23 Mayıs 2026 Cumartesi
SON DAKİKA
Bayrampaşa 16.08.2021

Kayıp ve Yas

Ölümü anlamlandırmak, kabullenmek çok zor olsa da hayat akıp giderken olduğumuz yerde duramayız!

2118 7 dk 0 yorum
Paylaş:
Kayıp ve Yas

Kayıp ve Yas

Corono virüs, ne yazık ki bizleri kısa bir süre içerisinde etkisi altına almıştı. Yayılımının önüne geçilemediği ve kontrolünün halen sağlanamadığı bu hastalık; günlük rutinlerimizi de tamamiyle değiştirir hale geldi. Fizyolojik, psikolojik, sosyal, ekonomik açıdan her türlü alanda tüm sarsıcılığıyla kendisini belli eden corona virüs, hayatımızın odağı haline geldi. Yaşadığımız bu ekstrem duruma karşı adapte olma gayretindeyken vaka ve ölüm artışları da bizi tetikler hale geldi. Yaşanan kayıplar karşısında daha kaygılı ve üzüntülü hisseder olduk. Hastalığın sebepleri, bulaşı ve seyri gibi konular henüz daha yeni ele alınırken, en ciddi sonucunu ise ne yazık ki pek çoğumuz yakınlarımızı kaybederek yaşantıladık. Daha da önemlisi alışılagelmiş cenaze törenlerinin dışında vedalaşmalar yaşayarak, yas sürecini farklı bir şekilde deneyimler olduk. Tüm hayatın anlamı değişirken, ülkece hatta dünyaca bitmeyen bir yas sürecine adım attık. 
Bir yakınımızı kaybettiğimizde yaşadığımız o tarifsiz acı, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına dair inanışlarımız doruklarda olur, yerine kimseyi koyamayacağımızı düşünür, bu derin kederle hayatımıza devam ederiz. Bu yazıyı okurken muhtemelen bahsedilenleri deneyimlediğiniz satırlar göreceksiniz çünkü yas tepkileri bireysel olsalar da birbirine benzerdir. Konuya geçmeden önce söyleyeceğim şu ki hayat içerisinde kayıplar var senin, benim, hepimiz için; bunu bilerek yaşıyor ve bir noktada kendimizi hazırlayabiliyoruz ancak yitip giden bir can ardından eşsiz bir üzüntü duyabiliyoruz, Bu çok kıymetli olmakla beraber kurduğumuz bağın gücünü göstermekte ve hayat serüvenimizde böyle bir değerlerle karşılaştığımız için aslında oldukça şanslıyızdır.
Kayıp genel bir tabirle, sevilen bir kişinin yada nesnenin yitirilmesidir. Bu öylesine büyüktür ki kişide bir eksilme duygusunu da beraberinde getirir. Yas ise kişinin kayıp karşısında verdiği tepki olarak açıklanabilir, yine bu kişiden kişiye değişiklik gösteriyor olsa da büyük oranda depresif bir duygu durumunun eşlik ettiğini söylemek mümkün.
Peki biz bir başkasının kaybı karşısında her zaman doğru yaklaşabiliyor muyuz? Maalesef, genellikle hayır. Kişinin ne yaşadığını tam olarak bilmeden hüküm verebiliyoruz. Çoğu zaman da kaybı büyük-küçük kayıplar olarak bile ayırır hale geliyoruz. Peki sizce kaybın miktarı var mıdır? Başkasının kaybını azlık çokluk yönünden betimlemek oldukça acımasız olmaz mı sizce de? Bir çocuğun oyuncağını kaybetmesi, bir yetişkinin annesini kaybetmesi yada bir ileri yaşlının hayat arkadaşını kaybetmesinin yarattığı acıyı ölçemeyiz; acı, acıdır ve her kayıp beraberinde o kişiye keder getirir. Yitirilen şey her ne olursa olsun o kişide neyi temsil ediyor bunu görebilmek oldukça önemli. Bu konuda yapacağımız olası hatalardan biri, kişinin yaşamış olduğu kayba ve beraberinde getirdiği zorlanmaya saygı duyamamak olacaktır.
Kayıp yaşandıktan sonra süreç işlerken dünya anlamsız hale gelecektir ve kişi bu durumun bir daha asla düzelmeyeceğine dair bir algıya kapılacaktır. Bu son derece hassas bir mesele olduğundan yitimin ardından yapılabilecek ilk ve en iyi müdahale yaşadığı durumun anlaşılabilir olduğunu ifade etmek olacaktır.  Küçük bir örnekle; bir çocuk çok sevdiği ve belki de hiç elinden düşürmediği, gece uykusuna bile birlikte hazırlandığı oyuncağını kaybettiğinde verdiği tepkileri anlamsız ve yersiz bulmak onu daha iyi hissettirmeyecektir; aksine anlaşılmadığını düşünmesi neticesinde daha büyük sıkıntıları da doğuracaktır. Şimdi de ölüm üzerinden aynı konuya değinelim, anne kaybı yaşayan bir yetişkin için de süreç tam olarak böyle işler. Kaybedilen nesneye öylesine büyük bir yatırım yapmışızdır ki bu boşluğu doldurmaya çalışırız yas sürecinde; fakat nesne artık yitip gitmiştir, farkındalığımız hemen oluşmayacağından bir başka nesneye de yönelemez hale gelinir ve gündelik hayatımız işlevsiz bir hal alır, yas sürecine başlanır. Devamlılık durumunun son bulduğu bu aşamanın ardından sancılı bir döneme girilebilir çünkü tam bu noktada aslında pek çok farkında olmadan işleyen mekanizma zarar görecektir. Kaybettiğimiz kişi hayatımızın her alanında ve uzun bir döneminde yer alırken artık orada yoktur. Kişi hem geçmişini hatırlamaktan hem gelecek planlarında artık o kişinin olmayacağından hatta artık kendisinin bile eskisi gibi bir insan olamayacağından yakınır. Örneğin eşini kaybeden biri artık eş konumunda değildir; hem kendi içinde bulunduğu rolü kaybetmiş hem de eşini kaybetmiş ve bununla birlikte pek çok kaybı da beraberinde getirmiştir. Özellikle ani ve beklenmedik ölümler karşısında kişi kendi hayatı da dahil olmak üzere kontrol hissini kaybettiğine yönelik endişeler duyabilir.
Olası yas belirtileri ise genellikle şok ile başlar ve inkar ile devam eder ardından ise kişi kendini son derece kızgın hisseder. Bu kızgınlık hem kişinin kendisine hem de ölen kişiye yönelik bir kızgınlık olabilir. Bu mekanizmanın ardından ise çaresizlik baş gösterir, kişi depresif belirtilerin tümünü sergiler; içe kapanma, hayattan zevk almama, genel mutsuzluk-keyifsizlik ile ilerler ve tam bu noktada psikiyatrik ve psikolojik bir müdahaleyi gerektirir. Tüm bunların sonunda ise artık kabullenme yaşanır ancak bu kabulün kişide hangi alanları etkilediğini bilmek ve takip etmek oldukça önemli, nasıl baş edeceğini bilmiyorsa zarar görmesi muhtemeldir.
Ölümü anlamlandırmak, kabullenmek çok zor olsa da hayat akıp giderken olduğumuz yerde duramayız. Bize bahşedilen hayatı tüm güzellikleriyle, acılarıyla yaşamak ve devam ettirmek durumundayız. Peki yas sürecinden en az hasarla çıkabilmek için neler yapılabilir? Öncelikle  kayıp anında kişilerin duygularını onaylayabilmeyiz, onu anladığımızı ifade etmeli, yaşadığı durumun zor olduğunu ancak atlatmasının imkansız olmadığını dile getirmeliyiz. Verdiği tepkileri anormal olarak adlandırmamalıyız, biliyoruz ki yas tepkileri anormal bir durum karşısında verdiğimiz normal tepkilerdir aslında… Sonrasında ise ne yapacağız? Kişinin baş etme becerilerini ortaya çıkarmalı ve bunun üzerinden adımlarımızı belirlemeliyiz. Kimi için fizik mekanizması kimi için duygu kimi için ise bilişsel mekanizmalar daha etkili olacaktır. Bunları bilmek bizi hızlandıracaktır. Örneğin bir kimse için ağlamaksa baş etme yöntemi lütfen izin verin ağlasın yada sahilde yürüyüp bir nefes almaksa engel olmayın; spor ona iyi gelecekse “şimdi zamanı değil’’ deyip, ertelemesine neden olmamalıyız. Kimse aynı şekilde yas tutmak zorunda değildir. Hangi kanal baskın çalışıyor ise o konularda kendini özgür hissetmesini sağlamalıyız. Biliyoruz ki yas yaşanırken güç kaybı hissedilir elimizden geldiğince eski gücünü ona hatırlamalıyız ve bir anlamda onu teşvik etmeliyiz. Aksi halde biz ya da yakınımız her kim olursa olsun aylar geçse bile yorganın altında geçmiş anılarla baş başa kalabiliriz. Kayıp ile birlikte yarım kalan bir beraberliğin onda yarattığı acıyı hissedin, anlayın onu tüm kalbinizle dinleyin, acısını paylaşın. Ölüm elbette ki doğal ve oldukça tanıdık ancak kabul edilmesi zor olduğunu da aklımızdan çıkarmadan olabildikçe sabırla kayıp yaşayan bireyin yanında olabilmeli ve yasını tutabilmesine izin vermeliyiz. Çünkü asıl sorunlar tutulamayan yaslar ile kendini belli edecektir.

Uzm. KlinikPsikolog Şebnem Zafer
Baypark Hospital

 

Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.