22 Mayıs 2026 Cuma
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 11.09.2025

Ortaoyunu ve Tuluat

İlyas ÇAĞLAYAN

İlyas ÇAĞLAYAN

3884 3 dk 0 yorum
Paylaş:
Ortaoyunu ve Tuluat: Bizim Kahkahamız, bizim sahnelerimiz
Kültür dediğimiz şey, aslında biraz da birlikte gülüp eğlendiğimiz, birlikte düşündüğümüz ortak hatıralarımızdır. İşte tam da bu noktada karşımıza Ortaoyunu çıkar. Yüzyıllar boyunca meydanlarda, kahvehanelerde, bazen bir çadırın gölgesinde halkı güldüren, düşündüren bir sahne sanatımız… Dekora gerek yoktur; seyircinin ortasına kurulan bir alan, birkaç aksesuar ve usta oyuncular yeterlidir.
Ortaoyununun en tanıdık simaları Kavuklu ve Pişekârdır. Kavuklu, saf, halktan biridir; bizden biridir yani. Pişekâr ise oyunun düzenini sağlayan, biraz kurnaz, biraz akıllı bir tiptir. İkisi bir araya gelir, türlü atışmalarla seyirciyi hem kahkahaya boğar hem de dönemin sosyal hayatına ince ince dokunur. Aslında güldürürken düşündürür, düşündürürken de hayatın ta kendisini sahneye taşır.
Bir de Tuluat tiyatrosu vardır ki, işin doğaçlama kısmı orada parıldar. Yazılı bir metin yoktur; oyuncuların hazırcevaplığı, zeka kıvraklığı ve seyirciden aldığı enerji vardır. O yüzden Tuluat, tam anlamıyla canlıdır, günceldir, halkla iç içedir. Zaman zaman günün politik olaylarına, toplumsal tartışmalarına bile sahnede dokunur.
Peki bu sanatların sırrı neydi? Aslında çok basit: Samimiyet. Seyirci ile oyuncu arasındaki o görünmez perde hiç yoktu. Oyuncu doğrudan seyircinin gözünün içine bakar, onunla konuşur, hatta zaman zaman seyirciyi oyuna dahil ederdi. İşte bu yüzden Ortaoyunu da Tuluat da hiçbir zaman sadece bir eğlence aracı olmadı; halkın sesi, sokaktaki hayatın aynası oldu.
Bugün modern tiyatrolarda, televizyonlarda ya da dijital platformlarda güldüğümüz pek çok şeyin kökünde bu geleneklerin izini görmek mümkündür. Stand-up gösterilerinde seyircinin arasına karışıp doğaçlama yapan komedyenler, sahnede anlık esprilerle izleyiciyi oyuna dahil eden doğaçlama tiyatro toplulukları… Hepsinde Ortaoyunu’nun ve Tuluat’ın nefesi hissedilir.
Hatta sosyal medyada yapılan skeç videolarında bile bu damar vardır. Birkaç dakikalık videoda, gündelik hayatın aksaklıklarını mizahi bir dille anlatan genç içerik üreticileri, aslında bugünün Kavuklu ve Pişekâr’ıdır. Dün kahvehane köşesinde oynanan oyun, bugün telefon ekranlarında milyonlara ulaşıyor.
Ama işin özü değişmiyor: İnsanı insana anlatmak, güldürürken düşündürmek. Tıpkı yüzyıllar önce olduğu gibi. İşte bu yüzden Ortaoyunu ve Tuluat sadece tarih kitaplarında değil, bugünün kahkahalarında da yaşamaya devam ediyor.
Peki bundan sonra ne yapmalı? Belki de belediyelerin kültür etkinliklerinde, üniversitelerin tiyatro kulüplerinde ya da televizyon ekranlarında bu geleneksel sanatlara yeniden yer açmalı. Okullarda küçük skeçlerle çocuklara tanıtılmalı, modern uyarlamalarla genç kuşakların ilgisine sunulmalı. Çünkü bu miras, sadece geçmişi değil, geleceği de gülümsetecek bir hazine.
Kısacası, biz güldükçe, düşündükçe; bu toprakların kahkahası, sözü ve sahnesi de yaşamaya devam edecek. Ortaoyunu ve Tuluat, bizim hem geçmişimizden yadigâr, hem de geleceğe anlatacağımız güzel bir hikâye. Ve belki de en önemlisi; bize hatırlattıkları şudur: Hayat sahnesinde en güçlü oyun, içtenlikle oynanan oyundur.
Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.