Nihayet diye başlayalım söze değerli Paşavizyon okurları. Yıllardır peşinde koştuğumuz olmazsa eksik kalır dediğimiz girişimlerden biri hayata geçirildi. Sanatı çocuklarımıza daha uygun ve alt yapılı tanıtmak ve yeni sanatçıların filizlenmesine yol açacak eğitim sistemimiz de farklılıklar yaratacağını düşündüğümüz Güzel Sanatlar Lisesinde artık Tiyatro Bölümleri de açılacak. Evet yanlış okumadınız. Çünkü; daha önce böyle bir bölüm yoktu. Düşünsenize bütün sanatları bünyesinde bulunduran, her türlü sanatı alarak kendi potasında erittikten sonra izleyiciye sunan tiyatro, Güzel Sanatlar Liselerimizde ancak yer bulabildi. Varın gayrısını siz düşünün.
Son yıllarda tiyatrolardan yetişen alaylı oyuncuların boy göstermesi, ekranlarda ya da sahnelerde başarılı olması bu kararın daha da gecikmesinin önüne geçti diye düşünülebilir.
Ailelerin küçük yaştaki evlatlarını yaratıcı drama kurslarına göndererek daha eğitimli bireylerin yetişmesi gelecekte ki gereksinimi arttıracağı kesindi.
Toplumların ilerlemesi için jenerasyonların birbirleri ile yarışta olması kaçınılmaz. Her erkek evlat babasından daha başarılı olmalı, her kız çocuğu annesinden öğrendiklerinin üstüne koyup bilgi, beceri ve hayat tecrübelerini geliştirerek bir sonraki jenerasyonun önünü açmalı. Yıllardır iki çıkmaz sokak arasında gidip gelen sanat etkinliklerimizle artık daha yaratıcı daha dikkate değer eserlerle karşılaşmaktayız.
Çocuklarınızı, gençlerimizi bu kurslara veya eğitim kurumlarına göndermekten imtina etmeyin. Elbette hepsi star olmayacak, hepsi sahnelerde boy göstermeyecek ama hepsi çok iyi birer izleyici olacak. ‘Z’ kuşağının sorgulama yetenekleri ile daha sorgulanabilir ve her soruya daha net cevaplar verebilen, iş görüşmesinde daha dik bir duruş sergileyen, iletişim kurarken ağzından çıkacak kelimelerin tonlamalarına dikkat eden, yaptığı her şeyin sorumluluğunu taşımayı destur edinen bir yeni nesil oluşur.
Yukarıdaki paragrafı yazarken ne kadar da keyif aldım. Demek ki bunlara olan özlemimiz çok büyük. Kalabalıklar içinde yalnız kaldığımız bu günlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz güçlü duruş, özgür karar verebilme yeteneği son zamanlarda oldukça azaldı. Güvensizlik duyduğumuz insanlardan uzaklaşarak kendi kabuklarında yaşama çabasında olan sıradan insanlar haline geldik.
Bırakın çocuklarımız kendilerini kurtarsın, hayata daha sağlam ve sıkı tutunsunlar.
Unutmayın; hayat ileriye doğru yaşanır, geriye bakıldığında anlaşılır.
Biraz geriye bakın ve çocuklarınızı kendi keşkelerinizden koruyun…
Hayat çelişkileri barıştırma sanatıdır. Yapmam dediğimiz şeyleri yaptığımız doğrudur.
Çocuğu “çocuk” yapan veya çocukluğunu yaşamasını sağlayan etkenlerden biri de oyundur. Ama oyunun çocuk için önemi büyükler tarafından yeterince bilindiği söylenebilir mi? Acaba oyun sanıldığı gibi sadece çocuğu meşgul eden ve anne-babasına nefes aldıran bir araç mıdır?
Çocuklar neden oyun oynar? Bu sorunun cevabı Freud’a göre; çocukluk yılları boyunca çocukların büyüme ve yetişkinlerin yaptığını yapma şeklindeki tek istekle güdülüyor olmasındandır. Bu istek onların tüm oyunlarının da güdüsüdür. Oyun ayrıca, çocukların enerjilerini boşaltacakları ilk ve en etkili araç olarak kabul edilebilir. Sanatla kalın...
Son yıllarda tiyatrolardan yetişen alaylı oyuncuların boy göstermesi, ekranlarda ya da sahnelerde başarılı olması bu kararın daha da gecikmesinin önüne geçti diye düşünülebilir.
Ailelerin küçük yaştaki evlatlarını yaratıcı drama kurslarına göndererek daha eğitimli bireylerin yetişmesi gelecekte ki gereksinimi arttıracağı kesindi.
Toplumların ilerlemesi için jenerasyonların birbirleri ile yarışta olması kaçınılmaz. Her erkek evlat babasından daha başarılı olmalı, her kız çocuğu annesinden öğrendiklerinin üstüne koyup bilgi, beceri ve hayat tecrübelerini geliştirerek bir sonraki jenerasyonun önünü açmalı. Yıllardır iki çıkmaz sokak arasında gidip gelen sanat etkinliklerimizle artık daha yaratıcı daha dikkate değer eserlerle karşılaşmaktayız.
Çocuklarınızı, gençlerimizi bu kurslara veya eğitim kurumlarına göndermekten imtina etmeyin. Elbette hepsi star olmayacak, hepsi sahnelerde boy göstermeyecek ama hepsi çok iyi birer izleyici olacak. ‘Z’ kuşağının sorgulama yetenekleri ile daha sorgulanabilir ve her soruya daha net cevaplar verebilen, iş görüşmesinde daha dik bir duruş sergileyen, iletişim kurarken ağzından çıkacak kelimelerin tonlamalarına dikkat eden, yaptığı her şeyin sorumluluğunu taşımayı destur edinen bir yeni nesil oluşur.
Yukarıdaki paragrafı yazarken ne kadar da keyif aldım. Demek ki bunlara olan özlemimiz çok büyük. Kalabalıklar içinde yalnız kaldığımız bu günlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz güçlü duruş, özgür karar verebilme yeteneği son zamanlarda oldukça azaldı. Güvensizlik duyduğumuz insanlardan uzaklaşarak kendi kabuklarında yaşama çabasında olan sıradan insanlar haline geldik.
Bırakın çocuklarımız kendilerini kurtarsın, hayata daha sağlam ve sıkı tutunsunlar.
Unutmayın; hayat ileriye doğru yaşanır, geriye bakıldığında anlaşılır.
Biraz geriye bakın ve çocuklarınızı kendi keşkelerinizden koruyun…
Hayat çelişkileri barıştırma sanatıdır. Yapmam dediğimiz şeyleri yaptığımız doğrudur.
Çocuğu “çocuk” yapan veya çocukluğunu yaşamasını sağlayan etkenlerden biri de oyundur. Ama oyunun çocuk için önemi büyükler tarafından yeterince bilindiği söylenebilir mi? Acaba oyun sanıldığı gibi sadece çocuğu meşgul eden ve anne-babasına nefes aldıran bir araç mıdır?
Çocuklar neden oyun oynar? Bu sorunun cevabı Freud’a göre; çocukluk yılları boyunca çocukların büyüme ve yetişkinlerin yaptığını yapma şeklindeki tek istekle güdülüyor olmasındandır. Bu istek onların tüm oyunlarının da güdüsüdür. Oyun ayrıca, çocukların enerjilerini boşaltacakları ilk ve en etkili araç olarak kabul edilebilir. Sanatla kalın...
Etiketler: