Kayıp ve Yas
Ölümü anlamlandırmak, kabullenmek çok zor olsa da hayat akıp giderken olduğumuz yerde duramayız!
Kayıp ve Yas
Corono virüs, ne yazık ki bizleri kısa bir süre içerisinde etkisi altına
almıştı. Yayılımının önüne geçilemediği ve kontrolünün halen sağlanamadığı bu
hastalık; günlük rutinlerimizi de tamamiyle değiştirir hale geldi. Fizyolojik,
psikolojik, sosyal, ekonomik açıdan her türlü alanda tüm sarsıcılığıyla
kendisini belli eden corona virüs, hayatımızın odağı haline geldi. Yaşadığımız
bu ekstrem duruma karşı adapte olma gayretindeyken vaka ve ölüm artışları da
bizi tetikler hale geldi. Yaşanan kayıplar karşısında daha kaygılı ve üzüntülü
hisseder olduk. Hastalığın sebepleri, bulaşı ve seyri gibi konular henüz daha
yeni ele alınırken, en ciddi sonucunu ise ne yazık ki pek çoğumuz yakınlarımızı
kaybederek yaşantıladık. Daha da önemlisi alışılagelmiş cenaze törenlerinin
dışında vedalaşmalar yaşayarak, yas sürecini farklı bir şekilde deneyimler
olduk. Tüm hayatın anlamı değişirken, ülkece hatta dünyaca bitmeyen bir yas
sürecine adım attık.
Bir yakınımızı kaybettiğimizde yaşadığımız
o tarifsiz acı, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına dair
inanışlarımız doruklarda olur, yerine kimseyi koyamayacağımızı düşünür, bu
derin kederle hayatımıza devam ederiz. Bu yazıyı okurken muhtemelen
bahsedilenleri deneyimlediğiniz satırlar göreceksiniz çünkü yas tepkileri bireysel
olsalar da birbirine benzerdir. Konuya geçmeden önce söyleyeceğim şu ki hayat
içerisinde kayıplar var senin, benim, hepimiz için; bunu bilerek yaşıyor ve bir
noktada kendimizi hazırlayabiliyoruz ancak yitip giden bir can ardından eşsiz
bir üzüntü duyabiliyoruz, Bu çok kıymetli olmakla beraber kurduğumuz bağın
gücünü göstermekte ve hayat serüvenimizde böyle bir değerlerle karşılaştığımız
için aslında oldukça şanslıyızdır.
Kayıp genel bir tabirle, sevilen bir
kişinin yada nesnenin yitirilmesidir. Bu öylesine büyüktür ki kişide bir
eksilme duygusunu da beraberinde getirir. Yas ise kişinin kayıp karşısında
verdiği tepki olarak açıklanabilir, yine bu kişiden kişiye değişiklik
gösteriyor olsa da büyük oranda depresif bir duygu durumunun eşlik ettiğini
söylemek mümkün.
Peki biz bir başkasının kaybı karşısında
her zaman doğru yaklaşabiliyor muyuz? Maalesef, genellikle hayır. Kişinin ne
yaşadığını tam olarak bilmeden hüküm verebiliyoruz. Çoğu zaman da kaybı
büyük-küçük kayıplar olarak bile ayırır hale geliyoruz. Peki sizce kaybın
miktarı var mıdır? Başkasının kaybını azlık çokluk yönünden betimlemek oldukça
acımasız olmaz mı sizce de? Bir çocuğun oyuncağını kaybetmesi, bir yetişkinin
annesini kaybetmesi yada bir ileri yaşlının hayat arkadaşını kaybetmesinin yarattığı
acıyı ölçemeyiz; acı, acıdır ve her kayıp beraberinde o kişiye keder getirir.
Yitirilen şey her ne olursa olsun o kişide neyi temsil ediyor bunu görebilmek
oldukça önemli. Bu konuda yapacağımız olası hatalardan biri, kişinin yaşamış
olduğu kayba ve beraberinde getirdiği zorlanmaya saygı duyamamak olacaktır.
Kayıp yaşandıktan sonra süreç işlerken
dünya anlamsız hale gelecektir ve kişi bu durumun bir daha asla düzelmeyeceğine
dair bir algıya kapılacaktır. Bu son derece hassas bir mesele olduğundan yitimin
ardından yapılabilecek ilk ve en iyi müdahale yaşadığı durumun anlaşılabilir
olduğunu ifade etmek olacaktır. Küçük
bir örnekle; bir çocuk çok sevdiği ve belki de hiç elinden düşürmediği, gece
uykusuna bile birlikte hazırlandığı oyuncağını kaybettiğinde verdiği tepkileri
anlamsız ve yersiz bulmak onu daha iyi hissettirmeyecektir; aksine
anlaşılmadığını düşünmesi neticesinde daha büyük sıkıntıları da doğuracaktır.
Şimdi de ölüm üzerinden aynı konuya değinelim, anne kaybı yaşayan bir yetişkin
için de süreç tam olarak böyle işler. Kaybedilen nesneye öylesine büyük bir
yatırım yapmışızdır ki bu boşluğu doldurmaya çalışırız yas sürecinde; fakat
nesne artık yitip gitmiştir, farkındalığımız hemen oluşmayacağından bir başka
nesneye de yönelemez hale gelinir ve gündelik hayatımız işlevsiz bir hal alır,
yas sürecine başlanır. Devamlılık durumunun son bulduğu bu aşamanın ardından
sancılı bir döneme girilebilir çünkü tam bu noktada aslında pek çok farkında
olmadan işleyen mekanizma zarar görecektir. Kaybettiğimiz kişi hayatımızın her
alanında ve uzun bir döneminde yer alırken artık orada yoktur. Kişi hem
geçmişini hatırlamaktan hem gelecek planlarında artık o kişinin olmayacağından
hatta artık kendisinin bile eskisi gibi bir insan olamayacağından yakınır.
Örneğin eşini kaybeden biri artık eş konumunda değildir; hem kendi içinde
bulunduğu rolü kaybetmiş hem de eşini kaybetmiş ve bununla birlikte pek çok
kaybı da beraberinde getirmiştir. Özellikle ani ve beklenmedik ölümler
karşısında kişi kendi hayatı da dahil olmak üzere kontrol hissini kaybettiğine
yönelik endişeler duyabilir.
Olası yas belirtileri ise genellikle şok
ile başlar ve inkar ile devam eder ardından ise kişi kendini son derece kızgın
hisseder. Bu kızgınlık hem kişinin kendisine hem de ölen kişiye yönelik bir kızgınlık
olabilir. Bu mekanizmanın ardından ise çaresizlik baş gösterir, kişi depresif
belirtilerin tümünü sergiler; içe kapanma, hayattan zevk almama, genel
mutsuzluk-keyifsizlik ile ilerler ve tam bu noktada psikiyatrik ve psikolojik
bir müdahaleyi gerektirir. Tüm bunların sonunda ise artık kabullenme yaşanır
ancak bu kabulün kişide hangi alanları etkilediğini bilmek ve takip etmek
oldukça önemli, nasıl baş edeceğini bilmiyorsa zarar görmesi muhtemeldir.
Ölümü anlamlandırmak, kabullenmek çok zor
olsa da hayat akıp giderken olduğumuz yerde duramayız. Bize bahşedilen hayatı
tüm güzellikleriyle, acılarıyla yaşamak ve devam ettirmek durumundayız. Peki
yas sürecinden en az hasarla çıkabilmek için neler yapılabilir? Öncelikle kayıp anında kişilerin duygularını
onaylayabilmeyiz, onu anladığımızı ifade etmeli, yaşadığı durumun zor olduğunu
ancak atlatmasının imkansız olmadığını dile getirmeliyiz. Verdiği tepkileri
anormal olarak adlandırmamalıyız, biliyoruz ki yas tepkileri anormal bir durum
karşısında verdiğimiz normal tepkilerdir aslında… Sonrasında ise ne yapacağız?
Kişinin baş etme becerilerini ortaya çıkarmalı ve bunun üzerinden adımlarımızı
belirlemeliyiz. Kimi için fizik mekanizması kimi için duygu kimi için ise
bilişsel mekanizmalar daha etkili olacaktır. Bunları bilmek bizi
hızlandıracaktır. Örneğin bir kimse için ağlamaksa baş etme yöntemi lütfen izin
verin ağlasın yada sahilde yürüyüp bir nefes almaksa engel olmayın; spor ona
iyi gelecekse “şimdi zamanı değil’’ deyip, ertelemesine neden olmamalıyız. Kimse
aynı şekilde yas tutmak zorunda değildir. Hangi kanal baskın çalışıyor ise o
konularda kendini özgür hissetmesini sağlamalıyız. Biliyoruz ki yas yaşanırken
güç kaybı hissedilir elimizden geldiğince eski gücünü ona hatırlamalıyız ve bir
anlamda onu teşvik etmeliyiz. Aksi halde biz ya da yakınımız her kim olursa
olsun aylar geçse bile yorganın altında geçmiş anılarla baş başa kalabiliriz.
Kayıp ile birlikte yarım kalan bir beraberliğin onda yarattığı acıyı hissedin,
anlayın onu tüm kalbinizle dinleyin, acısını paylaşın. Ölüm elbette ki doğal ve
oldukça tanıdık ancak kabul edilmesi zor olduğunu da aklımızdan çıkarmadan
olabildikçe sabırla kayıp yaşayan bireyin yanında olabilmeli ve yasını
tutabilmesine izin vermeliyiz. Çünkü asıl sorunlar tutulamayan yaslar ile
kendini belli edecektir.
Uzm.
Klinik Psikolog
Şebnem Zafer
Baypark
Hospital
Ilgili Haberler
AK Parti Bayrampaşa İlçe Gençlik Kolları Başkanı Ferhat Altunbey'den bayram mesajı
22.05.2026
AK Parti Bayrampaşa İlçe Gençlik Kolları Başkanı Ferhat Altunbey'den Bayram mesajı
22.05.2026
Bayrampaşa protokolünden Ulaş İnşaat’a ziyaret
22.05.2026
Paşavizyon Gazetesi’nden Kaymakam Abdullah Çiftçi’ye nezaket ziyareti
22.05.2026