Köşe Yazıları
22.05.2022
Oceanix City ya da Lilypads (Yükselen Su Seviyesi Tehdidi)
Naser ŞİMŞEK
1218
3 dk
0 yorum
Yaşadığımız zaman diliminde dünya bir taraftan 3. Dünya Savaşı eşiğinde iken, sessiz ve derinden gelen başka bir tehlike bizi veya bizden sonra gelecek nesilleri farklı yaşam şekillerine evrilebileceğini gösteriyor. Bu sinsi tehlike nedir diye soracak olursak “küresel ısınma ve buna bağlı kutuplardaki buzulların erimesi” ile oluşabilecek durumdur diyebilirim.
Bu durum deniz seviyesinde olan şehirlerin sular altında kalacağı anlamına geliyor. Bizlere ve bizden sonra gelecek nesillere yetmeyecek kara parçaları ve dünya nüfusunun hızla şehirleşmesi sonucu bilim insanları, mimar ve mühendisleri hayal olabilecek bazı projeleri hayata geçirmek için çalışmalara itmektedir.
Şöyle bir soru ile devam edebiliriz; Gerçekten insan nüfusunun yüzen şehirlere ihtiyacı olur mu?
Uluslararası bilim adamları tarafından bakıldığında, elde edilen bilgilere göre yalnızca 1C’lık bir artış bile okyanus seviyesinde 1 metrelik bir artış oluşturabilir. Bunun sonucunda, ortaya çıkacak olan tablo geniş bir alanı etkiler düzeyde olacak; Uruguay’da %0.05’lik, Mısır’da %1’lik,Hollanda’da %6’lık,Bangladeş’de %17,5 ve Okyanusya ta (Maldiv adalarının sırayla su altında kalması). Yaşanacak olan bu bir metrelik artış, gelişmekte olan ülkelerdeki 50 milyondan fazla insanı etkilemesiyle yaratacağı etki oldukça ciddi. Ama asıl darbe ikinci artışla gelecek. Vietnam, Mısır, Bangladeş, Guyana ve Bahamalar gibi ülkeler gelen su baskınlarıyla yerleşim yerlerinin yoğun olan bölgelerini ve en verimli topraklarına sahip alanlarını kaybedecekler. New York, Shanghai, Miami gibi kıyı bölgelerde yoğun nüfusa sahip yerleşim yerleri 250 milyona kadar ulaşan iklim mültecilerinin ve %9’luk milli gelir kaybına sebebiyet verecek. Bunların hepsi eğer şartlar böyle devam ederse yüzleşilmesi gerekecek koşullar.
Tüm bu tehditlerle başa çıkmanın bir yolu olarak gelecekte yüzen şehirlere ihtiyaç duyabiliriz. Okyanusla uzlaşmanın yolunun, onu yeni şehirlerimize bir ev sahibi olarak görmekten geçtiğini düşünen bu konunun uzmanları, tasarladıkları yüzen şehirlerle, denizde yüzen ekosistemler oluşturmanın tüm bu mağdur iklim mültecilerine çözüm niteliğinde olacağını düşünüyor.
Peki bu şehirler nasıl olacak diye soracak olursak ana özellik olarak tabiattan etkilenildiğini söyleyebiliriz. İlham kaynağı olarak nilüfer-giller familyasından etkilenerek doğa ile bütünleşmiş teknolojik yüzen ada şehirleri oluşturulabiliyor. Tabiatta ki bu bitkilerin yaşam şekli ve formları yüzlerce kat artırılarak bir mimari oluşturuluyor. Şehir kendi kendine yetebilen ve doğa dostu bir konseptte. Toplam olarak 50.000 kişilik bir nüfusa sahip olacak şehir, enerjisini yenilenebilir kaynaklardan sağlıyor. Bunların başlıcaları güneş enerjisi, gelgit, rüzgâr, hidrolik ve termal enerji. Şehirdeki içme suyunu da kendi bitkilerinin topladığı yağmur sularından sağlanması düşünülüyor.
Şehrin bir başka artısı, karbondioksit ve diğer atık maddeleri geri dönüşümle kullanabiliyor olması. Kendi yiyecek ihtiyacına da kendi bahçeleriyle sonuç getiren şehir, tüm bunlar sayesinde dışa bağımlı olmamak dışında, harcadığından daha fazla enerjide üretiyor.
Şehirler ya kıyılarda sabit halde bulunacaklar ya da kıyılara yakın bölgelerde okyanus akıntılarıyla kuzeye ve güneye ilerleyip duran bir yörüngede seyahat edecekler.
Bu durum deniz seviyesinde olan şehirlerin sular altında kalacağı anlamına geliyor. Bizlere ve bizden sonra gelecek nesillere yetmeyecek kara parçaları ve dünya nüfusunun hızla şehirleşmesi sonucu bilim insanları, mimar ve mühendisleri hayal olabilecek bazı projeleri hayata geçirmek için çalışmalara itmektedir.
Şöyle bir soru ile devam edebiliriz; Gerçekten insan nüfusunun yüzen şehirlere ihtiyacı olur mu?
Uluslararası bilim adamları tarafından bakıldığında, elde edilen bilgilere göre yalnızca 1C’lık bir artış bile okyanus seviyesinde 1 metrelik bir artış oluşturabilir. Bunun sonucunda, ortaya çıkacak olan tablo geniş bir alanı etkiler düzeyde olacak; Uruguay’da %0.05’lik, Mısır’da %1’lik,Hollanda’da %6’lık,Bangladeş’de %17,5 ve Okyanusya ta (Maldiv adalarının sırayla su altında kalması). Yaşanacak olan bu bir metrelik artış, gelişmekte olan ülkelerdeki 50 milyondan fazla insanı etkilemesiyle yaratacağı etki oldukça ciddi. Ama asıl darbe ikinci artışla gelecek. Vietnam, Mısır, Bangladeş, Guyana ve Bahamalar gibi ülkeler gelen su baskınlarıyla yerleşim yerlerinin yoğun olan bölgelerini ve en verimli topraklarına sahip alanlarını kaybedecekler. New York, Shanghai, Miami gibi kıyı bölgelerde yoğun nüfusa sahip yerleşim yerleri 250 milyona kadar ulaşan iklim mültecilerinin ve %9’luk milli gelir kaybına sebebiyet verecek. Bunların hepsi eğer şartlar böyle devam ederse yüzleşilmesi gerekecek koşullar.
Tüm bu tehditlerle başa çıkmanın bir yolu olarak gelecekte yüzen şehirlere ihtiyaç duyabiliriz. Okyanusla uzlaşmanın yolunun, onu yeni şehirlerimize bir ev sahibi olarak görmekten geçtiğini düşünen bu konunun uzmanları, tasarladıkları yüzen şehirlerle, denizde yüzen ekosistemler oluşturmanın tüm bu mağdur iklim mültecilerine çözüm niteliğinde olacağını düşünüyor.
Peki bu şehirler nasıl olacak diye soracak olursak ana özellik olarak tabiattan etkilenildiğini söyleyebiliriz. İlham kaynağı olarak nilüfer-giller familyasından etkilenerek doğa ile bütünleşmiş teknolojik yüzen ada şehirleri oluşturulabiliyor. Tabiatta ki bu bitkilerin yaşam şekli ve formları yüzlerce kat artırılarak bir mimari oluşturuluyor. Şehir kendi kendine yetebilen ve doğa dostu bir konseptte. Toplam olarak 50.000 kişilik bir nüfusa sahip olacak şehir, enerjisini yenilenebilir kaynaklardan sağlıyor. Bunların başlıcaları güneş enerjisi, gelgit, rüzgâr, hidrolik ve termal enerji. Şehirdeki içme suyunu da kendi bitkilerinin topladığı yağmur sularından sağlanması düşünülüyor.
Şehrin bir başka artısı, karbondioksit ve diğer atık maddeleri geri dönüşümle kullanabiliyor olması. Kendi yiyecek ihtiyacına da kendi bahçeleriyle sonuç getiren şehir, tüm bunlar sayesinde dışa bağımlı olmamak dışında, harcadığından daha fazla enerjide üretiyor.
Şehirler ya kıyılarda sabit halde bulunacaklar ya da kıyılara yakın bölgelerde okyanus akıntılarıyla kuzeye ve güneye ilerleyip duran bir yörüngede seyahat edecekler.
Etiketler: