz bir kaledir. Bayrampaşa Belediye Başkanı sayın Atila Aydıner’in, geçen yıl ramazanda, Gümülcine Celal Bayar Lisesi avlusunda yaklaşık altı bin kişiye hitaben yaptığı veciz konuşmasında: “Burada sizlerle birlikte olduğum şu anda, şu mübarek zamanda, sizlerden tarihimin sesini, gurbette vuslatın vuslatta gurbetin nefesini, ecdadımın kokusunu duyuyorum ve iliklerime kadar titriyorum” demesi, bu hassasiyetin, bu vefanın, bu sevdanın tebellür etmiş halinden başka bir şey değildir. 

Bütün bunlar, geçmişin altın sayfaları arasında vakit geçirmek için yazılmış değil. Bütün bunlar; dünü bugüne, bugünü yarına taşımak, yapılan yanlışları tekrarlamamak arzusuyla yazılmıştır. Dünü “keşke”lerle yad etmemenin yegane yolu bugünü gereğince, ihya etmek değil midir? 

Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.