ÖZELLİKLE 2000’li yıllardan sonra tüm dünyada internet ve internet üzerinden yayın yapan mecralardaki kullanım alanlarının artışı, sosyolojik anlamda yeni dengelerin ve projelerin de oluşmasını beraberinde getiriyor.
Türkiye, son günlerde, yeni medya denilen mecra üzerinden bu zamana kadar yaşamadığı kadar hemen her dakika yeni olaylarla yüz yüze geliyor.
Medya büyük bir sınavdan geçiyor. Değişik ve tarif etmekte zorlanılacak bir dönem yaşıyoruz. Sedat Peker’in YouTube hesabından bölüm bölüm dizi gibi yayınladığı videolar ile sosyal medya paylaşımları, milyonlarca kere izlenirken memleketimizin büyük gazetecilerinin konu hakkındaki köşe yazılarını bulmak oldukça zor. Bir solda bir sağda, ne yapacağına karar verememişlerle, kendi açıkları ortaya çıkmasın diye susanların sessizlik yarışı sürüyor.
Bu suskunluk insanı sağır ediyor. Bir suç örgütünün lideri, ülkenin İçişleri Bakanı hakkında akla hayale gelmeyecek suçlamalarda bulunuyor. Kimseden çıt çıkmıyor. Dinlediklerimize göre arama kararı bulunan bir suçluya, bakan ülkeye dönebileceği zamana dair sözler veriyor, ana muhalefetin grup başkanvekili bu ikili arasındaki aracı gazetecileri tanıyor, muhalefet ve iktidar beraberce “Türkiye’ye operasyon yapılıyor” diyor. Eski başbakanın oğlu hakkında uyuşturucu ticareti yapmış diye iddiada bulunuluyor. İlgili suç liderini devletin İçişleri Bakanı, “Bir siyasetçiye ayda 10 bin dolar yolluyor” diye suçluyor vs.
Yurtdışından konuşmalarını paylaşıp yayınlatan bir örgüt lideri, adeta siyasetçileri parmağında oynatıyor. Ülkeye dönüş bileti yandı diye tüm bu vaveylayı kopartan Peker’e sempati besleyenler dahi çıkmaya başladı. Medyada, siyasette fanatiklik almış başını gidiyor. Çete başlarının önünde el pençe divan duran, bunlardan galon galon para yiyen ve yediren, bunlarla iş tutan siyasetçi ister iktidar ister muhalefetten yana olsun, ne fark eder ki?
**
Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu kadar komik, daha doğrusu traji komik bir ikili görmeyeli epey olmuştu. Biz kendi kendini bitiren, kendince sivrilmeye çalışırken rezil olan adam çok gördük siyaset arenasında ama şu ikisinin düştüğü dürüm ciddi ciddi güldürüyor. Ancak CHP medyasından aldıkları desteğe mi, kendilerini konumlandırdıkları yere mi yoksa hayallerine mi daha çok güleceğime karar veremiyorum. Kafadarlardan Babacan olanı, “Abdullah Gül muhalefetin çatı adayı olsa kazanırdı. Ben onun muhalefet adayı olması için uğraştım” demiş. İlk cümleye kahkaha basılır. İkincisine de şok bir ifadeyle öylece bakakalınır herhalde. Açık açık kendi partisine nasıl ihanet ettiğini itiraf ediyor. Üstüne bir de saçmalıyor. Ayrıca bütün seçmenler bıkkın bir şekilde şu Abdullah Gül ve taraftarları azalarak bitse derken, adamlar her seçim dönemi mantar gibi türüyor.
Sevmediğin ot dibinde bitermiş misali, bizler bu sahte bakışlı, sahte gülüşlü, mıymıntı tiplerden bir türlü kurtulamıyoruz. Sessiz, kararsız, dengesiz, gizemli, yıllardır her türlü ciddi dönüm noktasında bir karakter sergilemekten aciz kalmış olan şu “şanlı” Abdullah Gül’ü keşke biri bir yere aday yapsa da keyifle izlesek. Alelade bir dernek başkanlığı için falan da olur. Ne olur yeter ki birinin, bir makamın adayı olsun da hepimiz rahatlayalım!
**
Meral Akşener hakkında yazmak epey yorucu. Tıpkı kendisini dinlemek gibi. Söyledikleri, tavrı, üslubu, ses tonu, her davranışı aşırı ve yapay. Nasıl anlatsam, Erdoğan’ı Netanyahu’ya benzetip kendisine “Bay Meral” denmesine alınıyor. Öyle biri işte. Geçelim...
**
Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz günlerde ana muhalefetin yüz akı olarak patetesli börek açtı ve milyonların gönlünü kazanmayı başardı. Kendisine kin ve nefret besleyen varsa ellerini vicdanlarına koymalarını ve yüzüne bir kez olsun bakmalarını istiyorum. O iddialı, meydan okuyan tavırdaki kendinden emin ifadesini görüp, hala aynı şeyi düşüneceğinizi sanmam. Hele de o mutfak tezgahındaki halinden sonra... Cumhurbaşkanı adayı olacağına dair iddialar her geçen gün artarken sizleri, kendisinin Ekmeleddin İhsanoğlu’nun 14 partilik dayanışma sonucu yüzde 38 oy alarak kaybettiği seçimden sonraki “Biz kazandık” temalı konuşmasını, sonra da Muharrem İnce’nin “çıkmışsın yenmiş” serzenişleriyle dolu tiradını dinlemeye davet ediyor ve esenlikler diliyorum. Kirli siyasetimiz, medyamız ve yalakaların içinde bir nebze gülümsemek CHP ile her zaman mümkün, ne mutlu bize..
Sonuç;
Kirli Çarkın dişlileri; bürokrasi, medya, siyaset, STK, iş dünyası, yeraltı dünyasıyla hep iç içe olmuş. Devletin derinlerini temsil edenlerin iç kavgası sokaklarda da vücut bulmuş... Mehmet Ağar ve Mehmet Eymür’ün çekişmesini sağır sultan bilir. 80 sonrası albay ve paşaların da gün yüzüne çıktığını gördük. Bu gelişmeler yer yer devletin raporlarına da girdi. Günlerce aylarca konuşuldu ama bir sonuç çıkmadı. Çeşitli raporlara giren onca olayın ardından ‘dağ fare’ doğurdu. Bu ülkede bağırsak temizliği bir türlü gerçekleşmiyor.
Netice Sedat Peker’in videoları milyonlarca takipçiye ulaştı. Anlatılan olaylarda bilinmeyen ne var?
Sanki ilk defa duyuyormuş gibi olay köpürtülüyor. Beyaz yakalı çeteler ise asla görünmüyorlar.
Heyhat; Devletin gücünü kullananlar tarafından önü açılanlar haddini aşıp devletten alacaklıyız diyebiliyor.
Medya ise adeta üç maymunu oynuyor.
Bu kirli çark yönetim; paydaşlarının rol aldığı orjinal isim ve FaceTime görüntülü yayınlarla gişe rekoruna koştu.
Sahi, gişe deyince iç-dış “lobi” destekleri olmadan bu rekorun olmayacağını da sanırım hatırlatmamda mahsur yoktur.
Türkiye, son günlerde, yeni medya denilen mecra üzerinden bu zamana kadar yaşamadığı kadar hemen her dakika yeni olaylarla yüz yüze geliyor.
Medya büyük bir sınavdan geçiyor. Değişik ve tarif etmekte zorlanılacak bir dönem yaşıyoruz. Sedat Peker’in YouTube hesabından bölüm bölüm dizi gibi yayınladığı videolar ile sosyal medya paylaşımları, milyonlarca kere izlenirken memleketimizin büyük gazetecilerinin konu hakkındaki köşe yazılarını bulmak oldukça zor. Bir solda bir sağda, ne yapacağına karar verememişlerle, kendi açıkları ortaya çıkmasın diye susanların sessizlik yarışı sürüyor.
Bu suskunluk insanı sağır ediyor. Bir suç örgütünün lideri, ülkenin İçişleri Bakanı hakkında akla hayale gelmeyecek suçlamalarda bulunuyor. Kimseden çıt çıkmıyor. Dinlediklerimize göre arama kararı bulunan bir suçluya, bakan ülkeye dönebileceği zamana dair sözler veriyor, ana muhalefetin grup başkanvekili bu ikili arasındaki aracı gazetecileri tanıyor, muhalefet ve iktidar beraberce “Türkiye’ye operasyon yapılıyor” diyor. Eski başbakanın oğlu hakkında uyuşturucu ticareti yapmış diye iddiada bulunuluyor. İlgili suç liderini devletin İçişleri Bakanı, “Bir siyasetçiye ayda 10 bin dolar yolluyor” diye suçluyor vs.
Yurtdışından konuşmalarını paylaşıp yayınlatan bir örgüt lideri, adeta siyasetçileri parmağında oynatıyor. Ülkeye dönüş bileti yandı diye tüm bu vaveylayı kopartan Peker’e sempati besleyenler dahi çıkmaya başladı. Medyada, siyasette fanatiklik almış başını gidiyor. Çete başlarının önünde el pençe divan duran, bunlardan galon galon para yiyen ve yediren, bunlarla iş tutan siyasetçi ister iktidar ister muhalefetten yana olsun, ne fark eder ki?
**
Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu kadar komik, daha doğrusu traji komik bir ikili görmeyeli epey olmuştu. Biz kendi kendini bitiren, kendince sivrilmeye çalışırken rezil olan adam çok gördük siyaset arenasında ama şu ikisinin düştüğü dürüm ciddi ciddi güldürüyor. Ancak CHP medyasından aldıkları desteğe mi, kendilerini konumlandırdıkları yere mi yoksa hayallerine mi daha çok güleceğime karar veremiyorum. Kafadarlardan Babacan olanı, “Abdullah Gül muhalefetin çatı adayı olsa kazanırdı. Ben onun muhalefet adayı olması için uğraştım” demiş. İlk cümleye kahkaha basılır. İkincisine de şok bir ifadeyle öylece bakakalınır herhalde. Açık açık kendi partisine nasıl ihanet ettiğini itiraf ediyor. Üstüne bir de saçmalıyor. Ayrıca bütün seçmenler bıkkın bir şekilde şu Abdullah Gül ve taraftarları azalarak bitse derken, adamlar her seçim dönemi mantar gibi türüyor.
Sevmediğin ot dibinde bitermiş misali, bizler bu sahte bakışlı, sahte gülüşlü, mıymıntı tiplerden bir türlü kurtulamıyoruz. Sessiz, kararsız, dengesiz, gizemli, yıllardır her türlü ciddi dönüm noktasında bir karakter sergilemekten aciz kalmış olan şu “şanlı” Abdullah Gül’ü keşke biri bir yere aday yapsa da keyifle izlesek. Alelade bir dernek başkanlığı için falan da olur. Ne olur yeter ki birinin, bir makamın adayı olsun da hepimiz rahatlayalım!
**
Meral Akşener hakkında yazmak epey yorucu. Tıpkı kendisini dinlemek gibi. Söyledikleri, tavrı, üslubu, ses tonu, her davranışı aşırı ve yapay. Nasıl anlatsam, Erdoğan’ı Netanyahu’ya benzetip kendisine “Bay Meral” denmesine alınıyor. Öyle biri işte. Geçelim...
**
Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz günlerde ana muhalefetin yüz akı olarak patetesli börek açtı ve milyonların gönlünü kazanmayı başardı. Kendisine kin ve nefret besleyen varsa ellerini vicdanlarına koymalarını ve yüzüne bir kez olsun bakmalarını istiyorum. O iddialı, meydan okuyan tavırdaki kendinden emin ifadesini görüp, hala aynı şeyi düşüneceğinizi sanmam. Hele de o mutfak tezgahındaki halinden sonra... Cumhurbaşkanı adayı olacağına dair iddialar her geçen gün artarken sizleri, kendisinin Ekmeleddin İhsanoğlu’nun 14 partilik dayanışma sonucu yüzde 38 oy alarak kaybettiği seçimden sonraki “Biz kazandık” temalı konuşmasını, sonra da Muharrem İnce’nin “çıkmışsın yenmiş” serzenişleriyle dolu tiradını dinlemeye davet ediyor ve esenlikler diliyorum. Kirli siyasetimiz, medyamız ve yalakaların içinde bir nebze gülümsemek CHP ile her zaman mümkün, ne mutlu bize..
Sonuç;
Kirli Çarkın dişlileri; bürokrasi, medya, siyaset, STK, iş dünyası, yeraltı dünyasıyla hep iç içe olmuş. Devletin derinlerini temsil edenlerin iç kavgası sokaklarda da vücut bulmuş... Mehmet Ağar ve Mehmet Eymür’ün çekişmesini sağır sultan bilir. 80 sonrası albay ve paşaların da gün yüzüne çıktığını gördük. Bu gelişmeler yer yer devletin raporlarına da girdi. Günlerce aylarca konuşuldu ama bir sonuç çıkmadı. Çeşitli raporlara giren onca olayın ardından ‘dağ fare’ doğurdu. Bu ülkede bağırsak temizliği bir türlü gerçekleşmiyor.
Netice Sedat Peker’in videoları milyonlarca takipçiye ulaştı. Anlatılan olaylarda bilinmeyen ne var?
Sanki ilk defa duyuyormuş gibi olay köpürtülüyor. Beyaz yakalı çeteler ise asla görünmüyorlar.
Heyhat; Devletin gücünü kullananlar tarafından önü açılanlar haddini aşıp devletten alacaklıyız diyebiliyor.
Medya ise adeta üç maymunu oynuyor.
Bu kirli çark yönetim; paydaşlarının rol aldığı orjinal isim ve FaceTime görüntülü yayınlarla gişe rekoruna koştu.
Sahi, gişe deyince iç-dış “lobi” destekleri olmadan bu rekorun olmayacağını da sanırım hatırlatmamda mahsur yoktur.
Etiketler: