Rumeli bizim bitimsiz sevdamızdır
BALKAN coğrafyası, Gazi Süleyman Şah ve askerleriyle birlikte Çardak Salbaş Baba mevkiinden dualarla yola çıkarak önce Çimpe kalesine sonra Şükür Tepe’ye ayak bastığımız ilk günden bu güne bizim için “ser-taç” hükmünde bir toprak parçası olmuştur. Ayvaz Baba’nın taşı yarıp altından su kaynatmasından mıdır, Seyyit Ali Sultan’ın sala almasından mıdır, Ali Baba’nın saray çevresinde “Server” olarak bilinirken saraydan sıkılıp “Sersem” olmayı tercih ederek İstanbul’dan kalkıp Kalkandelen’de Şar dağları eteklerinde bugünkü Harabati dergahını kurmasından mıdır bilinmez, bizim için Balkanlar, her zaman Rumeli olmuş ve her zaman dualarımızın başında, rüyalarımızın içinde, hülyalarımızın etrafında yer almıştır.
Rumeli tarihçiler tarafından coğrafi olarak, “Güneyde Kythira adasına, kuzeyde de Tuna ve Sava’ya ulaşan, oradan Akdeniz’e uzanan bir yarımada” olarak tanımlanmıştır. Tarihi perspektife baktığımızda ise; Anadolu’nun, Selçuklu öncesi İslam dünyasındaki adının “Bilâd-ı Rum” ya da “Memleketü’l Rum” olduğunu görürüz.
Bizim için Rumeli sadece bir toprak parçasının ismi olmaktan ibaret değildir. Rumeli, Osmanlı Devlet kademesinde de hep bir adım önde tutulmuştur. Özellikle, İstanbul’un fethinden sonra, Osmanlı pergelinin sabit ayağı İstanbul’un üzerinde kalırken, diğer ayağı Varna’da, Dobruca üzerinden Eflak Boğdan’da, Akkerman’da, Kırım’da, Viyana önlerinde, Belgrat’ta, Sarayova’da, Mostar’da, Budapeşte’de ve Dubrovnik’te olmuştur.
Bizim için Balkanlar yani Rumeli; sıradan bir coğrafi bölgenin adı olmanın çok fevkinde, farklı milletlerin, farklı dinlerin, farklı kültürlerin bir arada ve mutlu bir şekilde yaşadıkları örnek bir toplumsal barışın adıdır. Dilediğiniz arşiv belgelerini açabilirsiniz, dilediğiniz Şer'iyye Sicilleri’ne bakabilirsiniz, istediğiniz Piskopos Mukataası Kalemi Defterleri’ni okuyabilirsiniz, hiç birinde gerçek anlamda Rumeli’de halka haksızlık ettiğimize dair tek bir kelime, tek bir cümle bulmanız mümkün değildir. Bunun en temel sebebi; o topraklarda fetih ve gaza ruhuyla desteklenmiş “adalet” ve “ istimalet” gibi iki esas unsurla hükmetmemizden başka bir şey değildir. Belki de bizim için Balkan coğrafyasını “Rumeli” yapan da budur.
Rumeli, bizim sevdamızdır. Bu sevdadan mülhem, aslında Rumeli biziz… En kalabalık şehrinden en ücra yerine kadar her köşesinde gezinen bizim ruhumuzdur… Bizim Rumeli sevdamız kuru bir sevgi değildir elbette. 600 yıl Rumeli’yi sadece yönetmekle sınırlı kalmamışız; eğitim, kültür ve sanatımızı da orada yaşamış ve yöneticilerimizi de oradan seçmişiz. Hatta Travnik’e vezirler şehri diye isim vermişiz. Bu eşsiz Rumeli’den bedenen, bir süredir fiziken ayrı kalmış olabiliriz. Ama milletlerin tarihinde elli yılın, yüzyılın çok ehemmiyeti olmasa gerek. Kaldı ki kalbi beraberliğimiz her an devam etmekte. Yüreğimizin suadından gelen bir sesle:
“Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene,
Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene."
diye seslendik, sesleniyoruz. Bundan da hiç şüphemiz olmadı…
Etiketler: